"mağaza" etiketli yazılar:

16 June 2010 Wednesday

Hayatım roman…

Bugün doğum günüm. Dostlar çeşitli mesajlarla kutladılar. Friendfeed‘i her açtığımda bir şölen yaşadım.

Sağolun, var olun, eksik olmayın.
:-)

Doğum günü vesilesiyle hakkımda kısmına renkli resimli eklemeler yapmaya karar verdim. (Tam bir doğum günü çocuğu şımarıklığı…) Ama biraz belgesel tadında olacak. Çekmecelerde kalmış resimleri değil, basında çıkmış haberleri kullanacağım.

Hakkımda ilk çıkan yazı, bir “advertorial” idi. Zihni Gemi Acenteliği’ne Genel Müdür Yardımcısı olduğumu, dünyanın en saygın gemi yayını olan Lloyd’s List’de duyuruyordu.

Orada 6 ay kalabildim. Bana büyük tecrübeler kazandırdı. Döneme ait yazılarım blogda yer aldı.

Bıraktım, çıktım.

Sonra 1 yıl işsiz kaldım. 2 çocuklu ve işsiz. Sıfırın epey altına indim. Daha büyük tecrübeler edindim.
;-)

Basında bir sonraki yer alma nedenim, bir psikolog’un yazısına yanıt. Mehmet Ali Birand, TRT’de “hesaplarda usulsüzlük” suçlaması ile mahkemeye verilmişti. Psikolog, “işini değil kişiliğini tartışıyorlar. Bu profesyonellik değil” diye bir yazı göndermişti gazeteye… Ben de kendimce yanıtladım.

Profesyonellik konusundaki görüşlerimi blogda defalarca yazdım.
:-P

Patronuma sunduğum ama pek revaç görmeyen bir raporu genişletip dönemin tek iş hayatı gazetesi olan Dünya’ya bir yazı gönderdim.

Profesyonellik takıntım o zamanlarda da vardı. Deprem sonrasında Müteahhitler Odası, “suç bizde değil ihale şartnamesinde” açıklaması yapınca, bir yazı şart oldu.

Benzer bir yazıyı blogda da yayınladım.

Profesyonellik üzerinde çok zaman harcadım ama… Birkaç yıl sonra, profesyonelliğe ara verip girişimciliği denedim. Rüzgarlar beni zorladı aslında… Bir kuruma politika girdi, ben çıktım.

  • Kimyasal denklem gibidir. Kuruma politika girerse Uğur açığa çıkar.

İstanbul’daki Ofisiniz diye bir kavram yaratmaya kalkıştık.

Ayrıca danışmanlık da yapacaktık.

Başaramadık. Bugünlerde çok miktarda benzer iş yapan şirket var. “Namussuzum aklıma gelmişti” demiyorum. “Denedim, başaramadım” diyorum. Belki de erkendi… Ama bahaneler bitmez.
;-)

Profesyonelliğe ve bankacılığa geri döndüm. Türkiye’nin ilk banka destekli sadakat kartı projesini yaptım.

Arkasından ilk taksitli kredi kartı projesini başlattım. (Aşağıdaki haberde görülen kartın üstünde AkMerkez’in resmi var. AkMerkez itiraz etti. Kartın görseli değişti.)

Taksitkart‘ı ilk çıkardığımızda, yeni görsellerde benim adım kullanıldı.

Bu kartın TV reklamlarının başladığı gün işten kovuldum. Eve geldim. TV’yi açtım. Reklamlarda adımı ilk defa gördüm. O kartı çıkarmış ve az önce kovulmuştum.
:-P

Başka bir bankada müşteri odaklı sadakat sisteminin temellerini atmaya çalıştım. Kredi kartı puanını sadece kartlı alışverişten değil, bankaya verim sağlayan diğer işlerden de kazanmak fikrini hayata geçirdim.

