"paylaşım ekonomisi" etiketli yazılar:

23 September 2016 Friday

Paylaşmak

Vermek veya ortaya koymak yerine PAYLAŞMAK kelimesinin kullanıldığını ilk defa 2000 senesinde bir toplantıda farkettim.

Toplantı katılımcılarından biri “Şu raporu bizimle paylaşır mısın?” diye sordu. Raporu o toplantıda sunmak zaten benim görevimdi.

Şimdi senin raporunu dinleyelim” veya “Raporu bize anlatır mısın?” veya “Sıra Uğur’un raporu sunmasında“… Ne bileyim birçok cümle kurulabilir de, paylaşır mısın kulağıma ve beynime  aykırı geldi.

  • Bir konuşma içinde son derece gereksiz veya aykırı bir kelime veya cümle söylendiğinde, hafızamda asılı kalır. Bu nedenle toplantının konusunu veya benim hangi raporu sunmam gerektiğini hatırlamıyorum. Ancak o konuşma ve bu kelimeyi kullanan kişinin o gün ne giydiğini bile aklımda birkaç saniyelik kısa video gibi kalmış.

😮

Paylaşım“ın gereksiz kullanımı beni son derece rahatsız ediyor. Tamam, teşhir etmeyi ve zaman tüketmeyi sosyal paylaşım zannedenleri de kabul ediyorum. Artık, sosyal mecralardaki tüm iç dökme ve teşhirleri bile “paylaşım ekonomisi” diye anlatanlara bile katlanabiliyorum, düzeltmeye niyetlenmiyorum. Ama bir yerde DUR demek gerekiyor.

Pastayı paylaşalım. Bana büyük dilim ver” diyebilirsiniz. “Bu projenin sorumluluğunu paylaşalım” diyebilirsiniz. “Kârlarımızı şöyle paylaştıralım” deseniz de olur. “Hepsini kendine alma, biraz da bizimle paylaş” da olur.

pasta

Raporu bizimle paylaşır mısın?” ne demek yahu?.. Aklımdan “Kimlere hangi sayfaları istiyor?” sorusu geçmişti. Neyse ki jeton hemen düştü. Raporu anlatmaya başladım.

  • Sanırım üst yönetim eğitimlerinde “emir kipi kullanmayın” veya “ödev verir gibi konuşmayın” uygulamalarının bir parçası.

😉

Yabancı kanallardan birinde, röportaj izliyordum. Kendisiyle görüşme yapılan kişi oldukça yaşlı bir bilim insanı.

Programın sunucusu, misafirine yaşını (muhtemelen nezaket gereği “Kaç yaşındasnız?” demek yerine) “Yaşınızı bizimle paylaşır mısınız?” diye sordu. Adamın yanıtı tam aklımdan geçirdiğim gibiydi:

Elbette paylaşırım. Ne kadarını istersiniz?

😀

14 September 2014 Sunday

Okumadan yazışmak

12 Eylül Cuma – 19.35’te şöyle bir mesaj geldi.

From: ADI SOYADI
Sent: Cuma, 12 Eylül 2014 19:35
To: ugur ozmen
Subject:
 
Merhaba bizde gibrit koleksiyonu var bunlar 1922 yılından 1986 yılına kadar olan kibritler bunlarla ilgileniyor musunuz

Anlaşılan bir yerlerden eline biriktirilmiş kibrit kutuları geçmiş. (Umarım kutuları toplayan biri vefat ettiği için olmamıştır.) Google’dan araştırmış.

koleksiyon-1(Üzerine tıklarsanız, gerçek boyutuyla görürsünüz)

İlk 15 resimden 4’ünde bana veya bu siteye yönlendirme var. Bu nedenle bana mesaj göndermiş. Kolekiyondan bahsettiğim yazıyı okumuş mu? HAYIR.

Diğer yandan, bir yazışmada Konu kısmının yazılmamasının gerekçesini de pek anlamam. Öğrencilerim için yayınladığım şu yazının herkes için gerekli olduğunu düşünüyorum.

