"risk kontrol" etiketli yazılar:

06 October 2011 Thursday

Dinlediklerim – Malcolm Gladwell

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bağlı olduğu Laureate Uluslararası Üniversiteler Ağı (Laureate International Universities Network)  dün yapılan World Business Forum’u naklen yayınladı.

Dünkü ilk oturumda liderlik konusunda başarılarını kanıtlamış fikir önderleri vardı. Sırayla

  • Harvard Universitesi profesörü, yakın geçmişte Medtronic CEO’su olan ve liderlik üzerine kitapları bulunan Bill George
  • Outliers kitabının yazarı Malcolm Gladwell,
  • Harvard “mutluluk profesörü” diye adlandırılan Tal Ben Shahar (videolarını rahatça bulabilirsiniz)

vardı. Bağlantı sorunları yaşadığımızdan ilk konuşmacıyı dinleyemedik. Ancak Malcolm Gladwell ile başladık.

:-)

Malcolm Gladwell etkin liderin özellikleri konusuna “riskler” açısından yaklaştı.

Çocuk lösemisinde büyük çığır açan Emil Freireich’den bahsetti. 1950’lerde, bu hastalığa kapılan çocukların %100’ü ölüyormuş. O dönemde her birinin çeşitli yan etkileri olan ve farklı çalışan 4 ayrı ilaç kullanılıyormuş. Emil Freireich, aynı anda 4 ilacı birden kullanmayı önerdiğinde karşı çıkılmış. Tüm gerekli testler yapmadan denemeye kalkması ağır eleştirilmiş. Harvard, Stanford gibi iyi okullardan mezun olan doktorlar onunla çalışmak istememişler. Hatta hemşireler bile reddetmişler.

Emil Freireich kendini “o testler yapılana kadar ölecek olan yüzlerce çocuğa karşı sorumlu hissettiğini” söyleyip işe girişmiş. İlk defa tamamı ölmemiş. Şu anda lösemiden ötürü çocuk ölümü ABD’de %3’e gerilemiş.

Malcolm Gladwell, olayı yorumlarken, “Her ne kadar risk almış gibi görünüyorsa da, operasyonel risk aslında sıfırdı. Zaten çocukların tamamı ölüyordu. Asıl aldığı risk, sosyal riskti. Eğer başarısız olsaydı, tümden dışlanacak ve doktorluk mesleği elinden alınacaktı.” diye anlattı.

  • Wikipedia’dan baktım. Şöyle yazıyordu: “In 1962, researchers Emil J. Freireich Jr. and Emil Frei III used combination chemotherapy to attempt to cure leukemia. The tests were successful with some patients surviving long after the tests.

Malcolm Gladwell’in ikinci örneği, IKEA’nın kurucusu  Ingvar Kamprad idi. Daha 17 yaşındayken (1943) “Mobilyayı pahalı yapan şey onun taşınması ve dükkanlarda kapladığı alan” diye düşünerek yola çıktığını zaten hepimiz biliyoruz.

Yeni iş fikrini ilk uygulamaya başladığındakısa sürede büyümeye başlamış. Fiyat rekabeti etkin olmaya başlayınca rakipleri İsveç’teki mobilya üreticilerini ikna etmiş. Ingvar Kamprad ile çalışmak istememişler. O da bu tehditi fırsata çevirmiş. Hem tahtanın, hem de işgücünün çok daha ucuz olduğu Polonya’da fabrika kurmuş. Soğuk savaşın oldukça hareketli olduğu günlerde, idari olarak Rus işgali altındaki bir ülkeyle çalışma cesaretini göstermiş. (Öyküyü şuradan okuyabilirsiniz.)

Bu olayı yorumlarken de “İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra, soğuk savaşın en etkin yıllarında Polonya’da fabrika kurması operasyonel risk zannedilebilir. Aslında operasyonel risk sıfırdı. Ingvar Kamprad’ın göze aldığı risk, sosyal risk. “Komünistlerle çalışıyor” denilmesini ve dışlanmayı göze aldı” diye anlattı.

Malcolm Gladwell, etkin liderin özelliklerini “operasyonel risklerden kaçınacak kadar akıllı ve çevresinin onayına ihtiyaç duymayan, dışlanmayı göze alan ve bu işi çevremin onayı için değil, içgörü öyle olduğu için yapıyorum diyen kişiler” diye tanımladı.

ABD’den başlayıp tüm Dünya’ya yayılan krizi yorumlarken “Harvard, Yale, Stanford… O iyi okullardan mezun olup Mc Kinsey, Coopers, vb. gibi şirketlere giren, Wall Street’te çalışmaya başlayan gençlerin “ABD’de emlak fiyatları hep artar” gibi bir varsayımla yatırımlara destek verdiğini, bunun çok açık bir operasyonel risk olduğunu; ama aksini söylemekten, yani sosyal riski göze almaktan korktuklarını” anlattı.

