"öğretim" etiketli yazılar:

05 April 2017 Wednesday

Öğrencilik Halleri – 8

Az önce Fatmanur Erdoğan’ın bir Facebook mesajını gördüm.

Yazının altına yorum yazmaya başladım. Ama uzayınca, bloga almaya karar verdim.

😉

Avrupa ve Amerika için bugünlerde iş hayatına yeni başlayanların ortalama 17 – 20 iş değiştireceği iddia ediliyor.

  • Türkiye için bir öngörü okumadım. Yine de, az gelişmiş ülkelerde değişimin daha hızlı olacağını da eklemek isterim. Boş yere “emerging country” demiyorlar.

35 sene önce değişimin hızı konusunu “Fortune 500 şirketlerinin ortalama ömrü 25 seneye indi. Okuladan sonra ilk çalışacağınız şirket, siz emekli olurken büyük ihtimalle hayatta olmayacak” diye örnekleyerek anlatırlardı.
Bugünlerde 25 değil, 12-15 sene olmuş. Yani Fortune 500’dekilerin ortalama ömrü yarı yarıya azalmış.

Buraya kadar olanı harici bilgiler. Ben “tek tip” olmanın ne kadar yaygın olduğundan bahsetmek istiyorum.

😉

Yönetim bilimlerinde değişenler konusunda birçok yazı yayınladım. Komuta tekliğinin değişmesi yazıma en çok tepki gençlerden geldi. “Kime doğrudan bağlı olacağını, kimden emir alacağını” net olarak bilmek istiyorlardı.

  • Bunlar freelance çalışmanın özgürlüğünü isteyen çocuklar, aynı zamanda… Aradaki çelişkiyi o kadar görmüyorlar ki, şaşırırsınız.

😉

Girişimci olarak başarılı olmuş, iyi bir exit yapmış, daha sonra hem melek yatırımcı hem de mentor olarak 1300 start-up fikrini dinlemiş bir usta, Dijital Dönüşüm dersimizde “Business Model Canvas” anlatıyor. Herkesin yaratıcılığın yetmeyeceğini, bir fikrin aslında nasıl işlenmesi gerektiğini öğrenmesi lazım.

Ama genç arkadaşımız, sunumun ilk dakikalarda duyduğu “Start-up’ların %90’a yakını batıyor” cümlesini bir ölçek zannediyor. “Demek ki bu anlattığınız “Business Model Canvas” yöntemi sadece %10 geçerli” diyor. (“Neden zamanımı boşa harcıyorsunuz?” edasıyla)

  • Şunu öğreneyim. Her fikri bu şekilde işlemek yararlı olabilir” diye düşünmüyor. Değişimin hızlı olduğu yerde ve zamanda, sadece birbuçuk saat içinde başarısı garantili bir model alıp zengin olmak istiyor.
  • Bunu yapmazsan batma ihtimalin yükselir; yaparsan belki olmayacak bir fikrin peşinden koşmayı bırakırsın” diye dinlemiyor.

Danışmanlık yaptığım bir yerde, sürekli “Fikirlerim şahaneydi. Beni dinlemediler. Rakipler yaptı.” diyen genç arkadaşlara, “Doldur şu “Business Model Canvas”ı, senin önerini en üst yönetime bizzat ben sunacağım” dedim.  Her hafta 3 fikir söyleyen arkadaşlar, 5 aydır tek bir sayfa ortaya koyamadılar.

😉

Derse öğrenmeye değil, iç dökmeye geliyor. Lisedeki “hocayı amma sıkıştırdım” kafasıyla (üniversite lisans eğitimi bile değil) MBA’de durmadan konuşuyor. “Anlattığın konular dersle ilgili değil” deyince tepki gösteriyor.

Egitim-Einstein

MBA’de derse başlarken “Birçoğunuzun oturmayı amaçladığınız koltuklardan geliyorum. MBA’de öğrenci gibi davranmam, iş arkadaşım gibi davranırım” diyorum. Öyle baştan savma bir “öğrenci ödevi” verilirse, yüksek not alınmayacağını, iş hayatına yakışır projeler hazırlamaları gerektiğini anlatıyorum.

STK’da çalışan arkadaş, “çok kapitalist bakış açısı“, “bana yararı olmaz” diye dersi bırakıyor.

  • Muhtemelen 40 yıl sürecek iş hayatı boyunca 17 – 20 kere iş değiştirecekmiş… Hızlı değişimde ayakta kalmak için, zaten değişecek olan mutlak doğruları değil düşünme sistemini öğrenmek gerekirmiş…  Umurunda mı?

Birkaç gün sonra “Eğitim nasıl verilmeli” diye uzun bir mesaj gönderiyor. Bahsettiği “nasıl”ın ancak Sokrates – Eflatun örneği özne-özne eğitim olabileceği, sınıfta verilen eğitimde neredeyse imkansız olduğunu düşünmüyor. Bir de “bankacı eğitim modeli” diye laf çakıyor.

  • Bir eski patronum böyle durumlarda “bir yerde okumuş” derdi. Doğrusunu da bilmiyor. “Bankacı eğitim modeli değil, eğitimin McDonaldlaşması” denir.

Ama derse öğrenci gibi değil de “gözlemci gibi” gelmek istiyor. Nedeni, onun cümleleriyle “Çalıştığım yer şu sıralar bir özel şirketle, dijital içerikli bir sosyal sorumluluk projesi yapmak istemekte. Dolayısıyla bir proje geliştirmek için de göreceğim yeni bilgiler benim için faydalı olacaktır.

