"kaybeden" etiketli yazılar:

28 September 2014 Sunday

Özveri Kılığında Ego

Bana “Bu kadar çok yazı yazmanızın sebebi özgüven mi, ego mu ?” diye soran okuruma yanıtım bitmedi.

Uzun bir kişisel sorgulama süreci yarattığı için ona teşekkür ediyorum. Konuyu sayıdan alıp içerik’e getirdikten sonra devam ediyorum.

😉

İçerik üretmek aslında zaman alan bir konu. Elbette “rapor vermek ile teşhir etmek arasında bir yerde” yazanları kasdetmiyorum.  Okura katkıda bulunacak içerek üretiminden bahsediyorum.

Başkalarına yararlı olacak içerik üretmek çaba ve bilgi gerektiriyor diyorum ya… Bunu tanımadıklarınla paylaşmak hevesini sadece ego ve özgüven ile ifade etmek mümkün değil.

Çok zaman alıyor. Okuyup araştırmak gerekiyor. Uygun bir resim için bile, bazen saatlerce uğraşılıyor. Özgün içerik üretmek, zaten başlı başına bilgi ve çabanın yoğrulmasıyla sağlanıyor. Bence burada özveri işin içine giriyor.

eller-martin-eshner

Şu özveri kavramını da irdeleyelim:

Ajda Pekkan’ın bilmemkaçıncı estetik ameliyat sonrasında “Acaba seyircilerim onlar için nelere katlandığımı biliyorlar mı?” cümlesi var, özveri örneği olarak…

Süleyman Demirel’in “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim” sözünden daha iyisi… “Cumhurbaşkanı olacak mısınız?” sorusuna “Milletim benden hizmet bekliyorsa, reddedemem.” cümlesi de özveri’nin zirvesidir.

  • Benzer özveri cümleleri hatırlıyorsanız, ekleyebilirsiniz.

Bunları duyunca karpuz satıcısının “Kan gibi… Kıpkırmızıııı… Karpuz kırmızı, ben n’apiyim” çaresizliği gelir aklıma. Kahkahalarımı zor tutuyorum. Bir türlü ciddi olamıyorum.

😀

İşte bu noktada, ben de ego konusunda ikileme düşüyorum. Kendimi (ve birçok blog yazarını) şöhretli bir şarkıcı veya eski başbakan + cumhurbaşkanı ile kıyaslamıyorum. O kadar da ego yok.

Ego üzerine yazılarıma bakıyorum:

Ve bu soruyu haklı görmeye başlıyorum. Yoksa bazılarımız (belki ben bile) ego’yu (özgüven değil ama) özveri mi zannediyoruz.

😉

Resmin adı: Escher Elleri

08 September 2014 Monday

Destan Mestan

Basketbol Milli Takımımız İspanya’daki turnuvada şu sonuçları almış

  • Yeni Zellanda karşısında 76 – 73 (3 sayıyla) galip;
  • ABD karşısında 77 – 98 (22 sayıyla) mağlup;
  • Ukrayna karşısında 58 – 64 (6 sayıyla) mağlup;
  • Finlandiya karşısında 77 – 73 (4 sayıyla) galip;
  • Dominik Cumhuriyeti karşısında 77 – 64 (13 sayıyla) galip
  • Avustralya karşısında 65 – 64 (tek sayıyla) galip;

Birileri “Destan yazdık” diye başlık atmış. Benzeri cümleleri sosyal mecralarda da okudum.

destan

Oysa, A Milli Basketbol Takımı Başantrenörü Ergin Ataman, Avustralya’yı 65-64 yenince “Allah yardım etti, kazandık” demiş.

“Nerede Destan?” diye sorasım geldi. Tüm maçı önde oynarsınız, dehşet farklar atarsınız, “DESTAN YAZDIK” dersiniz. Bir – iki basket farkla kazandığınızda DESTAN yoktur. Eğer şuradaki gibi gerçekçi olursanız, hiç değilse hatalarınızdan ders alma şansınız olur.

😉

“Mestan nereden çıktı?” diye soruyorsanız, hani “Google’dan bulup sallıyorum bir cümle… Makara” vardı ya!..

Mestan da öyle birşey.

😛

01 August 2013 Thursday

İşte kapı…

Yenikapı adının nereden geldiğini muhtemelen biliyorsunuzdur? Bilmiyorsanız Google teyzeye sorun. Tek bir öykünün türevlerini okuyacaksınız. Son bölümünü özetleyeyim.

😉

IV. Murat, bir falcıya şehre nereden gireceğini sormuş. “Hangisi olduğunu söylersem başkasından girersiniz” diyen falcı bir kağıda yazıp “Şehre girdikten sonra okuyun” diyerek vermiş.

IV. Murat sahile çıktığı yerde askerlerine “Surlara yeni bir kapı açılsın! İstanbul’a oradan gireceğim” emrini vermiş. Kapı hemen açılmış.  IV. Murat içeri girdikten sonra cebindeki kağıda bakmış. Şu yazılı: “Hünkar’ım, yeni kapınız hayırlı olsun!

🙂

Öykünün tamamı okunduğunda çeşitli gaddarlık gösterileri de yer almakta. Lakin benim üzerinde durduğum konu, işin gaddarlık kısmı değil, güç gösterisi ve kaynak israfı tarafı.

Bir falcıyı yanıltmak için, surların önüne dikilip “şuradan yeni bir kapı açın” talimatının verilmesi.

😉

Muhtemelen sadece bir öyküleştirme (story telling) işidir. Yine de bunu hevesle anlatanlara şu soruları sormaktan kendimi alamayacağım.

Tamam, bunu yaptıracak gücü var ama… yapılması gereken bu mu? Oralarda gerçekten bir kapı olmalı mı? Kapının olması gereken doğru yer, tam orası mı? Maliyetine değdi mi? Yoksa hiç bir zaman bir maliyeti olduğu düşünülmedi mi? Tıpkı sanal bir oyun oynar gibi mi geldi ona?

😛

Defalarca duyduğum bu öykü aklıma yukarıdaki sorularla birlikte bir şey daha getirir:

Yönettiklerine kendisini gücüyle ispatlamak için çabalayan her yöneticinin aslında ne kadar korkunç olduğunun bilinmemesi… Bu davranışı eleştirmek yerine hayranlık duyulması…

😀