Böylece Türkiye’de ilk defa internet kullanımı ödüllendirilmiş oldu. Ayrıca, bankalarda alışveriş dışında bir işlem ilk defa puan kazanmış oldu.

Orada da fazla kalamadım.  Yönetim değişti. Ben artık öğrenmiştim. Kovulmadan önce istifa ettim.

Dışbank’a geçtim. İlk CRM başarı öyküsü orada gerçekleştirildi.

Bu vesileyle BT dergilerinde haberler yayınlandı.

Internet bankacılığı konusunda bir oturuma katıldım. Bu sayede Serdar Kuzuloğlu ile tanıştım.

Burada söyleyeyim. “İnternet!te pazarlama” konusunda ilk dersleri de Serdar Kuzuloğlu’ndan aldım. Kendisini bankaya davet ettik. Serdar da bize zaman ayırıp anlatmıştı.
:-D

Dışbank’dayken de “Türkiye’de ilk defa” denecek birçok değişikliğe imza atma fırsatım oldu.

İlk defa iki ayrı limiti olan kredi kartını çıkardık. Aylık kredi limiti ile taksitli limitin farklı yürümesini sağladık. Taksitli alışveriş yüksek olunca, aylık alışveriş limiti dolmuyordu.

(Yıllar sonra bazı bankalar “anında”, “ekspres” gibi isimlerle benzer ürünler çıkarmaya çalıştılar.)
:-D

Basılı puan kataloğunu ortadan kaldırdık. Kredi kartı puanları internette kullanılmaya başlandı. Eğer puan yetmezse üstünü  kredi kartından tamamlıyordu.

Bu uygulama çok tutuldu. Diğer bankalar da hemen harekete geçtiler. 2 yıl içinde Türkiye’de kredi kartı puan kataloğu kalmadı. Internet’ten alışverişlerde ciddi bir artış sağlandı.
:-D

Hani daha önce alışveriş dışında da bankacılık puanı vermeye başlamıştık ya… Bunu daha da genişlettik.

Önce otomatik ödemelere,

sonra ek kart çıkartanlara,

daha sonra da arkadaşlarına kredi kartı verenlere puan vermeye başladık.

Bu uygulamaların hepsi diğer bankalar tarafından taklit edildi. Şimdi bunları yapmayan banka yok.
:-D

Dışbank’ta birçok CRM başarısı elde ettik.

Birçok dergide söyleşilerimiz yayınlandı. Uluslararası başarı öyküleri çıkardık.
:-D

Sonra Fortis Dışbank’ı satın aldı. Bizim CRM projeleri devam etti.

Daha küçük segmentlere kadar inen teklifler oluşturmaya başladık.

Bazı yabancılar benim ekibi çok beğendiler. Hepsi pırıl pırıl arkadaşlar… Hepsinin yabancı dili iyi. Onları yönetmek için “türkçe bilmek” gerekmiyor.

Bir süre sonra bana yine yol göründü.


Petrol Ofisi’ne gittim. Aslında çağırılma nedeni CRM ve bilgi yönetimi idi.

Orada da sadakat kartı çıkarttım.

Türkiye’de o zamana kadar çıkartılan tüm kartlardan üstün bir kart oldu. Eğer son 60 gün içinde XXX TL’den çok yakıt almışsanız, anlaşmalı lokantadan indirim alabiliyordunuz, istediğiniz bankanın kredi kartına bağlatabiliyordunuz; başka puan sistemleri ile entegre edilebiliyordu, vb…
:-D

Sonra profesyonel hayatı sonlandırdım.

