"ODTÜ" etiketli yazılar:

11 May 2012 Friday

Girişimcilik sohbetleri

14 Mayıs Pazartesi akşamı ODTÜ İşletmecilik Bölümü’nde Girişimcilik Sohbetleri’nde konuşmacıyım.

Açıkçası, mezun olduğum okul tarafından çağırılmak gururumu okşadı. Mezun olduğum okulun internet sitesine girdiğimde kendimi gördüğüm zamanki kadar mutlu oldum.

Bu sefer girişimcilere CRM veya CEM anlatmayacağım, danışmanlık veya coaching’den de bahsetmeyeceğim. Profesyonel iş yaşamında yenilikçilik, iç-girişimcilik üzerine sohbet edeceğiz.

Ne de olsa yenilikleri yaptığım sırada kravatlıydım.

;-)

 

12 February 2012 Sunday

Yöneterek yönetilerek yaşamak

İşletmecilik benim çocukluk değilse de ilk gençlik aşkımdı. Daha 14 yaşımdayden ODTÜ İşletmecilik’te okumayı amaçlamıştım. Ne zaman başladığını hatırlamıyorum, ama bu kararın sonrasında yönetim öyküleri dinlemekten hep keyif aldım.  Öyle altı boş efsaneler değil, doğru zamanda doğru kararların verildiği, kurumların krizlerden kurtarıldığı yarı bilimsel öykülerdi bunlar.

Lisedeyken fen derslerim iyiydi. TUBITAK proje yarışmalarına katıldım. Ama aklımda hep ODTÜ İşletmecilik vardı. Neyse ki yüksek bir puanla gençlik aşkıma kavuştum.

Keyifle derslere girdim. Biz öğrenciyken öğrenci asistanlık vardı. Önce Emel Ataç’ın, sonra da Osman Ata Ataç’ın asistanlığını yaptım. Osman hocam o yıllarda Ankara’daki en büyük özel sektör holdinginin Genel Müdür’lerinden biriydi. Sonra Holding’in Genel Koordinatörü oldu.

Ben yine yönetim öykülerini dinlemeye başladım. Sokrates’in Platon’u, Platon’un Aristo’yu eğittiği gibi ben de Osman Ata Ataç‘ın anlattıklarını eğitimimin en önemli unsurları saydım. Aynı zamanda İşletmecilik okuduğum için bu sefer öyküler, kuramsal altyapısı ve gerekçeleri ile birlikte anlatılıyordu. Bunlardan çok dersler aldım. Bana bağlı olanları yıllarca o öykülerde öğrendiklerime göre yönetmeye çalıştım.

İşletmecilik diğer eğitimlerden çok farklı. Fizik, Kimya, Tıb ve mühendislik gibi “şunu yaparsan bu olur” şeklinde kesin ve önceden ispatlanmış sonuçlara götürmüyor. Tek bir eylem olan yoğurt yemek için bile “her yiğidin bir yoğurt yeyişi vardır” sözü boşuna edilmemiş. Demek ki, ne kadar insan varsa o kadar yoğurt yeme şekli var. Bir de insanların karşılıklı ilişkileri söz konusu olduğunda…

Her insan birlikte bulunduğu, çalıştığı her bir diğer insan için ayrı duygu ve düşüncelerle hareket ediyor. İşletmecilik okullarında, bu sonsuz ilişkiler demetini kaos olmaktan çıkarmak için bazı teknikler öğretiliyor. Ama nihayetinde, öğrenilen tekniklerin hayata geçirilmesi yine insanın geçmişi, kafasındaki örnek kişiler (rol modeller), değer yargıları ve eğitimi ile değişiklikler gösteriyor. Yani, ders kitaplarından aldığınız eğitim, sadece teknikleri verirken, hayatın diğer birikimleri sizin tarzınızı belirliyor.

İşletmecilik her ne kadar gerçek yaşamından beslense de, Türkiye’de iş adamlarının veya yöneticilerin yazdıkları kitaplar çok az. Var olanların büyük kısmı da “ben, ben” demekten kendini alıkoyamamış. Yaşadıkları olayları tecrübeleri,  kendilerine ve diğer insanlara etkilerini anlatırken, kendilerince mutlak doğru sonuçları ortaya koymuşlar. Hangi kararları hangi birikimlerinin ve değer yargılarının sonucunda verdiklerini anlatmamışlar. Dolayısıyla kendilerini değil, çevreyi yargılamışlar.

Oysa yönetim bilimlerinde mutlak doğru çözümler de yok, sonuçlar da…

Osman hocam, “15 yıllık tecrübe ile bir yıllık tecrübenin 15 kere tekrarlanmasını karıştırmamak gerekir” demişti. Ben hep yeni tecrübeler peşinde koştum. Çok iş değiştirdiğimi söylerler, ama ben iyi ettiğimi düşünüyorum.

Yapılması gereken bir iş yoksa, ekiplerim mesai saati bitiminde evlerine gittiler. “Seninkiler part-time mı çalışıyor?” diyen patrona “Benimkiler right-time çalışıyor. Diğerleri part-time çalışıp, full-time gibi yapıyorlar” demişsem, Osman hocamdan aldığım dersleri kendimce yorumlamamdan ötürüdür.

Osman hocam, bunları yazdı.

Bu kitap, usta – çırak ilişkimiz sırasında aldığım kişiye özel derslerin bir bölümünü kapsamaktadır.  Belki siz, bu kitapta okuyacaklarınızı başka türlü yorumlar, çok farklı davranırdınız. Ne de olsa yönetim tarzı, öğrenilen teknikler kadar kişisel birikimlerin de etkisinde kalıyor.

Sadece şunu iddia edebilirim. İyi bir okur, sayfalarda yazarın söylediklerinden fazlasını bulur. Sizin de kendi doğru noktalarınızı yakalayacağınızı ve kendinize uyarlayacağınızı düşünüyorum.

:-)

Kitaba şuralardan ulaşabilirsiniz.

 

29 December 2011 Thursday

Örgüt yapısı üzerine

Komuta tekliği yazısına yorum yapan bir arkadaşımız “Sonsuza dek yaşayabilecek örgüt yapıları mevcut mudur? Mevcut ise örgüt yapısı üzerinde bilgi verebilir misiniz?” diye sormuş. 

Yorumdaki soruyu görünce aklıma yıllar öncesinden bir anı geldi.

ODTÜ‘de İşletmecilik Bölümü’nde öğrenci asistanlığım sırasında Biyoloji Bölümü’nün doktora derslerinden birinin kitabı elime geçmişti.Organizmalar adında bir kitap. Önsöz’üne baktım. Organizma sözcüklerini organizasyon olarak değiştirdiğimizde bile cümlelerin ne kadar doğru olduğuna şahit oldum.

Mutlak doğru cümleler oldukları için değil. Yaşamak için çevreye uyum sağlamak gerektiği için. Çevre de sürekli değişiyor.

Ömrü 100 yılı geçen kurumlara baktığımızda, örgüt yapılarının defalarca değiştiğini görüyoruz. Doğal olanı da bu.

Belirli bir yapı üzerinde ısrar edenlerin tarihten silinmesi çok olağan. Kuruluş amaçlarına, hedef kitlenin ihtiyaçlarına, sosyal olgulara, teknolojik değişimlere, ekonomik kısıntı ve imkanlara göre tüm örgütler şekil değiştirir. Bu saydıklarım da sürekli değiştiğine göre… Değişmeyen tek şey değişimdir.

;-)

Resimler şuradan ve şuradan alınmıştır.

.