"ödev" etiketli yazılar:

21 January 2015 Wednesday

Öğrencilik Halleri – 7

Bu ders döneminin öğrencilik hallerini dün yazmaya başlamıştım. Bugün de devam ediyor. (Dünkü yazıda, eski yıllara ait linkler de var.)

🙂 http://ugurozmen.com/wp-content/uploads/absolute.jpg

Dönem başında yayınladığım bir olay ile başlayayım.

Yoklama kağıdının arkasında (tüm sayfayı kapsayacak büyüklükte) bir reklam posteri vardı.

Yoklama kağıdı bana geri dönünce sordum. İmza atan 13 öğrencinin hiçbiri resmi farketmemişti. (Ayrıntılı bilgi yayınlanma tarihindeki yazıda)

🙂

Tüm ödevleri e-posta ile gönderiyorum. Her seferinde gmail adresimi de cc’ye ekliyorum. Böylece hem mesajın gidip gitmediğini görüyorum, hem de bana ulaşmak için ikinci bir kanal sunuyorum.

Ödevlerini sorduğumda “size gönderdik hocam” diyorlar. Bakıyoruz ki Uğur isimli başka bir hocaya göndermişler.

Kendisinin sınıfı geçmesi – kalması kararını veren kişiyle iletişimi bu düzeyde olan kişinin müşteriyle iletişiminin nasıl olacağını beklemeliyiz.

🙂

Hızlı sınavda (pop quiz) geçen bir konuşmayı daha önce facebook ve twitter’dan yayınlamıştım.

– Hocam yazımı okuyabilecek misiniz?
– Kaç yıldır iş hayatındasın?
– 7-8 yıl oldu.
– Sence, okuyamazsam kim zarar görür?
– Anladım hocam…

🙂

Seçtiğiniz sektöre ilişkin çalışmanızı okul ödevi gibi değil, iş yaşamınızdaki bir proje gibi yapmazsanız yeterince öğrenemezsiniz” diyorum.

Gerçek iş hayatındaki gibi, haftalar ilerledikçe ilk çalışmaların üzerine yeni kavramlar inşa ediliyor. Dönem sonuna yaklaştığımızda, önceki sığ ve baştan savma çalışmalar ayaklarına dolaşmaya başlıyor.

Keşke baştan ciddiye alsaydık” diyorlar. Bu durum her dönem bir-iki grupta tekrarlanıyor.

🙂

Not almak değil öğrenmek için gelenler MBA’den çok yararlanıyor.

 

20 January 2015 Tuesday

Öğrencilik Halleri – 6

Bir dönem daha bitti.

Geçmiş ders yıllarında yaptığım gibi bazı öğrencilik hallerini derledim.

Dersi sınıfta işliyoruz. Çeşitli konuları anlatıyoruz. Ertesi hafta kendi seçtikleri bir sektöre bizim anlattıklarımızı uyguluyorlar. Onların uygulamalarını tartışıyoruz. Böylece kulaktan dolma değil, iş başında eğitim gibi yapıyoruz. Bu tartışmalardan sonra düzeltip gönderdikleri ödevlere not veriyoruz. Dolayısıyla okuyarak değil, derse gelerek öğreniliyor.

Ürün yönetimi dersinde başlattığımız yöntemi, CRM dersinde de uyguluyorum.

Aslında, çok fazla akademisyenin tercih edebileceği bir yöntem değil. Ders verenin işini çok zorlaştırıyor. Grup sayısı kadar firmaya danışmanlık vermek gibi bir iş. Ama yıllardan beri iş hayatındayım. Bu nedenle, böyle bir yöntemi uygun buluyorum. Blogda ve sosyal mecralarda yapılan yorumlarda yöntemin beğenildiğini de gördük.

Şimdi bu dönemin öyküleri

MBA

Bir derste hızlı sınav (pop quiz) yapmaya karar verdim. Sınıfın yarısının kalem veya kağıt getirmeyeceğini tahmin etmiştim. Maalesef haklı çıktım. (Bende bol miktarda yedek kalem ve kağıt vardı.)

Bazıları bizzat sınıfta işlenen ve öğrenilen bir derse geliyor, ama hiç not tutmuyor. Sınıfta not tutmanın önemini bilmeyenlere şunu okumalarını öneririm.

🙂

Bir hafta önce “projenizin sermaye ihtiyacını ve başabaş noktasını şöyle anlarsınız” diye fizibilite raporundan bir satıra nasıl bakılacağını anlatmıştım. Sınavda sorular şöyleydi:

  • Projenizin sermaye ihtiyacı nedir?
  • Başabaş noktasına ne zaman ulaşıyorsunuz?

Bize gönderdikleri fizibilite ödevlerine bakmaları da serbestti. Sadece 2 ayrı rakam yazılması gerekirdi. Lakin sınıfta bunu yapan çıkmadı.

