"olumsuzluk" etiketli yazılar:

24 December 2010 Friday

Performans ve potansiyel 2

Sevgili Hasan Başusta’nın friendfeed’deki “Çalışanların performansına değil, potansiyeline bakmalıyız. İkisinden biri eksikse bu yöneticinin suçudur, çalışanın değil.” cümlesine karşı örnekleri sıralıyorum. İlkini dün yazmıştım. Bugün ikincisi.
:-)

14’üncü kez iş değiştirdim. 2000 yılının Haziran ayında işe başladım.

Ekipteki bir hanım kızımızın ana dili gibi ingilizcesi vardı. Türkçesi de çok iyiydi. Ayrı yazılan de, da, ki’ler dışında; nezaketli değil nazik, cesaretli yerine cesur deneceğini de biliyordu. (Bunları önemserim.)

Performansı da yüksek bir arkadaştı. CRM projesine onunla başladım.

2000 yılı sonundaki çift hörgüçlü kriz başgösterdi. Kasım ayında bir tane… Sonra Şubat’ta bir tane daha. Birçok banka ya battı, ya da el değiştirdi. Çocuklarını özel okullardan alıp devlet okuluna verenler, işsiz kalıp Anadolu’ya göçenler, lüks semtlerdeki evlerini satıp ucuz yerlerde kiraya çıkanlar oldu. Büyük bankalarımız bile yabancı ortak almak zorunda kaldı. Bazıları maaş azaltması yaptı.

Bankamız krize hazırlıklıydı. O sene, maaş zammı ve başarı primi veren tek banka oldu.

Bizim katta, az ötemizde kriz masası kuruldu. Ekibe “Herkes krizle uğraşıyor. Fırsat bu fırsat. Biz kendi işimize bakalım. Kriz bittiği zaman ürün yelpazemizi genişletmiş olalım” dedim.
:-)

Durumumuz iyiydi. Ama hanım kızımız yine de depresyona girdi. “Ya kocası işsiz kalırsa…” endişesi onu yeyip bitirmeye başladı. Performansı düştü. Verim alamamaya başladım. Ayrıca sürekli olumsuzluk üretiyordu. Ekipteki diğer arkadaşlar da şikayet etmeye başladılar. Yoğun çalışma tempomuzu etkiliyordu.

Daha sonraki haftalar içinde birkaç kez konuştum. Sonuç değişmedi. Yollarımızı ayırdık.
:-(

Onunla çıktığımız yola, başkalarıyla devam ettik. Kriz bittiğinde, büyük bankalardaki ürün yelpazesine sahiptik. Daha sonra birçok ulusal ve uluslararası başarı öyküsüne imza attık.
:-D

14 June 2010 Monday

Olumlu olun

İş hayatı bizden hep çözüm odaklı bakmamızı ister.

Bence de haklıdır.


Bu karikatür, Fortis’de aldığım bir eğitim sonrasında beni değerlendiren kişinin “Sana bu uygun!” diyerek verdiği bir resimdir. (Bazı kısımlarını sildim, adamın kafasını da kendime uygun duruma getirdim. Sakalları da Burak Dönertaş boyadı…)
:-P

Çözüm odaklı düşünmeye başlayınca, çevremizdeki herkese yararımız dokunur. Ama en çok da kendimize…
:-D

20 April 2010 Tuesday

Olumlu motivasyon

Genç arkadaşlarımızın dilinden düşmüyor: “Beni olumlu motive edin” 

Eksiklerini, yanlışlarını, tembelliklerini (gerçeği) duymak istemiyorlar. Bu koşullarda nasıl olumlu cümle kurulacağı konusunda pek fikirleri de yok. “Sen bu durumda ne söylerdin?” deyince yanıt alamıyorsunuz…

Daha da ilginç olanı… “Bana şunu yapamazsın demişlerdi, ben de yaptım” diye itiraf da ediyorlar. Yani, aslında olumsuzluktan besleniyorlar.
:-P

Benim için yeni değil.  Funda-mental günlerimde de benzeri durumlarla karşılaşmıştım. Hatta blogda yazdım. Patron değil de baba + ağabey + sevgili karması bir davranış istiyorlar.

İşte bu kafa yapısı Nasuh Mahruki’ye “ekibinizi nasıl motive ediyorsunuz?” diye sorar. “Hayat kurtarmaktan daha büyük motivasyon var mı?” yanıtını anlamaz ve ısrar eder. “Hani… ödül, filan…”
:-P

Sadece aferin bekleyerek iş yapanlara şunu anlatmaya çalışıyorum.

Bu sadece iş hayatında değil, tüm yaşamınızda en büyük bahanedir. En büyük zehirdir. Buna inanmaya başlarsan, hiç ilerleyemezsin. Birçok büyük başarı, destekleyenler sayesinde olmadı… Hatta aksine…

Sen inanıyorsan, kimse yolundan döndüremez. Başarılı olursun. Zaten ucundan tutuyorsan… Olumlu motive etseler, sırtını sıvazlasalar, her gün alkışlasalar da boş…

Düşünsenize… Galileo da “beni olumlu motive etmiyorlar” diye düşünmüş müdür?
:-P