"kullanıcı deneyimi" etiketli yazılar:

26 December 2017 Tuesday

Deneyim > Ürün

20 Aralık akşamı, Kadıköy IDEA’da Pisano‘nun Müşteri Deneyimi Buluşması‘nda yaptığım konuşmanın tamamını birkaç [1][2] yazıda paylaşacağımı yazmıştım.

Bu üçüncü bölüm.

🙂

İkinci yazıda havayolu deneyimini anlatmaya başlamış ve ürünSabiha Gökçen havaalanından Dalaman havaalanına uçuş” ancak deneyiminiz “Kadıköy’deki evimizden veya iş yerimizden, Marmaris’e gitmek” demiştim.

Şöyle ki…

Çoğunlukla, evinizden bir tatil töresine gitmek için uçağa binersiniz. Dolayısıyla uçuş deneyiminiz daha bilet alırken başlar.

Mobil telefonundan veya bilgisayarından bilet alıyor. O sırada, uygun fiyat, gün ve saat araştırması yapıyor. Bazen 2 – 3 havayolu şirketinin web sayfasını açık tutuyor. Bunlar arasında gidip geliyor. Sonra bir havayolunu seçiyor. Biletini alıyor.

Yolculuk gününe kadar hazırlıklarını yapıyor.

Yolculuk günü bile başlı başına bir deneyim. Saat kaçta evden çıkacaksın?

  • Kendi arabanla gideceksen, trafik ve park yeri veya vale parking hizmeti [acaba taksiyle gitsen daha mı ucuz?];
  • Taksiyle gideceksen trafik yine söz konusu. Bir de fiyat devreye giriyor;
  • Servis aracıyla gideceksen, nereden kalkıyor, nerelere uğruyor, kaç saatte gidiyor…
  • Atatürk Havalimanı’na metro gidiyor ama Sabiha Gökçen havaalanına gitmiyor. Metroyla Tavtantepe’ye kadar gitsem, oradan taksiye binsem…

Yanında board veya surf varsa, deneyim iyice detaylanıyor.

Havaalanında kapı önünde yanardağ gibi sigara içenlerin arasından geçip içeri girme kuyruğuna gireceksin. Umarım alerjik astımın yoktur. Varsa… bir elinle ağzını burnunu kapatarak, diğeriyle bavullarını çekerek içeri gireceksin.

Sonra da check-in kuyruğu. Bu resme her kuyruk aşamasını koysak, yeşil çizgi görünmez olurdu.  Bavulun yoksa, check-in kuyruğunu geçebilirsin ama bagajın varsa, kuyruk kaçınılmaz.

Bekleme salonuna giderken, son kontrol kapısında bir kuyruk daha. Kemeri çöz, saatini çıkar… senin ayakkabın da ötüyor, şuradan bir galoş giy… Bilgisayarını çalıştır.

Kemerini ve cep telefonunu kutudan almayı unutma.

Artık bekleme salonuna geçtin.Lounge’a geçtiysen hem deneyim farklılaşıyor, hem de riskler artıyor. Havaalanındaki ekranlarda uçağın kalkışına ilişkin bilgileri zamanında göstermedikleri için kaçırma tehlikesi oluşuyor.

  • Aynı lounge’da beklerken gözü ekranlarda olan birkaç kişiyle birlikte uçağı kaçırdık. [Hayatımda ilk defa…] Yer görevlisi, “ekranlarda “uçağa gidin” diye yazmak zorunda olmadıklarını, bizim zaten bekleme salonunda olmak zorunda olduğumuzu” söyledi.

Bir kuyruk ta uçağa binerken.

😮

Uçak menziline ulaştı ve yere indi. Bir an önce uçağı boşaltmak için acele edenler klubüne katıldın. Kapıların açılmasını bekledin. Körüğe mi yanaştı yoksa park yerinde mi durdu. “Arka kapı da açılacak mı” diye endişelendin.

Havaalanına geçtin. Bavul ne zaman gelecek? Hasarlı çıkacak mı? İçine koyduğun losyon şişesi, deniz gözlüğü, vs. kırılır mı?

Karşılamak için gelmiş olanların deneyimleri için

yazılarını okuyabilirsiniz.

Karşılayan yok. Marmaris’e kendin gideceksin. Bavulunu almak için beklerken servis otobüsü dolar mı? Dalaman havaalanından minibüsle Dalaman kasabasına, oradan Marmaris minibüsüyle Marmaris’e [bavullarla ve aktarmalı olarak] gitmek zorunda kalır mısın?

Marmaris’te servisin bıraktığı yerde mutlaka yeniden minibüse binmek zorundasın.

Sonuçta tatil yerine ulaşırsın.

Uçaktaki serin hava nedeniyle hasta olmadıysan havayolu deneyimin sona ermiştir.

