"kaybeden" etiketli yazılar:

14 January 2011 Friday

Denge / zaman denklemi 2

Öğrenciyken rahmetli Muhan Soysal hocama sormuştum. “Bir yöneticinin mutlaka çok sakin olması gerekir mi?” diye.

“Sakin olsa daha iyi olur. Ama şart değil. Agresif de olabilir. Yeterki tutarlı olsun” demişti.

Tutarlılık için denge gerekiyor. O da zamanla elde ediliyor. Yeter ki buna zaman ayırsın.
:-)

  • Not: Tanıdığım, sevdiğim bazı genç arkadaşlar da patron oldular. Ben uyarımı yapayım. Zamanla olacak diye beklerken kendilerini ve şirketlerini zora sokmasınlar. Saat geriye çalışır.

:-)

10 January 2011 Monday

Haklısın Amirim

Çocukluk yıllarında bazıları “öğretmenim, konuştu”, “öğretmenim, üstüne döktü”diye onu bunu şikayet ederler.

O yaşlarda önlem alınmalı. Yoksa büyüdükten sonra da yaparlar. Başkalarının kabahatlerinin peşinde koşarlar. Şirkette onu bunu patrona şikayet ederler.

Daha da yükselince, çakal kesilirler. Yanlış yakalayınca gözlerini kan bürür. Herkese göstererek / duyurarak çömezleri azarlarlar. Özellikle, başkalarının elemanlarını hedef seçerler. Bahanesi “öğrensin diye yaptım“. Gerçeği ise…  Amirliğini ispatlama çabası.
;-)

Beni yıllar önce uyaran patronlarıma teşekkürler.

:-D

Ama unutmayalım ki terazi şaşmaz. Diğer kefeye ne koyarsan, onunla ölçülürsün.

Henüz işi bilmeyen bir çömezle kendini kıyaslamışsan, kesinlikle haklısındır. En çok o kadar değerlisindir.
:-)

24 December 2010 Friday

Performans ve potansiyel 2

Sevgili Hasan Başusta’nın friendfeed’deki “Çalışanların performansına değil, potansiyeline bakmalıyız. İkisinden biri eksikse bu yöneticinin suçudur, çalışanın değil.” cümlesine karşı örnekleri sıralıyorum. İlkini dün yazmıştım. Bugün ikincisi.
:-)

14’üncü kez iş değiştirdim. 2000 yılının Haziran ayında işe başladım.

Ekipteki bir hanım kızımızın ana dili gibi ingilizcesi vardı. Türkçesi de çok iyiydi. Ayrı yazılan de, da, ki’ler dışında; nezaketli değil nazik, cesaretli yerine cesur deneceğini de biliyordu. (Bunları önemserim.)

Performansı da yüksek bir arkadaştı. CRM projesine onunla başladım.

2000 yılı sonundaki çift hörgüçlü kriz başgösterdi. Kasım ayında bir tane… Sonra Şubat’ta bir tane daha. Birçok banka ya battı, ya da el değiştirdi. Çocuklarını özel okullardan alıp devlet okuluna verenler, işsiz kalıp Anadolu’ya göçenler, lüks semtlerdeki evlerini satıp ucuz yerlerde kiraya çıkanlar oldu. Büyük bankalarımız bile yabancı ortak almak zorunda kaldı. Bazıları maaş azaltması yaptı.

Bankamız krize hazırlıklıydı. O sene, maaş zammı ve başarı primi veren tek banka oldu.

Bizim katta, az ötemizde kriz masası kuruldu. Ekibe “Herkes krizle uğraşıyor. Fırsat bu fırsat. Biz kendi işimize bakalım. Kriz bittiği zaman ürün yelpazemizi genişletmiş olalım” dedim.
:-)

Durumumuz iyiydi. Ama hanım kızımız yine de depresyona girdi. “Ya kocası işsiz kalırsa…” endişesi onu yeyip bitirmeye başladı. Performansı düştü. Verim alamamaya başladım. Ayrıca sürekli olumsuzluk üretiyordu. Ekipteki diğer arkadaşlar da şikayet etmeye başladılar. Yoğun çalışma tempomuzu etkiliyordu.

Daha sonraki haftalar içinde birkaç kez konuştum. Sonuç değişmedi. Yollarımızı ayırdık.
:-(

Onunla çıktığımız yola, başkalarıyla devam ettik. Kriz bittiğinde, büyük bankalardaki ürün yelpazesine sahiptik. Daha sonra birçok ulusal ve uluslararası başarı öyküsüne imza attık.
:-D