"pazarlama stratejisi" etiketli yazılar:

21 November 2016 Monday

Yenilikçi Düşünme (devam)

Dün yayınladığımbuhar motoru yerine elektrik motoru koyunca yenilikçi olunmuyor” yazısına çok güzel katkılar geldi.

😀

Sevgili dostum İlyas, yazıdaki kavramın 3 basamaklı bir örneğini yazdı:

  • GM, benzin motoru yerine elektrik motoru koymaya çalışıyor. (Tam da yazıdaki örneğe benziyor değil mi? 🙂 )
  • TESLA, devasa bir ekranla, bağlantılı “connected” bir araba yapıyor.
  • GOOGLE “sürücüsüz arabada direksiyon simitine gerek yok” diyor.

İlyas, bu vesileyle tasarımda “form factor” olgusunu da yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlattı.

😉

Eylül 2015‘te ABD’de bir Tesla mağazasını ziyaret ettiğimde çektiğim resimler:

Sosyal mecralarda

Tesla otomobilin içi.
Test sürüşü yapamadım. “Sadece bakıyorum, alıcı değilim” dedim 🙂 .

diye yazmıştım.

Bir yoruma yanıt olarak da

Bence Tesla otomobili, çok yenilikçi olmasına rağmen geçiş dönemi aracı. Şoförsüz arabalardan bir önceki dönemde birkaç tane daha (her seferinde bir öncekinden ders alıp iyileştirerek) çok sayıda akıllı arabanın çıkmasını bekliyorum

demiştim.

😉

Konuyu değiştirmek istemiyorum ama… Bu arada sayın Cem Boyner de şöyle bir konuşma yapmış:

boyner-rekabet-a

Öngörüye katılıyorum.

Bu resmi, Pazarlama dersimizde Rekabet konusunu işlerken de kullanacağım.

😉

 

11 November 2016 Friday

Pazar Payı Hesaplarken

Geçenlerde bir pazarlama konferansında, konuşmacılardan biri pazar lideri olduğunu söyledi.

İşin ilginç yönü, sokakta çevirip sorsalar markanın o ürünü aklıma gelmezdi. Pazarlama Müdürü ısrarla “pazar lideriyiz” deyince, ürünün TV ve radyo cıngıllarını hatırladım. (Bir pazarlamacı olarak, bu kadar geç hatırlamamın benim ayıbım olduğunu kabul ediyorum.)

Markanın asıl ürünü değildi. Ürün çeşitlemesi ile girdikleri yan ürünlerden biriydi. Firmanın yan ürünü için “pazar lideriyiz” denilince…

market-share

Siz de pazar lideri olabilirsiniz.

Bunun için büyük reklam kampanyalarına, maliyetli ürün geliştirmelere, mavi veya kırmızı okyanus stratejilerine gerek yok. Pazarı yeniden tanımlamanız yeterli.

😀

Örneğin sigara sektöründesiniz. Yerli malı markanız, uluslararası devlerle yarışıyor (hatta yarışamıyor).

Hemen ince bir filtreli sigara çıkarırsınız. Kağıdı da pembe çizgili olur. Gül kokusu da eklersiniz. Markanızı değiştirmeden “Güllü” sıfatı eklersiniz.

Her ihtimale karşı

  • kaysı kokulu ve turuncu çizgili, “Kaysılı”
  • menekşe kokulu ve mor çizgili, “Menekşeli”
  • şeftali kokulu ve kırmızı – turuncu çizgili, “Şeftalili”
  • vb…

çeşitleri de çıkarırsınız.

Paketine 10 kuruş fazla istesek kimse almıyor” dediğiniz ürünün, pazar lideri olduğunu iddia edebilirsiniz.

Bu kadar basit.

😀

Sorduklarında “Kadın sigarası pazarındayız” deseniz Salem, Eve, Parliment Super Slim, Davidoff, More (ve adını bilmediğim bir çok marka / sigara) ile aynı pazarda olacaksınız. Bu pazarda yer edinmek zor. Patrona pazar payını anlatmak daha zor.

Ama “Gül kokulu sigara pazarında lideriz” diyebilirsiniz. Özellikle dinleyiciler “O nasıl bir pazar tanımı?” diye sormazlarsa…

Hatta belki patronunuzu bile ikna edersiniz. Zaten ücretli yöneticiler için asıl mesele patronu yönetmek değil mi?

😀

 

12 October 2016 Wednesday

Varsayarken Yorumları

Turizm ve konaklama sektörünün kriz öncesi ve sonrasına bir nebze dokunan Varsayarken yazısına çok değerli yorumlar geldi.

Türkiye turizmi açısından önemli olduğunu düşündüğüm bu yorumların gölgede kalmasını istemediğim için burada gündeme getiriyorum.

turkish tourism 2016 ile ilgili görsel sonucu

Aykut İbrişim, “Aile derken, kan bağı olan herkesin neredeyse geçim kaynağı turizm ve turizm bağlantılı işler. O yüzden mezuniyet tezimi bile Türkiye’nin turizminin geleceği ve internet üzerine yapmıştım. Ümitliymişim o zamanlar” diyen bir profesyonel.

Aykut İbrişim yorumunda Türkiye’de konaklama sektörünün kısa tarihçesiyle birlikte bakış açısının nasıl oluştuğunu da anlatıyor.

Alman turistlerin (neredeyse) kovulması, “yerli turist giremez” yapılması, Kuzey’in operatörlerine teslim olunması, Rusların hedeflenmesi dönemlerini kısa ve hızlı şekilde okuyabilirsiniz. Hatta mutlaka okuyun.

Görsel sonucu

Ahmet Polat ise yıllarca konaklama sektöründe çalıştı. Sonra konaklama sektörüne hizmet veren bir yazılım girişimcisi oldu.

Kendi çocukluğundaki bir öyküden yola çıkarak, turizmcilerin tembelliğe alışmasını anlatıyor.

Yorumunda “10 yıllardır, müşterisinin kim olduğunu bilmeyen, içeride hiç bir veri toplamayan veya anlamdırmayan, değişen nesillerin davranışlarını ve isteklerini analiz etmeyen, mesleki olarak gelişime neredeyse kapalı (her yıl yangın söndürme eğitimleri vb hariç tabii), gelişen marketlere hiç yatırım yapmamış vs vs acente bağımlısı otelci sizce kriz dönemleri için strateji üretmiş olabilir mi? ” diye soruyor.

Ahmet Polat’ın yorumu da mutlaka okunmalı.

🙂

Diyorum ki, krizden ders alıp gerçek konaklama profesyonelleri eğitmezsek, her 3 – 5 senede bir kriz yaşarız ve soranlara “Durum kötü“den başka şey söyleyemeyiz.

Birinci resim şuradan, ikinci resim buradan alıntıdır.