"marka" etiketli yazılar:

11 October 2010 Monday

e-Tohum İzmir kampı konuşması – 1

Pazarlama anlattığım zaman aynı soruyla başlarım:

  • Her gün tazesi çıkan, çoğunlukla 75 – 100 gramlık paketlerde satılan, yerel üretim olduğu gibi ulusal birçok markanın da olduğu, taze çıktığı gün kilosu 5 – 7.5 TL değerinde olan, ertesi gün kilosuna 25 kuruşu kimsenin vermediği ürün nedir?

e-Tohum İzmir kampı kapsamında Embryonix ile birlikte düzenlenen, 9 Ekim’de İzmir Ekonomi Üniversitesi’ndeki toplantıdaki konuşmama da aynı soruyla başladım.

Ekmek, süt, çekirdek… gibi yanıtlar aldım. Sonra bir katılımcı doğru yanıtı söyledi: “Gazete

Bu soru ile, gazetenin de bir ürün olduğunun, isimlerin birer marka olduğunun anlaşılmasını amaçlarım. Doğru yanıt gelince, ikinci soruya geçtim.

“Gazete ne satar?”:

Reklam, haber, tencere tava, yazarlarını, renk, sayfa, kağıt… diye yanıtlar geldi. Liste bu şekilde uzamaya başladı.

- Gazetenin ne sattığını başka yoldan bulalım” dedim. “Gazete’nin müşterisi kimdir?”

- Okurlarıdır” diye yanıtlandı.

- Gazeteyi satın alanlar masraflarının yüzde kaçını karşılıyorlar, biliyor musunuz? %25’inden azını…”

Bir katılımcı, doğru yanıtı buldu. “Reklamveren

- Gazetenin asıl müşterisinin reklamveren olduğunu düşünerek  önceki listeyi gözden geçirelim.” dedim. “Gazete reklamverene reklam mı satıyor. Tencere tavayı reklamverene mi satıyor. Reklamverene renk, sayfa, kağıt, haber mi satıyor?”

Bir katılımcı “Okurlarını satıyor” dedi.

- Evet doğru yanıt budur. Gazete reklamverene okurlarını satar” dedim. Amacım girişimlerini planlayan arkadaşlarımızın müşteri ile hedef kitlenin farklı olabileceğini anlamalarıydı. Bir de “müşteriye sundukları faydanın ne olduğunu  iyi anlamadan, ne sattıklarını bilemeyeceklerini” göstermekti.

Sonra “müşteri” kavramını tartıştık. O kısmını Çağla Büyüktaş çok güzel yazmış. Yarattığım kafa karışıklığına Embryonix de değinmiş.
:-D

21 September 2010 Tuesday

Dinlediklerim – IAB Semineri II

Bugün öğleden sonra, TTNET‘in ev sahipliğinde IAB-Türkiye‘nin seminerlerinin 2′incisi vardı. Konu içerik idi.

Ercüment Büyükşener, konuşmalardan bazı cümleleri paylaştı.
:-)

Benim dikkat ettiklerim biraz farklı…

Haber kanallarının yöneticileri “üç nokta” ve/veya “soru işareti” ile çok tıklama peşinde koşmaktan memnun değiller. “Bakan dedi ki…” (üç nokta) veya “Artist kiminle beraberdi?” (soru işareti) ile başka bir tıklamaya daha yönlendiriyorlar. “Galeriler yaratmak” dedikleri bu uygulamayı yapıyorlar. Ama kendileri de şikayetçiler.

Bana şunu hatırlattı.

Daha fazla sayıda “Like” almayı, daha çok tıklama yaratmak için senaryolar kurmayı “başarılı” marka kampanyası sananlardan pek farkları yok.

İkinci gruptakiler, birincilerden şikayetçi olunca şaşırıyorum.
:-D

21 August 2010 Saturday

Profesyonellik kölelik mi?

Sosyal Mecralarda hurmalar yazısını hazırlarken, Ufuk Tarhan’ın bir yazısı üzerine friendfeed’deki tartışmaları gördüğümü yazmıştım.

Bu tartışmalarda, çalışanların sosyal mecralardaki davranışlarına göre değerlendirmesini kölelik diye adlandıranlar vardı.

Adı üzerinde özel olması gereken hayatını her yerde ortaya serenlerin, “internet özel hayattır, kimse karışamaz” demesine şaşırdım. Aynı şekilde, şirketin etkilenmesi durumunda karşı tepki vermesinin olağan karşılanmamasına da hayret ettim.

Diğer yandan, profesyonelliğin nasıl yorumlandığını da gördüm.

Eğer profesyonelliği mesai saatinin kiralanması ile sınırlı görüyorsanız, şirket adına konuşmaya hiç yetkili olmamayı, her zaman en alt kademede kalmayı amaçlamışsınız demektir.  O zaman çoğunlukla şirketiniz sizi sosyal mecralarda izlemiyordur zaten. Endişelenmenize gerek yok.
:-)

  • Daha önce yazdığım profesyonellik etiketli yazıların okunmasını öneriyorum. Günde 2 adet, yemeklerden sonra alınacak.

:-P

Bu bakış açısında olanlara bir cümle var ki… Ben değil Barbaros Şansal söylemişti.

  • Talebe göre arz, sizi köleleştirir. Talep edilenden daha fazlasını üretmelisiniz. O zaman kazık kök değil sac ayağı kök salarsınız. Çekince çıkmaz, tüm toprağınızı da yanınıza alırsınız.

Özetle, sizi köleleştiren patronun değil kendi bakış açınızdır.
:-D