Artık basılı olmayan mecralardayım.
:-D

09 June 2010 Wednesday

Yeniden kartlanıyoruz 2

Yeniden kartlanıyoruz yazısı üzerine friendfeed‘de tartışma sürüyor.
:-P

Bu yazıyı önce friendfeed’e, yorum olarak yazmaya başladım. Baktım uzuyor, blog yazısının altına yorum olarak eklemeye karar verdim. Daha da uzayınca, ayrı bir yazı haline getirdim. Yorumlarımı buraya yazıyorum.  Türkiye’de mağaza kartının renkli resimli kısa bir külliyatı olsun diyerek…
;-)

Murat “Bu sadakat kartlarında banka sözleşmeleri markaların kart basım ve sonrasındaki işlemsel ve yazılımsal masraflarını hafifletmek için aldıkları bir önlem değil midir? Büyük markaların bu kampanyaların başlangıcında kişisel başladıkları ancak sonrasında parasal işlem ve diğer işlemlerden ötürü bu sisteme geçiş yaptıklarını biliyorum. Yanlış mıdır bu düşüncem” diye sormuş.
:-o

Biraz tarihçeden bahsetmek istiyorum.

Yazılarımda “birinci film” diye adlandırdığım dönemde, firmalar kendi kartlarını çıkardılar. Daha önce de defalarca söylediğim gibi, sadece istanbul’da 200′ün üzerinde markanın kendi sadakat kartı vardı. (İlk resim) Ancak o zaman “müşteri tekilliği, veri tabanı, müşterilerin davranışlarının izlenmesi, doğru zamanda doğru teklifin yapılması, vb…” gibi CRM kavramları akıllarında yoktu.

Cüzdandaki poster” diye düşünüyorlardı. “Cüzdanı açınca o markayı göreceksiniz, aklınıza bizim dükkandan alışveriş gelecek…” gibi yüzeysel bir bakış açısı içinde kart vermeye başladılar.

Bazı markalar da “bizim markamız indirim yapmaz, taksit yapmaz” diye konumlanmıştı. “Markamız indirim yapmaz derken ÖZEL MÜŞTERİlere indirim; taksit yapmaz derken ÖZEL MÜŞTERİlere taksit yapacağız. Yani hem söylemi bozmayacağız, hem de ufaktan yarışa dahil olacağız” cümleleri söylendi, benim de bulunduğum görüşmelerde.

Sonuçta sadakat kartlarına taksit ve indirim özelliği eklendi.
:-P

Çok sayıda markası olan kurumlar, önce kendi bütün markaları için kart çıkardılar; sonra bu kartları tek şirket altında topladılar. (O sırada banka dışı tüketici finansmanı şirketlerine yasal olarak izin verilmişti.)

Altınyıldız grubu BENKAR’ı (hemen üstte) ve Cankurtaran grubu da CANKART’ı (aşağıda) kurdu. Kendi kartlarını bir araya topladı.

Hatta başka markalara da hizmet vermeye başladılar.

Taksit demek tahsil edeceğiniz parayı gecikmeli almak demektir. Bu da firmalar üzerinde finansman (nakit akışı) sıkıntısı doğurdu. Tam bu dönemde bankalar da yeni müşteri edinmek için sıkı bir rekabete girmişlerdi. Birim müşteri edinme maliyetleri 60 – 100 ABD doları civarındaydı. Markaların müşterilerine ihtiyaçları vardı. Onlardan devşirilecek her müşteri, daha az maliyet demekti.
:-P

Firmalara tekliflerde bulunuldu. “Vade ve taksit aslında finansal işlemlerdir. Siz bu finansal işlemleri bankalara bırakın, ürününüzü satmaya bakın” denildi. Bankalar – benim bazı projelerim de dahil olmak üzere – markalar için kart projeleri ürettiler. (Yandaki resimde Koçbank, Garanti Bankası, Osmanlı Bankası ve Yapı Kredi Bankası’nın çıkardığı mağaza kartlarından örnekler var.)
:-P

Daha iddialı olan markalar, banka + marka kartı olmaktan öteye gittiler. Ortak markalı (co-branded) kredi kartları çıkardılar.