😉

Yanıtladım.

From: Uğur Özmen
Sent: Cuma, 12 Eylül 2014 23:42
To: ADI SOYADI
Subject: RE:

İlgileniyorum.
http://ugurozmen.com/yasamin-icinden/koleksiyon

Açıkcası işin nereye geleceğini biliyordum. Normal durumda Konu‘yu boş bırakmam. Oraya “Kibrit kutusu koleksiyonu” diye yazardım. Ama aynı şekilde devam ettim.

“Neden özellikle yazının bağlantısını verdin?” diye soracak olursanız, son paragrafları okumasını dilediğim için.

😛

Hemen dönüş aldım

From: ADI SOYADI
Sent: Cuma, 12 Eylül 2014 23:59
To: ugur ozmen
Subject: RE:

Toplam 93 tane var.
 

Resimlerini de göndermiş.

koleksiyon-4(Üzerine tıklarsanız, gerçek boyutuyla görürsünüz)

Benim koleksiyonumda olmayanların sayısı 15’i geçmez. Üstelik bendekiler daha iyi durumda. Bu sitenin alınlığına bakarsanız, bazılarını orada görürsünüz. Koleksiyon yazımda yine birçoğu net olarak  görünüyor.

🙂

Devam ettim.

From: Uğur Özmen
Sent: Pazar, 14 Eylül 2014 01:26
To: ADI SOYADI
Subject: RE:

Gönderebilirseniz adresim:

… cad; … Sok. … SEMT

Şimdiden teşekkür ederim.

Yanıt yine gecikmedi.

From: ADI SOYADI
Sent: Pazar, 14 Eylül 2014 02:42
To: ugur ozmen
Subject: RE:

Satın alır mısınız diye yazdım

Sabah kalkınca mesajı yanıtladım.

From: Uğur Özmen
Sent: Pazar, 14 Eylül 2014 09:07
To: ADI SOYADI
Subject: RE:

Gönderdiğim linkin son paragraflarını okumanızı öneririm.

Henüz yanıt gelmedi.

😉

Sizi zora sokmayayım. O yazının son paragraflarında şöyle yazıyor:

Bunları niye yazdım biliyor musunuz?

Elinizde eski kutular ve şişeler varsa… İnternet’ten arayıp beni bulduysanız… “Bende şundan var, fiyatı bu” diyecekseniz…

Lütfen mesaj göndermeyin.

Verirken para almıyorum… Değerini bilene emanet etmenin keyfini yaşıyorum…

Nasıl yanıtlayacağımı bilemediğim mesajlar da beni zorluyor. Sizdekiler sizde kalsın. Benim gösterdiğim özeni de gösterin.

Anlaşıldı mı?

😉

Birkaç şey daha var.

İlk yazıdan sonra koleksiyon yapanlara verdiğim veya gönderdiğim kutuların sayısı 150 civarında.

Ayrıca benim gibi düşünen (bedelsiz paylaşan) kişilerle bu sayede tanıştım. Birbirimizin koleksiyonlarına katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

Daha 2 hafta önce Ege denizinin diğer yakasından bana gönderilen kutuların bir kısmı şunlar:

koleksiyon-5

Bu vesileyle Ferruh beye tekrar teşekkür ediyorum.

😀

 

01 February 2014 Saturday

Bilişim Dönemi ve Türk Girişimci

Son söyleyeceklerimi en baştan söyleyeyim. Arada bazı istisnalar olsa da, Türk girişimciler henüz bilişim dönemi düşünce yapısından çok uzakta.

Tahmin edebileceğiniz gibi çok sayıda girişimiyle görüşüyorum. Fikirlerini, nasıl hayata geçirdiklerini, neler yaptıklarını, büyüme heveslerini, yatırımcılarla görüşmelerini anlatıyorlar. Onlar beni dinlemek değil onaylanmak istiyor.

