"sanat" etiketli yazılar:

14 November 2015 Saturday

Tasarımcı ve Grafiker

Dün Facebook’da, Nilda Berrin Alptekin sayesinde şunu gördüm.

TASARIM-1

İlk bakışta mutlak doğru gibi gelen cümlelere kuşkuyla yaklaşırım.

Bu cümleye maalesef ilk bakışta bile hoşgörüyle yaklaşamadım.

🙁

Önce bunu bir tasarımcının yazdığına inanmak mümkün değil. Tasarım kavramını bilen biri, bu cümleyi asla söylemez. Muhtemelen bir grafiker tarafından yazılmıştır.” diye düşündüm.

Tasarım “gel bilgisayarın başına sen geç” ile yapılan bir iş değil. Belki grafik, bilgisayarın başında yapılıyordur.

Bugünlerde çokca tasarımcı düşünme sözü ediliyor.  Daha ilk bakışta Google’da şunu görebilirsiniz.

TASARIM-2

Kim için tasarladığıni iyi incele ve öğren, onların ihtiyacını anla, beyin fırtınası ile ve farklı birçok öneriyle git, prototip ile piyasaya çık ve dene… Hep BAŞKALARI var.

😉

Defalarca hizmet ürünleri tasarlamış (ve birkaç ürünü tüm sektör tarafından kopyalanmış ve milyonlarca kişinin cebine yerleştirilmiş) biri olarak şunu söyleyeyim:

Tasarımın her aşamasında müşteri vardır. Müşterinin ihtiyaçlarını – kendisini iyi ifade edemezse de – iyi anlamak gerekir. Müşterinin deneyiminin nasıl iyileşeceğine – tek başına değil – birlikte kafa yormak gerekir. Çıkan sonuçlar tartışılır. Başarılı olabilecek sonuç – mümkün olduğunca – olası müşterilerin önüne çıkarılır ve denenir.

Nilda Berrin Alptekin de “Hem kurumsal hem de bireysel bir çok projeye imza atmış biri olarak kendi görüşüm; müşterini çok çooooook iyi dinle. Onun sektörüne hakim ol (her baba yiğidin harcı değildir ki biz yapıyoruz deneyim ve süreç yenileme ile). Hem politik hem de yaşamsal durumları iyi analiz et. Bugünlük harika işler yapma her an hatırda kalacak olan harika işleri yap. İkna edilmeye de açık ol ikna etmeye de hazır ol. Ve ve ve zamanı da aklını da müşterini de iyi yönet” diyor.

Tüm bunlardan yola çıkarak… O cümlenin bir tasarımcıya ait olduğuna ikna olmam.

😉

Gelelim işin grafiker kısmına… Bendeki örnekleri [1] , [2] bir yana bırakalım…

Celil Öker‘a ait olduğunu sandığım şu cümle işi anlatıyor: “Sevgiline mektup yazıp da “anlamadı salak, oysa ne güzel yazmıştım” diyorsan, kendini kandırıyorsundur.”

Okulların Pazarlama Kulübü etkinliklerinde bulunmayı yasaklayan hocaların yetiştirdikleri genç grafikerler, başkası için bir şey yapmayı ancak mezun olduktan sonra öğreniyor.

Farklılaşmayı maalesef kıyafetinden başka yerde gösteremiyor. Yaz günü bere ve atkı ile; kış gününde ise parmak arası terlik ile gezmeyi farklılaşma sanıyor.

Oysaaaa…. Grafiker bile, bir müşterinin kendi müşterisiyle iletişimini kolaylaştırmak için o işi yaptığını anlamalıdır. (Bu cümlede en az 2 adet müşteri kelimesi var.)

Grafiker’likten tasarımcı’lığa giden yol ise, hem yukarıda şemada var, hem de Nilda Berrin Alptekin tarafından ayrıntılı olarak belirtildi.

🙂

Yanlış anlaşılmasın, grafik tasarımı da küçümsemem. Hatta sanat’tan daha değerli bulurum.

Başkasının beğeneceği, kullanacağı, işine yarayacak birşey yapmak daha önemli, daha zor olduğu için.

😀

29 November 2012 Thursday

Stajyer

Facebook’da bir tartışma okudum. İşe başvururken çok ücret isteyen stajyerler ile daha ne olacağını, ne kadar çalışacağını bilmedikleri kişiye ücret vermek istemeyen ajans yöneticileri arasında idi tartışma.

