"marka değeri" etiketli yazılar:

07 February 2018 Wednesday

Çin’in En Güçlü Markaları

Brand Z, Çin’in en güçlü markalarını açıkladı. İlk sıralar şöyle:

Tüketici elektroniği şirketlerinin çokluğu dikkatinizi çekmiştir. Sonra da ev aletleri şirketleri sırada… Bu iki kategori ilk 10 şirketten 6’sını oluşturmuş. Mobil oyun şirketlerini de göz ardı edemeyiz.

Çin’in geleceğe ne kadar hazır olduğunu tartışmak ister misiniz?

.

16 June 2017 Friday

Marka Değeri

Birkaç gün önce şu haberi gördüm.

CRM ve Sosyal CRM eğitimlerimde mutlaka Türk Telekom’dan bahsederim.

Önce sorarım: “Türkiye’de en çok müşterisi olan kurum hangisi?” Son GSM birleşmesinden sonra, Türk Telekom oldu.

Sormaya devam ederim: “Türkiye’de sosyal mecralarda en çok şikayet edilen kurum hangisi?“. Bu sorunun yanıtı da aynıdır. Türk Telekom.

Bu durumu “müşteri sayısı çok olunca şikayet de çok olur” diye açıklamaya kalkabilirsiniz. Ama size itiraz gelir.

😉

Sormaya devam ederim.

Amazon’un müşteri sayısı Türk Telekom’un 15 katından fazla. Sosyal mecralarda Amazon’dan şikayetler mi, Türk Telekom’dan şikayetler mi fazla?” Yanıt maalesef Türk Telekom olur.

Demek ki, sosyal mecralara yansıyan şikayet sayısının müşteri sayısıyla doğrudan bir ilişkisi (korelasyon) yok.

🙁

Soruları bırakıp işin ders kısmına geliriz.

CRM’i olmayanın Sosyal CRM’i olmaz” diye anlatırım.

Bir Sosyal-CRM etkinliğinde benden önceki konuşmacı Türk Telekom adına sahneye çıktı. “Şikayetlerinizi sosyal mecralardan yayınlayınca hemen ilgileniyoruz” dedi. İşte yanlış olan da bu zaten. Çağrı merkezine söyleyince çözemiyorsunuz, mutlaka 20 milyon insana “kötü hizmet aldığınızı” duyurmak zorunda kalıyorsunuz.

🙁

Neden Amazon hakkında şikayet daha az.

Öncelikle Amazon’u kendisine (bizzat Amazon’a) şikayet etmek kolay. Üstelik hızla dönüş yapıyorlar. Şikayetle başlayan süreç sonunda “Amazon neden aşk markası oluyor” diye yazı yazılmasına neden olacak bir özen gösteriyorlar.

😉

Sonuçta “marka değeri” konuşulduğu zaman insanda olumsuz anıları değil, olumlu duyguları hatırlatmak gerek.

Aksi durumda pek ikna edici olmuyor. Çünkü marka deneyimdir. Öyle değil mi?

.

29 January 2016 Friday

Sermaye, Keyif, Marka

27 Ocak’ta yayınladığım Marka, Bilim, Bilgi yazısının girişinde

marka-tarih

demiştim.

Hakan Senbir’in yazısından sonra “bunca imparatorluklar gelip geçerken neden sadece bazılarının toprakları marka yaratmış” diye düşündüm.

Önce Interbrand’in sıralamasına göre değeri en yüksek ilk 100 markaya göz attım. (ilk 16 aşağıda)

marka-degeri

Kendimce şöyle bir varsayım geliştirdim.

Her imparatorluk bir şekilde sermaye üretiyor. Eğer bu sermayeyi tek (kral, imparator, padişah, sultan, mutlak hakim, vb…) bir elde biriktirip, diğer herkesi KUL gibi görüyorsa, oralarda MARKA yetişmiyor.

Ortaçağ’ın karanlığından Avrupa’yı kurtaran rönesans, kralların eseri değil, krallar dışında sermayesi olan başka ailelerin bilim ve sanat insanlarını koruması ve kollamasının eseri. Beğeni için bir para ayırmanın eseri. Özetle, kulluktan sıyrılmış bir sermayenin ev, araba, yazlık, yat, vb. dışında bir beğeni geliştirmesinin eseri.

Sonuçta Coco Chanel’in 1950’lerde söylediği iddia edilen “Lüks ucuzluğun değil, bayağının karşıtıdır” cümlesine gelene kadar süre geçmiş.

😉

Bizde keyfe para harcanmıyor mu? Elbette harcanıyor. Bir seminerde, Ferrari adına katılan kişiye “ülkeler arası davranış özelliklerini” sormuştum. Şu yanıtı aldım:

– Ülkeler arasında değil ama bölgesel davranış farkları oluyor. Rusya, Türkiye, Orta Doğu ve Arap ülkelerinin davranışları birbirine benziyor. Avrupalı müşterimiz, kayıt olduktan 2 sene sonra aracına ulaşacağını biliyor ve kabul ediyor. Saydığım ülkelerdeki müşteriler ise, “parası neyse vereyim, hemen arabayı getirin” diyor.

Yakın geçmişte, yoğun trafikte başkalarının hayatını tehlikeye atarak araba kullanan kişinin öfkeyle arabadan inip “Bu BMW ulan… Buna yol vereceksin” dediği sosyal mecralarda paylaşılmıştı.

Aradaki farkı şöyle değerlendirdim. Belli bir kültür oluşmayınca, marka oluşturacak sürece saygısı yok. Markayı kullanırsa kendisine saygı duyulacağını sanıyor. Bazı Arap ve Rus zenginlerinin uluslararası markaları tümüyle satın almasının arkasında bu düşünce olabilir.

  • Bu varsayımları henüz farklı konularda sınıyorum. Özellikle internet ve bilişim dönemi markalarının oluşumu, marka değerini 25 yıldan fazla süre boyunca koruyan markaların farkı olup olmadığı, vb. gibi konularla sınamadan “Tamam, doğrudur” diyemeyiz.

🙂

Kafamda bu varsayımlar uçuşurken etik, estetik, markanın oluşumu konularında epey zaman harcamış olan Selim Tuncer ustadan bu konuya bir el atmasını rica ettim. Marka bir harekettir, bir durum değil… Bir yoldur, liman değil! yazısını “Seninki Hakan’ın yazısının devamı, şu da girişi olabilir belki” diyerek hatırlattı.

Bu durumda siz sırasıyla önce Marka bir harekettir, bir durum değil… Bir yoldur, liman değil! yazısını, sonra Hakan Senbir’in “Marka: İmparatorluk, Sermaye ve Bilim Demektir!” yazısını okuyun. Sonra yukarıdaki yazıya tekrar bakın.

Uymuş mu, sizin varsayımlarınız farklı mı, destekleyici veya aksini ispatlayan bulgular var mı?…

Tartışalım ki doğruyu bulalım.