(Yanda Pamukbank, Esbank, MNG Bank, Akbank ve Yapı Kredi Bankası tarafından çıkarılmış ortak markalı kartlardan örnekler var. Bu kartların mağaza kartlarından farkı, üzerinde VISA veya MasterCard logosunun bulunmasıdır.)

Bonus kart da ilk çıktığında, YKM ile çıkmıştı.

Bu kısmı, benim ikinci film dediğim aşamadır. Markalar bankalar ile ortaklık yapmaya başladılar. Müşterinin sadece toplam satınalma verisini tutabildiler. Hangi üründen kaç tane aldığına dair veriyi elde etmediler. (Pek de umursamadılar.)
:-P

Ortak markalı (co-branded) kartlar başarısız oldular. Hiçbir marka – tek başına -  bir kart kullanıcısını sürükleyecek özelliğe sahip değildi. Her marka ayrı bir kart için ısrar etmeye başladı. (Bir tanesinin öyküsünü şurada yazmıştım.) 

Sonuçta başka markaların da aynı kart altında buluşması zorunlu oldu. Çok markalı kartlar piyasaya çıktı. Her banka, çok sayıda mağazada taksitli alışveriş imkanı vermeye başladı. Önceleri, markaların birden çok banka ile anlaşması yasaklanmıştı. Ancak daha sonraları bu uygulamadan da vazgeçildi.

(Yandaki resimde gördüğünüz kartlar o zaman piyasayı kaplamaya başladılar. Bunlardan 2 tanesi, bizzat benim projelerimdir :-P )

Banka-marka ilişkisi, daha fazla taksit, daha fazla indirim, daha fazla puan gibi kampanyalara döküldü. Kartlar arasında anlamlı farklar kalmadı.
:-P

Mağaza kartlarının gelişimi konusundaki özet tarihçe şimdilik bu kadar.

Kartlarla ilgili diğer yazıların listesini, daha önce vermiştim.

Çalışmalarında kullanacak olanların referans vermesini rica ediyorum.
:-D

08 June 2010 Tuesday

Yeniden kartlanıyoruz

Hafta sonunda Migros’a gittim. Ödeme noktasına gelince  Migros kartıMoney kart ile değiştirdiler.

Oysa daha 2 – 3 hafta önce Paro kartımın artık Migros’ta geçersiz olduğunu söyleyip Migros kart vermişlerdi.
:-P

Dün evde Marks & Spencer’den gelmiş olan şu yazıyı gördüm.
:-P

Biliyorsunuz, karta dayalı sadakat programları özel ilgi alanıma giriyor.

Yukarıdaki Migros ve Marks & Spencer örnekleri, markaların bankalara teslim olması anlamına geliyor bence…

Kesinlikle 5′inci filme doğru gidiyoruz.  Meraklısı için ilk 4 film:

“Tıpkı Rambo dizisi gibi,

İlk filmde 1997- 1999 yılında kart sayısı inanılmaz artmıştı. Sadece İstanbul’da 200’ün üzerinde markanın kartı vardı.

İkinci filmde 2002 yılında, kartı olan 8 – 10 marka kalmıştı.

Şu anda üçüncü film oynanıyor. Kartın dönüşü… Yeniden herkes kart çıkarıyor.

“Sizce dördüncü filmde ne olacak?” diye sordum. (Okuyanlar anımsayacak… Blog’da da sormuştum.) Markalar bankalara yine teslim oluyorlar.

Neden 5′inci film derseniz… Bankalardan bağımsız sadakat ortaklıklarını zamanla mutlaka kurulacak.

Ne zaman göreceğiz acaba?
;-)

Not: Meraklısına bu konuda blogumda yer alan ilgili yazılar:

Bazı öngörüler…

Özellikle mağaza kartlarının artması konusunda endişelerimi ve varsayımlarımı da belirttim.

Ya 5′inci film olacak, ya da 2 ayrı yönde gelişmeleri beklemeliyiz.
:-D