  • Madem genel eğitim yöntemini sevmedin, madem benim ders verme yöntemimi sevmedin, madem benim bakış açımı da sevmedin, sana yarar sağlamayacağını düşünüyorsun… Zorla öğrenilmez arkadaş… Neden kendine eziyet etmeye geliyorsun ki…

😉

Diyeceğim şu:

Fatmanur’un bahsettiği gibi tek tip‘leşmeyi sadece patron, aile, çevre dayatmıyor. Gençler zaten tek tip olmak için ciddi çaba sarfediyor. Elbette Dünya’nın en cahil 9’uncu ülkesi çıkarız.

.

04 December 2016 Sunday

Bir Eğitimci Olarak

Yakın geçmişte, İK’nın (özellikle Eğitim Departmanı’nın) bazı yaklaşımlarından bahsetmiştim. O yazıda “Bende çoook İK – Eğitim Bölümü öyküsü var” demiştim. Şimdi onlardan biri…

🙂

Bir şirkete eğitim teklifi verilmiş. Ders programları tartışılmış. Son aşamada, şirketin yöneticileri farklı konulardaki eğitmenlerle tanışmak istemişler.

Benim de aralarında olduğum eğitmenler masanın bir tarafına sıralandık. Diğer tarafa şirketin yöneticileri dizildi.

Biz kendimizi tanıttık. Bazı derslerin nasıl sunulacağı konusunda şirketin ilgili iş biriminin yöneticileri görüş ve önerilerini bildirdi, bizler notlarımızı aldık. Önerilerimizi söyledik, tartıştık.

Bu sırada, İK’nın Eğitim departmanından henüz 30 yaşını yeni aşmış olan “uzman” konuşmaya başladı:

Ben bir eğitimci olarak…

Söyledikleri pek anlamlı değildi. Orası ayrı.

educator ile ilgili görsel sonucu

Onu dinlemeye çalışırken, masanın etrafındaki eğitmenlere sırayla baktım.

  • eğitim hayatı 1983’de ABD’ye gittiği zaman üniversitede asistanlık yaparak başlayan, Birleşmiş Milletler’den uluslararası eğitimen sertifikalı bir arkadaş,
  • 27 seneden beri çeşitli şirketlerin eğitim departmanlarında çalışan bir başkası (ki onun bir kere bile “eğitimci” olduğunu söylediğini duymadım),
  • hem iş hayatında şirket yönetmiş, hem de şu anda okulda çalışan eski bölüm başkanı, doçent bir eğitmen,
  • yirmi küsür yıldan beri konusunda eğitimci olarak ün salmış bir eğitmen,
  • ve naçizane bendeniz

masanın etrafındayız. Hiç birimiz daha önce “Bir eğitimci olarak…” diye başlayan cümle kurmamışız.

Sormadım “Şu ana kadar kimleri, hangi konularda eğittiniz?” diye…

Hayatında şirket içi eğitimlerde – uzmanlık gerektiren ana faaliyet konuları dışında – belki eğitim vermiş birinden 2 dakikada eğitimci eğitimi aldık. Öğrendik. Aydınlandık.

😉

08 April 2016 Friday

Eğitimin McDonaldlaşması

Birkaç haftadır, bir doktora grubuna misafir dinleyici olarak katılıyorum.

Tartışılan çok sayıda makaleden biri George Ritzer’in 1983 yılında The Journal of American Culture dergisinde yayınlanmış “The McDonaldization of Society” (Toplumun McDonaldlaşması) isimli yazısıydı.

🙂

Makale, “yeterliği, tahmin edilirliği, ölçülebilirliği artırmaya çalışırken amacından sapan çok sayıda hizmeti” tartışıyor. Paket turlardan, tıp bilimine nelerin değiştiğini ortaya koyuyor. (Makale ile temelde aynı fikirde olmama rağmen, katılmadığım örnekler de var. Orası daha derin bir tartışma konusu.)

Bugünün Türkiye’si için, sadece “eğitimin McDonaldlaşması” kısmını ele alacağım.

Uzun bir zamandan beri eğitimin amacı yaşam için gerekli olanları öğretmek değil. İlkokullar, okuma yazmayı öğretir öğretmez, kolej sınavlarına hazırlamaya başlıyor. Okulların başarısı, kaç kişinin kolej sınavlarında kaç puan aldığı ile ölçülüyor.

Çocuklara öğrenmeyi sevdirmemiz gereken yaşlarda test çözmeyi öğretiyoruz.

Kolejler de üniversite sınavına hazırlıyorlar zaten. Arada yabancı dil de öğretirlerse ne güzel. Okulların başarısı kaç kişiyi hangi üniversitelere kaçıncı sırada soktuğu ile ölçülüyor. Ona göre fiyatlar artıyor.

Üniversitelerin eğitiminin yeterli olmadığından çoğumuz şikayetçi ama… Zor bir eğitim de istemiyoruz. Hani sanki, “benden başka herkese sıkı bir eğitim verilsin” diyen bir topluluğuz.

egitim-1

Bunların hepsi, araçların amaç olmasının sonucu.

Bürokrasi‘nin zamanla kullanımında sorun olduğunu, araçları amaç yaptığını bazı yazılarda belirtmiştim.

Eğitimde de amaç öğrenmek değil de üniversiteye girmek olunca… taaa ilkokuldan başlayan bir “____ boşlukları doldurun” veya “doğru seçeneği işaretleyin” ile eğitim alınıyor. Ölçülebilir, kıyaslanabilir bir eğitim oluyor.

Öğretiyor mu derseniz… “Mesleği, hatta hayatı gerçekten öğrenmek isteyen kim?” diye sorarım.

😉

Resim şuradan alıntıdır