"mükemmel eleman" etiketli yazılar:

30 June 2017 Friday

İşe Geri Almak

Bu sene oldukça uzun bir tatil yapmaya karar verdim. Bu nedenle uzunca bir zaman boyunca birçok yazıyı “tatilde okurum” diye sakladım. Bir gazetenin 11 Haziran tarihli “İş Dünyası” ekini de bu nedenle yanıma almıştım. Gecikme nedenim tatilde fırsat bulunca göz atmak, internet erişimi bulunca da paylaşmak.

😉

Sayfanın başlığı “İŞTEN AYRILANI GERİ ALIR MISINIZ?

Çok sayıda kurumun İK’cılarıyla röportaj yapılmış. Şöyle özetleyebilirim:

Kendi isteğiyle ayrılanların işe geri alınMAması prensibin savunanlar “İşe geri almak, çalışmaya devam eden ve farklı tecrübeler edinmek isteyen arkadaşlarımızı ayrılmaya motive edecektir, yani “şimdi ayrılayım, memnun kalmazsam nasıl olsa geri dönerim anlayışını” destekler.” diye düşünüyorlar.

Eczacıbaşı ve Abdi İbrahim bu konuda başı çekiyor.

Şahsen, başka yerlerde tecrübesini arttırmanın yanlış olduğunu hiç düşünmüyorum.

🙂

Kendileriyle konuşulan BSH Ev Aletleri ile QNB Finansbank IK’cıları ise “Geri alıyoruz ama…” diye pek ortada kalmışlar.

Çalışan geri dönerken, uzun süre beraber çalıştığı iş arkadaşları kariyerlerinde ilerlemiş olacağı için kendisini kariyerinde gerilemiş hissedebilir” cümlesi çok ilginç geldi. Dışarıda çalışan kişinin daha fazla birikime ve tecrübeye sahip olabileceğini hiç düşünmemelerini anlayamadım.

😉

Neyse ki kendileriyle röportaj yapılan GE, EY, PwC ve Boyner ise “işe geri alımın önemli kazanımlar getirdiğini” söylüyorlar.

Onları “bizim mezunumuz” olarak görüyoruz. İşten ayrılsalar da ilişkilerimizi sürdürüyoruz.

Daha önce şirketimizde tecrübe kazanmış bir çalışanın buna ek olarak sektör deneyimi ile şirketimize tekrar girmesi, bu becerilerini rakiplerimizin yerine şirketimizin el altında tutabilmesine imkan tanıyor.

Şirketten ayrılan çalışanı yeniden işe almanın en üyük avantajı, şirket dışında edindiği tecrübe ile daha güçlü bir birikime sahip olarak geri dönmesi.

Kariyer uzun süreli bir yolculuktur, bizler istemesek de, bazen çalışanlar çok farklı sebeplerden dolayı ayrılma kararı verebilirler. Ancak uygun bir fırsat tekrar yakalandığında, kariyer yolculuğunun birlikte devam etmesi iki taraf için de olumlu bir yaklaşım olur.

Eski şirketine geri dönmenin, şirketin ne kadar iyi olduğuna yönelik pozitif bir mesaj verdiğini düşünüyoruz.

Eski çalışanlarımızın geri dönmesi, mevcut çalışanlarımız için de bağlılıklarını attıran bir gözlem. İşveren markamıza olumlu katkı sağlıyor.

Şirketimizin ne kadar “çalışan odaklı” olduğu konusunda şirket içinde ve dışında gönüllü elçi oluyorlar.

Elbette her geri gelmek isteyen alınmıyor. Ayrılırken davranışı çok önemli. Hem ayrılık gerekçesi, hem de istifa biçimi dikkate alınıyor.

Asıl karar noktası ise, ayrıldıktan sonraki tecrübeleri.

😉

9 ay önce önce yayınladığım blog yazısı “IK’cılardan Y Kuşağı Dinlemek” bu hafta Twitter’da önüme çıktı.

Dönüşümün hızı giderek artarken, birçok sektör için yıkıcı yenilikler bambaşka sektörlerdeki yapılanmalardan çıkarken… bazı şirketlerin hâlâ “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” inancında olması ve bunu savunabilmesi…

Gördüğüm kadarıyla birçok şirketin IK’cısı “stratejik iş birimi” olduğunu iddia ediyor ama değişimin hemen hiç farkında değil.

😉

Önceki yazıdaki bitirme cümlesini tekrarlayacağım.

Emekliliğimde (ömrüm olursa), çok eğleneceğim galiba…

.