Bana “fikir öldüren adam” sıfatını hak ettirecek kadar soru yöneltiyorum. Aldığım yanıtları genelledim. Siz de bakın, kendinizi de ölçün. Bilişim dönemine uygun düşünce yapısının neresindesiniz.

Rekabet ve İşbirliği:

İki girişimci konuşuyorlar. İşlerinin örtüşen tarafı da var, farklı tarafları da… (Bkz: Yandaki resim)

Zaten girişimlerin sayısı arttıkça hiç örtüşen bir kısmı olmaması imkansızlaşıyor. Her ikisi de rekabet unsurunu öne çıkarmayıp, karşılıklı çıkarları gözeterek birlikte çalışırlarsa ne kadar verim elde edeceklerine değil, aksine oldukça küçük olan rekabet alanına odaklanıyorlar. Ortak çalışma sahası fırsatını rekabet haline getiriyorlar.

Geçen hafta bir girişimci söyledi. Birçok projenin tamamlayıcısı olan ürünü için onlarcasıyla görüşmüş. Bir tek tanesi hariç hepsi “Siz bize rakipsiniz” diye yanıtlamış.  Dünya ortak paydaları bulmaya odaklanıyor. Her işi yapmak yerine “kim neyi daha iyi yapıyorsa…” diyorlar.

Bu arada… Girişimciler arası rekabete odaklanıp, piyasanın mevcut oyuncularının durumunu, piyasadaki gerçek rakibini tanımayı düşünmemiş olanları saymıyorum bile…

Her işi kendi yapmak ve outsourcing

 Sanayi Devriminden sonraki yıllarda her şeyi kendi yapmak önemliydi. Krupp firması örnek verilir. Kömür ve demir madeninden başlayan ve silah, büyük toplar, savaş gemisi yapımına giden bir imalat zincirleri vardı.

Otomobil şirketleri de bir dönemler, kapı kolundan jant kapağına her şeyi kendileri üretirlerdi. Bugün onlar bile birçok parçayı, asıl işi onu üretmek olan (yani sadece jant kapağı yapan, sadece dikiz aynası üreten) şirketlerle çalışıyorlar.

Türk girişimcisi ise, otomobil fabrikalarından daha geride bir sanayi dönemi bakış açısına sahip. “Ona para vereceğime kendim yaparım, param da cebimde kalır” noktasından ileriye kolay gidemiyor.

 Ya benimsin, ya toprağın:

Sanayi dönemindeki şirketlerde (ki bazıları bugünlerde de sürdürüyor)  istifa edeni bir daha kesinlikle almayız diyen kafa yapısı var. Hatta istifa edeni “ihbar süresi” boyunca bankoda tutan birini tanımıştım. Cezalandırılan eleman, herkese bu bankayı kötüleyip, yeni bankasına davet ediyordu..

Yanından ayrılanları – rakip şirketlerde çalışmasa bile – her vesileyle kötüleyen, hatta onların müşterilerini arayıp işlerini bozmaya çalışanlar olduğunu da duydum.

Oysa Bilişim Dönemi şirketleri, çalışanlarına kendi işini kurma fırsatı veren – hatta özendiren, rakip olmayan hizmetleri bizzat eski elemanından alan, eski elemanlarının başarısıyla “eskiden bizim elemanımızdı” diye gurur duyduğunu ifade eden “Bizim şirket mezunu” (our alumni) diyerek övünen şirketlerdir.

Yatırımcı veya Finansman kaynağı

Birçok girişimci tanıdım.

  • Değer üretmek deyince sadece paraya odaklanan
  • Başarı tanımı sadece kazandığı paraya endeksli
  • Yatırım aldığı haberleri çıktıktan iki hafta sonra “işte yeni bebeğim” diye arabasının resmini facebook’a koyan
  • “İş modeli” yerine “Niye büyümek istiyorsun?” diye sorulduğunda yanıt veremeyen,
  • Büyüme senaryonu sorulduğunda piyasadan ve fırsatlardan değil de finansal tablolardan bahseden (oysa ben o finansal tabloları oluşturan varsayımları sorguluyorum.)

bu girişimcilerin (son zamanlarda) karşılaştığım çoğunluğu, kayda değer bir iş yapmak değil de EXIT hayaliyle yaşıyorlar. Üstelik, kendileriyle büyüyebilecek sektörleri veya firmaları değil, yurt dışındaki (klonladıkları) oluşumlara satmayı hedefliyorlar.

