"pazarlık" etiketli yazılar:

07 January 2011 Friday

Müzakere Psikolojisi

Müzakere hakkında bir dizi yazı yayınlamıştım.

:-D

Selim Tuncer‘in friendfeed’deki bir mesajı üzerine aklıma gelmişti. Hemen yorumlarda bu diziyi sıraladım.

Selim usta, “Uğur Hoca, çok güzel bir seri bu…” diye beğenisini belirtti.

Melih Cılga ise

Yukarıda Uğur’un link verdiği “Müzakere Psikolojisi” konulu seri yazıları özellikle reklam sektöründe stratejik planlamacı olarak çalışan gençlerin de okumalarını öneririm. Profesyonel hayatlarındaki iki önemli ilişki türünü yeni bir bakış açısıyla değerlendirmelerine yardımcı olabilir belki:

1) Ajans içerisindeki “stratejistler – yaratıcı ekip” etkileşiminde (ve rol dağılımında) “rasyonel bilgi – sezgisel içgörü” dengesinin müzakere edilmesi,

2) Ajans-reklamveren ilişkilerinde hep hayal edilen ideal “stratejik partnerlik” ortamının kurulabilmesi yolunda, stratejistin bilgi ve beceri alanının yavaş yavaş “business planning consultant” rolüne doğru da evrilmesi / uzanması gerekliliğinin ilgili taraflarla müzakere edilmesi. :-)

diye yazdı.
:-D

Kaybolmasına razı gelemedim. Çok saygı duyduğum iki ustanın beğenilerini burada tekrarlamak istedim.
:-D

Müzakere Psikolojisi dersini, rahmetli Muhan Soysal hocamdan almıştım. Bu vesileyle yine saygı ve sevgiyle andım.
;-)

15 April 2010 Thursday

Ya hep, ya hiç

Bize öğretildi. Tabağında tek bir pirinç tanesi bile kalmayacak.
:-P

Birlikte yemek yediğim birçok yabancı, “tamam” demeyi biliyor. Tabakta 2 lokma da kalsa, içki bardağın dibinde yarım parmak da olsa… 

Annelerimiz öyle öğretmiş. Bu topraklarda bitmeden bırakıldığını hemen hiç görmedim. (Özellikle içkinin… Sonuna kadar gideriz…)
:-P

Müzakere konulu yazılarımda da [1], [2], [3], [4] vurgulamaya çalıştım. Bir yerde durmayı pek bilmeyiz.  Kazanç-kazanç yaratmayı önemsemeyiz. “Ya benim olacak, ya da hiç” diye düşünürüz. Sonuna kadar gitmemiz gerektiğini zannederiz.

İş dünyamız aslanlar, kaplanlar ve hatta köpek balıklarıyla doludur.  Nedense arı ve karınca pek bulunmaz.
:-P

Özetle, bizde azami ve asgari (maksimum ve minimum) vardır.

Neden optimum yoktur diye merak ediyorsanız… Bence, o son kalan – bırakılmayan -  tek pirinç tanesi‘nin suçu…
:-D

07 February 2010 Sunday

Müzakere sürüyor…

Bir çoğumuz müzakere’nin  2 kişi (veya taraf) arasında yapıldığını zanneder. Verdiğim örneklerde ([1] ve [2]) bu 2 taraf Satıcı ve Alıcı idi.
;-)

Oysa müzakerelerdeki en önemli taraf insanın kendisidir. Yani satıcı bir yandan alıcı ile pazarlık ederken, bir yandan da kendisi ile savaşır.

  • Acaba Alıcı X TL’den çok verebilir mi? Yoksa çok ucuza mı gidiyor? Biraz daha direnseydim daha yukarıya satabilir miyim?

;-)

İşin ilginç yönü, pazarlık süresince alıcı da kendisiyle aynı savaşı vermektedir.

  • Kendime koyduğum sınırlar çok mu düşük? Ben yanlış mı değerlendiriyorum? Geri satmak için değil de yaşamak için alıyorum. Satıcının daha önce yaptığı yatırım işime yarar mı?

:-P

Aslında her türlü ilişkide (ast-üst; iki iş arkadaşı; ebeveyn-çocuk; kardeşler arası; vb.) bir müzakere ortamı doğar. Bunların bazılarında (çocuklarımız, aile bireylerimiz ile ilişkilerimizde) korku / endişe / gelecekte birlikte yaşama zorunluluğu / vb. gereği uzun vadeli bakış açısı söz konusudur. İş yaşamı da çok farklı değildir. Müzakere olduğunda “yenilmesi gereken karşı taraf” değil de “stratejik ortak olabilir mi acaba?” diye düşünülmelidir.

Az önce belirttiğim kendisiyle pazarlık olgusu, özel ilişkide daha fazladır. Korku / endişe / gelecekte birlikte yaşama zorunluluğu / vb. gibi etmenler, her aşamada pazarlığın yeniden gözden geçirilmesini ve yeni Beklenti ve Kabul seviyeleri oluşmasını sağlar.
:-)

İnsanın kendisiyle pazarlık ettiğini düşündüğümde Nazım Hikmet’in şu dizelerini anımsarım:  tavsan

Tavşan,
korktuğu için kaçmaz,
kaçtığı için korkar.

:-)

Kendisiyle pazarlık etmemek bir beceridir. Bunun için ya iyi hazırlık yapmak, ya da her şeyi göze almak gerekir.  Uğruna gözü kapalı mücadele edilmeyecek konularda, her şeyi göze almayı da önermem.
:-)