Ben de aşağıdaki yazıları ekledim.

  • Baştan söyleyeyim. Hep büyük kurumlarda çalıştım. Hep stajyere en azından asgari ücret verilirdi. Geçici çalışan yaz stajyerleri bile sigorta ettirilirdi.  Üstelik, sıfır kilometre eleman alıp bizzat yetiştirmeyi de severim.
  • Bana saldırmak isteyen stajyerler hemen yukarıdaki satırları bir kere daha okusunlar. Yetmezse Young Guns Projesi’ni araştırsınlar.
  • Okuldaki eğitimi suçlayanlar şu yazıya bakıp, “böyle zorlu bir eğitim almak isterler miydik” diye kendilerine sorsunlar.

Gelelim benim anılarıma…

😉

Çocuk okullu. Bir üniversitenin Grafik Bilmemne Bölümü’nü bitirmiş. Ortalarda Sanat Yarı-Tanrısı gibi dolanıyor.

Kart tasarlıyor. Bildiğiniz işkartı. Şirketin logosu, adı. Adamın adı, soyadı, unvanı. Sonra da adres, telefon, e-posta…

Üzerinde iyice uğraşmış. Etamin dokur gibi, mozaik yapar gibi çalışmış. Beni çağırdı. Ekranı kaplayacak ölçüde durunca güzel görünüyor. Sordu “Nasıl sizce?”

“Önce bunu şu normal kart ölçülerine küçült. Sonra bak bakalım o yazılar okunuyor mu?” dedim.

Evet ya… Meğerse o kadar küçülünce yazılar okunamıyormuş. (“o kadar” dediğim de gerçek kart ebatları)

😛

Başka bir çocuk… Bu da okullu.

Güzel bir broşür tasarlamış ekranda. İşin ciddiyetinden ötürü koyu renkleri seçmiş. Ama iyi bir araya getirmiş. Ekranda güzelce ayrışıyor ve soylu görünüyor.

Yine bana o soru geliyor “Nasıl sizce?”. “Basılı çıktısını al, bana gel konuşalım” diyorum. Geliyor ama elindeki ŞEY’den kendisi de utanıyor. Çamur birikintisi üzerinde belli belirsiz birşeyler görüntüsü…

Bu bilgisayarın baskı kalitesi düşük de, filan da, falan da ….” sıralanıyor. Hepsini kabul ediyorum. “O renkleri ekranda gördüğün gibi basmak için kağıdın cinsi, kalitesi ve fiyatı ne olacak?” diye soruyorum.

Hiç bir fikri yok. Umarım stajda öğrenecek.

😛

Bir şirkete fatura tasarlıyor. Bildiğiniz ihtiyaçları güzelce karşılamış. Logo, adres, vergi dairesi, numarası, hizmetin cinsi, tutarı, tarih, toplam, KDV, genel toplam… Hepsi yerli yerinde…

Ne var ki, faturayı 4 delikli dosyalara kaldırmak için zımbalarsanız logonun üzerini deliyorsunuz.
“Bunu düzelt.” diyorum. “Yerini değiştirince görüntü bozuluyor. Hem kaç kişi 4 delikli dosya kullanıyor ki?” diyor.  Aynen kalıyor.

😛

Arkadaşlar,

İyi bir eğitim her şekilde bedellidir. Ya zaman (emek, çaba, ödev, çalışma, vs.) olarak, ya para (okul masrafı, alınmayan staj ücreti, vs.) olarak, ya da ikisi birden; bazen okulda, bazen okuldan sonra, çoğunlukla da ikisinde birden…  ödenir.

😉

 

 

20 September 2010 Monday

Ustalık

Yıllar önce bir arkadaş, Picasso’nun yandaki gibi bir resmine bakıp şunu söylemişti:

Bu kadar şöhret olduktan sonra böyle bir resim yap. Her kadına da “Sevgilim, bu sensin. Bana verdiğin ilham ile yaptım” de… Kim farkedebilir ki?..

😀

İşin gerçeği öyle değil.

Bu kadar az çizgi ile Don Kişot’u çizebiliyorsan… 

bir mürekkep lekesi ile boğa güreşini anlatabiliyorsan…

zaten…

😀