"konumlandırma" etiketli yazılar:

06 October 2016 Thursday

Marka ve Ego

Markaların sahipleri (veliahtlar dahil) bazen ego göstermeden duramazlar.

  • Aslında marka biraz da ego’dur. Biraz farklılıktır, biraz ayrıcalıktır… Bunu olağan karşılarım. Ne var ki, bazen bu ego gerçeğin görülmesini (hatta doğru anlaşmalar yapılmasını) engelleyebilir.

1988 veya 1989 senesiydi. Kredi kartları yeni yaygınlaşmaya başlamış. Aylık fon maliyeti % 4.5 – 5 civarında.

Kredi kartlı alışverişlerde işyerlerine uygulanan komisyon oranları büyük değişiklikler gösteriyor. Bankalar arası takas komisyonlarının %4 olmasına karar verildi.

🙂

Ben o dönemde üye işyerleriyle anlaşma yapan ekiplerin yöneticisiyim. Telefonum çaldı. Açtım.

Karşımdaki kişi adını soyadını söyledi. Onu bilmeyen yok. Perakendenin duayenlerinden biri. Markalaşmayı Türkiye’de ilk yapan kişi olarak anılıyor.

– Buyurun efendim” dedim.

Markanın adını vurgulayarak (ki zaten onun ismiyle özdeşleşmiş olduğu için bilmeyen yok) “yüzde kaç işyeri komisyonu uygulayacağımızı” sordu. “Onlardan kâr etmesek bile, bari başabaş noktasında olsun” diye düşünerek % 4 uygulayabileceğimi söyledim.

Anlamadın galiba. Biz …. markasıyız. Şu kadar ciromuz var. Müşterilerimiz şöyle, böyle” diye birkaç cümle daha kurdu. Ben “%4’den daha düşük bir oran olduğunda, artan cironun bize kâr değil, zarar vereceğini” anlatmaya çalıştım.

  • Düşünsenize, %4’ün altında oran verdiğiniz takdirde, zarar etmemek için müşterinizin cirosunun artması değil, azalması için dua etmeniz gerekebilir

Bir kez daha ısrar etti. Ben yine “artan ciro, artan zarar” noktasında kalınca “Evladım. Senin kafan …. markasının büyüklüğünü algılamaya muktedir değil” dedi. Genel Müdürü arayacağını söyledi.

85-years-old

Bu marka da bugünlerde “anneannenizin markası” diye anılanlardan biri.

Demek ki markayı yönetenlerin kafası, kuşak farklarını anlamaya muktedir değilmiş.

😛

Not: Resimler 85 yaşındaki manken Carmen Dell’Orefice‘ye aittir.

02 August 2016 Tuesday

Silo ve Müşteri

Bir eğitimde müşteri ihtiyacından ürünün oluşturulmasına ve piyasaya duyurulmasına kadar ulaşan süreci işliyorduk.

  • Pazarlama süreçleri, tıpkı yapboz gibidir. Bir yerde yanlış yapar ve düzeltmeden devam ederseniz, sonunda elinizde koca bir HİÇ olmasını sağlar. Eğitimin amaçlarından biri, tüm etkileşimli olguların bir arada düşünülmesini sağlamaktı.

Eğitimdeki gruplardan biri, yaşlılar için yaşam tarzı paketi oluşturmayı düşündü. Paketin bileşenleri oluşturuldu, nerelerde duyuru yapılacağı, müşteriye nasıl ulaştırılacağı tartışıldı. İşin konumlandırma aşamasında “Hedef kitle sade, yalın, kolay olmasını ister” noktasında kilitlendiler.

Sade ve yalın iletişim diye söylemesi kolay ama, bizim şirkette Hukuk departmanı kesinlikle buna izin vermez” dediler.

Bu yakarış, “müşteri odaklı düşünme”nin temelinde neden SİLO sisteminden uzak olmak gerekir konusunda örnek gibi oldu.

Fast-Co-9-silo

  • Ben uzun zamandır bazı şirketlerde Pazarlama’nın Hukuk’a kurban edildiğini [1] , [2] söylüyorum. Dilbert’in bir cümlesiyle “Hiçbir iyi pazarlama projesi, Hukuk’un hemen kabul edeceği kadar risksiz değildir.”

Hukuk departmanları “bizim sözleşmemiz budur” demek yerine, hedef kitleye göre sözleşme düzenlemek için tedarikçi değil takım arkadaşı olarak çalışmayı öğrenmezse; IT ekipleri sorunları birlikte çözmek yerine “İş isteğinizi gönderin. Biz değerlendirelim” derlerse… müşteri deneyimi ürünlere ve hizmetlere yansımaz.

Dijital dönüşümü rüyamızda bile göremeyiz.

😉

28 March 2013 Thursday

En yavaş tren

Dünyanın en yavaş treni” cümlesi bir övünç vesilesi olur mu?

Broşürdeki şu cümleyi söylüyorum

en-yavas-tren-2

Dünyanın en yavaş ekspres treni

291 kilometreyi 8 saatte alıyor.

😛

Taşıma hatta seyahat değil de muhteşem doğa manzarası ve keyifli, konforlu bir yolculuk sunuyorsanız… Elbette yavaşlığıyla övünebilirsiniz.

Her şey müşteriye sunduğunuz değer ve konumlandırmayla ilgili.

😉