😉

Havayolunun sunduğu ürün, bütün bu deneyimin sadece bir parçasıdır. Bu deneyim içinde, havayolunun elinde olmayan çok sayıda unsur ve endişe noktası da vardır. Platformların ortaya çıkış nedeni ise

müşterinin kesintisiz deneyim istemesidir.

Bu nedenle Deneyim > Ürün.

Devamı gelecek yazıda

 

23 December 2017 Saturday

Tasarım, Deneyim, Deneyim Tasarımı -2

20 Aralık akşamı, Kadıköy IDEA’da Pisano‘nun Müşteri Deneyimi Buluşması‘nda yaptığım konuşmanın tamamını birkaç yazıda paylaşacağımı yazmıştım.

Bu ikinci bölüm.

🙂

Deneyim tasarımında birkaç önemli kavramdan bahsedeceğim. (Beni tanıyanlar ve blogu izleyenler, kavramlara düşkünlüğümü bilirler.)

İlk kavram şu:

Siz, en güzel deneyimi tasarladığınızı zannedebilirsiniz. Ne var ki… Müşteri deneyimi, sizin sunduğunuzu sandığınız gerçeklik değil, müşterinin (ve temas noktasında çalışanlarınızın) algıladığı gerçekliktir.

Aslında durum, “Hayaller New York, gerçekler Nevşehir” olduğundan daha da vahimdir. Kurumların kendilerini aldatma eğilimi bireylerden daha fazladır.

Deneyim, başkasının değerlendirdiği bir süreçtir. Bu nedenle deneyim tasarlarken İstanbul Bilgi Üniversitesi metin yazarlığı hocası Celil Öker’in bir cümlesini tüm “kreatif” tasarımcılara söylemek isterim.

Ona en güzel aşk mektubunu yazmıştım ama anlamadı” diyorsan, gerçekten anlamayan biri vardır ve o da mektubu okuyan kişi değildir.

😉

Bu konuda ikinci önemli kavram şudur: Deneyim > Ürün. Yani Deneyim Ürün’den büyüktür.

Havayolundan bilet aldığınızda, ürünü satın alıyorsunuz.

Ürün bu… Sabiha Gökçen havaalanından Dalaman havaalanına uçuş. Parasını ödediğiniz ve kullanmaya hak kazandığınızı gösterir belge de (bilet) burada

Uçuşta bile birçok deneyim yaşanıyor.

  • Hosteslerin davranışı,
  • Uçak içi hizmetler
  • Uçak içi zaman geçirme sistemleri
  • Pilot veya kabin personelinin anonsları

uçuş sırasında yaşadıklarınızın bir kısmı.

Aslında bu ürünü satın alırken, amacımız Sabiha Gökçen havaalanından Dalaman havaalanına gitmek değil. Kadıköy’deki evimizden veya iş yerimizden, Marmaris’e gitmek… (Platform ve Deneyim yazısında bazı noktalara değinmiştim.)

Sanırım kimse, “Öncesi ve sonrası önemli değil. Benim amacım sadece Sabiha Gökçen havaalanından Dalaman havaalanına gitmek” demeyecektir.

Devamı gelecek yazılarda

 

 

16 November 2017 Thursday

Ürün – Hizmet – Deneyim

Önceleri her şey ürün idi. Çok anlatılan “üretim odaklı” geçmiş devirler. Henri Ford’un “Siyah olmak şartıyla istedikleri renk araba satın alabilirler” dediği iddia edilen dönem.

Hizmet sektöründe bile “hizmet ürünleri” geliştirdik. “Ödeme ürünleri yöneticisi“, “yatırım ürünleri yöneticisi” filan olduk.

😉

Sonra bazı ürünler hizmetleşmeye başladı. Önce SaaS (Software as a Service) [Hizmet olarak Yazılım] denilmeye başlandı. Hepi topu birkaç sene önce “Size yazılım satalım. Bakım masrafları şu kadar” diyen kurumların çoğu “SaaS” konuşmaya başladı.

Donanımlar yazılımları takip etti. Bakımı pahalı olan birçok makineye sensorlar yerleştirilmeye başlandı. “Makinenin çalıştığı kadar ödeme” yöntemleri geliştirildi. PaaS  (Product as a Service) [Hizmet olarak Ürün] gündeme geldi.

Sormayın… “Her ürün hizmete dönüşür” diye büyük laflar ettik.

Bugünlerde hizmetler de deneyimlere dönüşmeye başladı.

Gerekli her bilgiye, her cihazdan ulaşılırken “profesyonel rehber” diye bir meslek çıktı. Kendisi hiç müzik bestelememişken şöhretli ve zengin olan DJ’ler duyulmaya başlandı. Taksi hizmeti sunarken deneyimi iyileştiren müşteriyi kaptı.

Zaten hizmet olan işlerde, deneyimlerle fark yaratıldı.

.

Özetle pazarlamaya hakim olan kavramlar da evriliyor. Şimdilik  Ürün → Hizmet → Deneyim… diye gidiyor.

Bakalım sırada ne olacak?

😀