Sorgulama

Yukarıdaki cümlelerde zaten girişimcinin sorgulama eksiklerinden bahsettim. Ama bir de bilmediğini anlatma huyları var.

Bir gün bile ücretli çalışmamıştır ama “maaşlı çalışılan iş hayatının girişimciliği öldürdüğünü” söyler

Bir şekilde yatırım almışsa, hayatında hiçbir zaman yanlış yapmamıştır. Her hangi bir konuda yanlış yaptığı söylendiğinde, “doğrusunu bilseydin sen zengin olurdun” diyen esnaf gibi yanıtlar. Feedback almaz.

Tanımadığı adamı kötüler. “Uyanık hep şirketleri sattı. Sonra değer kaybetti” der. Serbest bir piyasada satıldığını ve satın alanın proje üzerine değer eklemediğini ve değişen cihazlara uyum sağlamadığını düşünmez bile (Aklında hep para vardır da ondan)

İlgisi olmayan konuları karıştırır. Oskar ödülü ve saygınlıktan bahsedersin, “Amerikan kültür işgali” diye yanıt verir

“Yazılımcıyla anlaştığımız işi neden zamanında yapmaz” diye şikayet eden kişiye “Sen o işle çok para kazanacaksın, elbette izin vermez” diye anlaştığı işi yapmamakla öğünen yazılımcı kitlesi sosyal mecralarda destek bulur. Bunun ahlaki yönünü çoğu kişi sorgulamaz.

Telif hakları

Dünyaca bilinen bir kavramın Türkce .com alan adını alır. Bu isi yaptığını iddia edenleri dava etmekle tehdit eder.

Az önce torrent’den indirdiği aslında ücretli içeriği nasıl beleşe getirdiğini anlatırken coşkuludur. Ama kendi sitesindeki bir resim başka yerde yayınlandı diye kıyamet koparır.

Her ay onlarcasıyla görüşüyorum. İstisnalar elbette var ama büyük çoğunluk bu durumda

Türk girişimcisi henüz feodalizm ile sanayi devrimi düzeyinde…

Dikkat ettiyseniz, yukarıdakilerin hemen hepsi kazanan her şeyi alır diye özetleyeceğimiz Sanayi Dönemi (hatta Feodalizm) kültüründen kaynaklanıyor.

Kazanan hepsini alır

Sanayi Dönemi mantığının en önemli olgusu, kazanan tarafın mutlak galip olmasıdır. Kazananlar ve kaybedenler vardır. Mutlaka birileri kaybetmeli ki, siz kazanan olmalısınız. Birlikte kazanılacaksa, mutlaka tanımadığımız başkaları kaybedecektir.

Diğer yandan, bilişim döneminin paylaşım kavramı vardır. Paylaşım ekonomisi, kullanmadığın odayı tatilcilere ucuza kiraya vermekle veya gideceğin yolda arabanı başkasıyla paylaşmakla sınırlı değil. Hindistan’ın bir köyünde mikrofinans ile üretime katılan kadınların olması da bir paylaşım ekonomisi çözümü.

🙂

Yukarıdaki örnekleri gördünüz. Muhtemelen kendinizi karşılaştırmışınızdır.  Bilişimle uğraşsalar bile, Sanayi Dönemi kültüründeki Gates, Jobs, Brandon örneklerinden öte gidemeyen Türk girişimcisi misiniz; yoksa bilişim dönemini yakalamış biri mi?

Hangisi?

Bu yazı ilk olarak 15 Aralık 2013’te e-Tohum’da yayınlanmıştır.