Operasyonel risk alıp sosyal riskten kaçınmak, kriz için en iyi bileşendir” dedi.

Malcolm Gladwell’in konuşması sırasında tuttuğum notlar bu kadar. Büyük ihtimalle yakında yayınlanır ve kendiniz izlersiniz.

Benim için günün unutulmayacak olaylarından birisi de… Günün 3 konuşmacısının bir araya geldiği kısa panelde, diğer 2 Harvard profesörüne “sizin öğrencileriniz lider değil idareci” diyerek ayar vermesidir.

;-)

  • Dün dinlediğimiz Tal Ben Shahar ‘ı da yazmaya çalışacağım. Bugün naklen yayın devam edecek. Bilişim Zirvesi’ni değil World Business Forum’u izlemeye çalışacağım.

:-D

23 September 2011 Friday

Rakamlar 3

Kredi kartında büyüklüğün ölçüsü kart hamillerinden alınacak para (alacaklı bakiyesi), risk’in ölçüsü de batık oranıdır.

Yönettiğimiz portföyün alacaklı bakiyesi 1 milyar doların üzerindeydi. O dönemde 1 miyar doları geçen ilk bankayız. Rakibimiz %40’ımıza yeni ulaşmış. Sorunlu alacaklar % 3 – 4 arasında, batık oranımız da binde 4 – 5 civarında (Sadece önemli rakiplerimiz değil, niş pazarlara odaklanmış birçok küçük banka bile bu oranı tutturamamış.)

Ego’muz tavan yapıyor. Kendimizi müthiş beğeniyoruz.

:-P

Risklerin azaltılmasını sağlayan bir yazılımı satmak için geldiler. Daha önce sorunlu veya batık olan müşterilerin kredi kartı davranış biçimlerini inceliyor, benzer davranışları gösteren mevcut müşterileri bulup bankayı uyarıyor. Böylece erken önlem alıp riskleri azaltacağız.

Fiyatı 200 bin dolar. Bunun sisteme entegre edilmesi, bakımı, vb deyince toplamı 300 bin doları geçer.

Biz zaten “en iyiyiz” ya! Yapılacak bir şey varsa zaten yapmışızdır. (Tipik büyük şirket yöneticisi egosunu gösteriyoruz.) Duyar duymaz “pahalı” olduğunu söyledik.

İçimizden biri bizi uyardı.

Yüzde oranlarımız düşük. Ancak öylesine büyük bir parayı yönetiyoruz ki, düşük oranın değerine bakınca bile uçuk rakamlar çıkıyor.

  • Sorunlu alacaklar 1 milyar doların %4’ü 40 milyon dolar ediyor.
  • Batık oranı binde 4, o da 4 milyon dolar.

Bu yazılımı alsak, batıkları %10 azaltsa (400 bin dolar yapar) zaten yıl dolmadan kâra geçiyoruz.

Aynı zamanda hem yüzde, hem de gerçek değer ile düşünmeyi öğrendim.

;-)

18 August 2011 Thursday

Krizden kurtulma yolları

Tekrarlayan global kriz konusunda Osman Ata Ataç hocamın mizahi yorumları mutlaka okunmalı.

Ben bir kısmını alıntılıyorum…

:-P

Eğer eşek öldüyse en iyi strateji o eşekten inmektir. Aşağıdaki önlemler fayda vermeyecektir.

  • Binicilerin semerlerini değiştirmek
  • Başka ülkelerde ölmüş eşeği nasıl kulanıyorlar konusunda heyetler göndermek
  • Ölmüş eşeğin performansını arttırmak için binicilere daha büyük bütçelerle daha yaygın eğitim vermek
  • “Bu eşek ölmüş bırakın” diyenleri ihanetle itham eden basın kampanyaları hazırlamak
  • Sizin ölmüş eşeğinizin tüm sağ eşeklerden daha iyi olduğunu iddia eden propoganda raporları hazırlamak.

Bu yukarıda saydığım işe yaramaz tedbirlerin veya ölmüş eşeğin performansını arttırmak için yapılabilecek başka şeylerin örneklerini bulan okurlar bana yollarlarsa ve kısmet olursa toparlar ‘İşe Yaramaz Ölmüş Eşek Reformları’ başlığı altında derler kendilerine yollarım.

:-P

Yazıda yukarıdakinin 4 katı kadar liste var.

Okuyun. Hem eğlenecek hem de düşüneceksiniz.

:-D

Notlar:

  1. Osman A. Ataç hocamın DÜNYA gazetesindeki tüm yazılarına ulaşmak için http://ugurozmen.com/is-hayati/osman-atac-ile-sohbet-1 bağlantısına bakabilirsiniz.
  2. İşletme ve yönetim arasındaki farklar için 25.05.2011′den sonraki yazılar faydalı olacaktır.

:-)