16 May 2016 Monday

Dijital Dönüşüm ve İK

Bir şirketin “yeni nesil için ne kadar cazip” olduğuna dair sunumunu dinliyordum. Şirketin İK’dan sorumlu üst düzey yöneticisi

  • İnovasyon grupları
  • Fikirleri ödüllendirme sistemi
  • 360 derece performans değerlendirmesi
  • Şirket içi sosyal paylaşım sitesi

gibi örnekleri anlattı. Bunları duyunca “Vay be! Ne kadar da çalışan odaklılar” dememizi bekliyordu. (Bu aralar nedense, bunlardan söz etmeyen İK’cıya hiç rastlamıyorum)

😉

Bu şirketin (ve İK kavramları 20’inci yüzyılda kalmış diğerlerinin) “ayrılan kişiyi kesinlikle tekrar işe almamak” konusunda sert kuralları olduğunu biliyordum. Bu bakış açısının “21’inci yüzyılın gerçeklerine uygun olup olmadığını” sormadım. Çok sevdiğim bir öğrencim o şirketten istifa etmiş, 2 gün gibi kısa süre sonra dönmek istediğinde olumsuz yanıt almıştı.

  • Eğer amacınız şirketten gitmenin olumsuz olduğunu başka çalışanlara anlatmak ise, bu arkadaşı işe geri almak daha iyi sonuç verebilirdi. Bu da ayrıca düşünülmeli

Büyük şirketlerin bile ortalama ömrünün 12 – 15 sene olduğu bir çağda, bu katı düşünce yapısının savunucusu bir İK Yöneticisinin “gençlere uygun şirket” olduğunu iddia etmesini hoş karşılamadım. Bir tanıdığım söz konusu olduğu için üsteleyemedim.

🙁

Bakın daha 1997’de Coopers & Lybrand‘ın yaptığı “2005’te Dünya” araştırması nasıl bir sonuç vermiş. (CRM dersi, Segmentasyon konusu ders malzemesi)

2005-Dunya-1

En belirgin fark şu: 20’inci Yüzyıl’da gelir (emekliliğe kadar) düzenli artıyor, harcamalar dalgalı; 21’inci Yüzyıl’da harcamalar düzenli yol izliyor, gelirler dalgalı…

Şöyle:

2005-Dunya-2

20’inci Yüzyıl’da zaman geçtikçe maaşlar artıyordu. Ancak emekli olunduğunda sert bir düşüş ve sonrası sabit gidiyordu.

Bu sırada aile kurmak, kredi almak, borç ödemek, ev / araba sahibi olmak, emeklilik için para biriktirmek… gibi nedenlerle harcamalar dalgalı bir durum izleyebiliyordu.

.

21’inci Yüzyıl’ın farklı olacağını tahmin etmişlerdi.

2005-Dunya-3

Bir kişinin zorunlu harcamaları zaman geçtikçe artıyor. Gelirleri ise sürekli değişiyor. Şirketler kapanıyor, elemanlar işten çıkarılıyor, boşanmalar arttı, nafakalar ödeniyor / alınıyor, belirsizlik sürekli artıyor, belirsizliğe önlem olarak para biriktiriliyor.

🙁

Bu araştırma yapıldığına “mobil işgücü” ve “dış kaynak kullanımı” kavramları pek konuşulmuyordu. “Personel Departmanları” daha yeni “İnsan Kaynakları” diye adlandırılmaya başlanmıştı. “Yetenek Yönetimi” kavramına en çok İK’cılar (“yetenekli olmayanları adamdan saymayalım mı?” diyerek) itiraz ediyordu.

😉

Bugüne geldiğimizde… Eğer bir şirket “istifa edeni tekrar işe almam” diye diretiyorsa, yetenek yönetimi değil sadece personel yönetimi yapıyordur. Zaten aslında yetenekli insanı değil, emir-komutaya kayıtsız uyacak işgücünü arıyordur.

Üstelik 12 – 15 sene sonra bir başkasına satılmayacağını veya batmayacağını da kimse garanti edemez.

 

07 November 2015 Saturday

Gurur

Geçen hafta iki güzel tesadüf yaşadım.

Pega

Pega’nın “Müşteri İletişim Zirvesi”ne gitmiştim.

Geçen seneye kadar Türkiye temsilcisi Ultima idi. Dünyanın en gelişmiş Kampanya Yönetim Aracı’nı satıyorlardı. Sonra ana şirket Pega, Ultima’yı bünyesine kattı.

  • Yıllardır kaçırmadığım etkinliklerden biridir. Yarım günü geçmez. Uzun uzadıya teknoloji konuşulmaz. Ticari fayda üzerinde durulur. Önemli değişiklikleri birinci ağızdan dinlerim.

😉

Bu seferki etkinlikte çok keyifli iki sürpriz yaşadım.

İş hayatına Fortis’teki CRM ekibimizde başlayan Nilay Kurşunoğlu, Pega Systems’in başarı öykülerinden birinin konuşmacısıydı.

Nilay

🙂

Diğer sürpriz ise… Eski MBA öğrencilerimden birinin, sektöründe Türkiye’nin en büyük kuruluşunda Kampanya Yönetimi ve Müşteri Analitiği Müdürü olduğunu öğrendim. O da dinleyici olarak Pega’nın etkinliğine katılmıştı. Sohbet ettik.

🙂

Her ikisinin de bilgisi ve konularına hakimiyeti çok hoşuma gitti. Gururlandım.

“Onlar kendileri başarmış, sana ne?” diyebilirsiniz. Haklısınız aslında. “Belki, az da olsa bir katkım olmuştur” diye kendi kendime… Öylesine…

😀