"müzakere" etiketli yazılar:

31 July 2011 Sunday

Sınıfta müzakere psikolojisi

Bugün Muhan Soysal hocamızın doğum günü.

Onun Müzakere Psikolojisi dersindeki bir anıyı paylaşmıştım. Bir derste karşılıklı müzakeremizi şuradan okuyabilirsiniz. Şimdi devamı…

:-D

İki ders arka arkaya idi. Teneffüs sırasında konumumuzu değiştirdik. Sınıfın arka duvarına geçtik. Önümüzdeki sıralarla aramızdaki mesafeyi de açtık. (Aşağıdaki şekilde, kare içindeki gibi)

Bu seferki mesajımız daha ileri idi. “Biz farklıyız.”

Muhan hoca sınıfa girdi. Durumu hemen kavradı. Bizimle oyununu ve takdirini sürdürdü.

Geldi… Dersi bizim yanımızda anlattı. (Kırmızı ok ile gösterildiği gibi). Tüm sınıf, arkasına dönerek dinlemek zorunda kaldı.

Hemen ertesi hafta

Sınıfın coğrafyasında düzenlemeler yaptığımız (önceki yazıda ve yukarıda yazdığım) hafta, bu davranışımızı fırsat bilerek mekanın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini anlattı.  

Düz sınıflarda, herkes hocanın önünde… Kürsü de yüksek ise… Herkesin her hareketini görebilir. Bu konum kendi başına bir üstünlük sağlar. (Sağdaki şekil)

Kendine güveni olmayanlar için çok tercih edilen bir sınıf biçimidir.

Anfitiyatro şeklindeki sınıflar ise, (alttaki şekil) ancak kendine güvenen hocalar tarafından tercih edilir.

(Dikkatinizi çekmek isterim. Muhan hocamın önayak olduğu yeni ODTÜ – İşletmecilik Bölüm Binası’nda sınıfların birçoğu anfitiyatro şeklindedir.)

Muhan hoca bunları anlattı… Osman’la ben, bir önceki hafta başladığımız oyunu devam ettirmeye karar verdik.

Hoca sınıfa geldiğinde, daire şeklinde dizilmiş sandalyelerle karşılaştı. Ortaya da bir tane tekerlekli sandalye koymuştuk. (Sağdaki şekil)

Ne yana dönerse dönsün sınıfın yarısı arkasında kalacaktı.

Bu fikir kimden çıktı?” diye sordu. “Uğur ile Osman…” dedi sınıftaki arkadaşlar…  Kendine özgü “bıyık altından” gülümsedi. Sonra ortadaki sandalyeye oturdu.

Vınnn, vınnn” diyerek onu küçük bir araba gibi kullanıp ortadaki alanda kısa virajlar, dönüşler yaptı. Sonra dersi anlatmaya başladı.

Muhan hocanın daire şeklinden zerre kadar rahatsız olmadığını gördük. Ama bir süre sonra biz rahatsız olduk. Muhan hoca devamlı dönüyor, anlatmaya devam ediyordu. Her koşulda yarımız Muhan hocanın arkasında kaldığımız için yüz hareketlerini, mimiklerini görmüyorduk. Yavaştan normal sınıf düzenine doğru değişiklikler yaptık.

Ders sonunda normal düzene yakın bir şeklimiz vardı.

;-)

Ruhun şad olsun. Nur içinde yat Muhan hocam.

.

07 January 2011 Friday

Müzakere Psikolojisi

Müzakere hakkında bir dizi yazı yayınlamıştım.

:-D

Selim Tuncer‘in friendfeed’deki bir mesajı üzerine aklıma gelmişti. Hemen yorumlarda bu diziyi sıraladım.

Selim usta, “Uğur Hoca, çok güzel bir seri bu…” diye beğenisini belirtti.

Melih Cılga ise

Yukarıda Uğur’un link verdiği “Müzakere Psikolojisi” konulu seri yazıları özellikle reklam sektöründe stratejik planlamacı olarak çalışan gençlerin de okumalarını öneririm. Profesyonel hayatlarındaki iki önemli ilişki türünü yeni bir bakış açısıyla değerlendirmelerine yardımcı olabilir belki:

1) Ajans içerisindeki “stratejistler – yaratıcı ekip” etkileşiminde (ve rol dağılımında) “rasyonel bilgi – sezgisel içgörü” dengesinin müzakere edilmesi,

2) Ajans-reklamveren ilişkilerinde hep hayal edilen ideal “stratejik partnerlik” ortamının kurulabilmesi yolunda, stratejistin bilgi ve beceri alanının yavaş yavaş “business planning consultant” rolüne doğru da evrilmesi / uzanması gerekliliğinin ilgili taraflarla müzakere edilmesi. :-)

diye yazdı.
:-D

Kaybolmasına razı gelemedim. Çok saygı duyduğum iki ustanın beğenilerini burada tekrarlamak istedim.
:-D

Müzakere Psikolojisi dersini, rahmetli Muhan Soysal hocamdan almıştım. Bu vesileyle yine saygı ve sevgiyle andım.
;-)

15 April 2010 Thursday

Ya hep, ya hiç

Bize öğretildi. Tabağında tek bir pirinç tanesi bile kalmayacak.
:-P

Birlikte yemek yediğim birçok yabancı, “tamam” demeyi biliyor. Tabakta 2 lokma da kalsa, içki bardağın dibinde yarım parmak da olsa… 

Annelerimiz öyle öğretmiş. Bu topraklarda bitmeden bırakıldığını hemen hiç görmedim. (Özellikle içkinin… Sonuna kadar gideriz…)
:-P

Müzakere konulu yazılarımda da [1], [2], [3], [4] vurgulamaya çalıştım. Bir yerde durmayı pek bilmeyiz.  Kazanç-kazanç yaratmayı önemsemeyiz. “Ya benim olacak, ya da hiç” diye düşünürüz. Sonuna kadar gitmemiz gerektiğini zannederiz.

İş dünyamız aslanlar, kaplanlar ve hatta köpek balıklarıyla doludur.  Nedense arı ve karınca pek bulunmaz.
:-P

Özetle, bizde azami ve asgari (maksimum ve minimum) vardır.

Neden optimum yoktur diye merak ediyorsanız… Bence, o son kalan – bırakılmayan -  tek pirinç tanesi‘nin suçu…
:-D