🙂

Dönemin başında ayrıntılı şekilde anlatıyorum. Linkini de veriyorum. Derste öğrenme yöntemi nedeniyle yoklama aldığımı ve sınıfa gelinmesine dikkat ettiğimi söylüyorum.

14 haftalık dönemin sadece 6 dersine gelen kişi sınıf geçmeyi umuyor.

🙂

Bu durumda sınıfta bırakacağımı, ama isterse uzaktan eğitim öğrencileri ile birlikte Final sınavına girebileceğini söylüyorum.

Final sınavı tarihini beğenmiyor. Kendisinin kış tatiline denk geldiği için sınava girmiyor.

🙂

Sanırım “MBA = Masrafını Babamdan Alın” sanıyor. Benim görüşüm ise kaynak israfı olduğu yönünde.

Geçmiş dönemlere ait “Öğrencilik Halleri” yazıları şurada: [1] , [2] , [3] , [4] , [5] .

Bu dönemin öyküleri bitmedi. Devamı yarın.

Resim şuradan alıntıdır

03 November 2014 Monday

Ne iş yaptığını bilmemek 3

CRM’in Öğrettikleri yazısında:

Teknoloji ekipleri Pazarlama’yı bir iç müşteri” diye algılamaktan vaz geçmelidir . İç müşteri kavramı, şirketlerde silo yapısının duvarlarının yükselmesine yaramaktadır. Müşteri şikayetlerine çözüm bulunmaması, departmanların “bizim işimiz değil” diyerek müşteriyi mağdur etmesi de bu silo anlayışının sonucudur. Oysa artık şirketin bir bütün olarak algılanması gerekir. Pazarlama departmanının değil, şirketin müşteri temasları düzeltilmelidir.

Pazarlamacılar da veri konusunda daha bilgili olmalıdır. [a] , [b]

Teknoloji ekipleri (işine öylesi geldiği için) Pazarlama’nın taleplerini yerine getirmekle sınırlamayıp gerçek üretici görevine dönmelidir.

demiştim. “Pazarlama, sadece pazarlamacılara bırakılmayacak kadar ciddi bir konudur” diye de okuyabilirsiniz.

🙂

E-Ticaret şirketinde çalışan bazı arkadaşlardan yanıt geldi. “Pazarlama zaten hiç iç müşteri olmadı ki” diyenler oldu. Açıkçası, bunu bekliyordum. Çeşitli vesilelerle sohbet ettiğim ve çoğunlukla hayal kırıklığına uğradığım e-ticaret girişimcileri de benzer düşüncelere sahipler. Şirketin direksiyonunun IT’de olması gerektiğini savunurlar.

Bir örneği sınıfta da gördük. Ürün Yönetimi dersinde e-ticaret projesi olan bir grup Pazarlamanın 6P’sinden People (İnsanlar / Çalışanlar) başlığını şöyle tanımlamıştı.

teknoloji-eleman(Sayfanın konuyla ilgisiz diğer kısımlarını ve resimleri kaldırdım) 

Hepsi bu kadar… Pazarlama filan YOK.

Gerekçelerini de anlattılar. “Bir e-ticaret şirketi oldukları için sadece IT… (filan, falan…)”

😉

Gelin CRM’in Ekonomik Kökeni yazısında verdiğim marka değeri tablosuna yakından bakalım.

CRM-tarihce-5

Google‘un hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Teknoloji
Apple‘ın hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Teknoloji
IBM‘in hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Teknoloji
Microsoft‘un hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Teknoloji

Amazon‘un hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Perakende

Gidecek (başta kitap satıcıları olmak üzere) üreticiler veya büyük satıcılarla anlaşacak, lojistiğin düzgün yürümesi için düzenleme ve sözleşmeler yapacak, müşterinin aklında kalmak için nerelerde ve hangi sıklıkta görünmesi gerektiğini çıkaracak, hatta sürekliliği ve büyümeyi sağlamak için hangi (Kindle veya Drone gibi) donanımlara ve hangi (klik izleme veya referans sistemleri gibi) yazılımlara yatırım yapılması gerektiğini belirleyecek…

Hepsini teknoloji doktoralı kişilere mi yaptıracaksınız?

😛

E-ticaret şirketlerini gemilere benzetirim. Şu soruyu sorarım: Geminin nereye gideceğine kaptan mı karar verir?

Teknoloji kökenlilerin hemen hepsi EVET der. Oysa geminin nereye gitmesi gerektiğine de ya yolcu, ya acente, ya da yükün sahibi karar verir. Kaptan sadece operasyonu iyi yönetmekten sorumludur.

Yaptığı işi anlamak gerekir. Anlatabildim mi?

😉