"seyahat" etiketli yazılar:

26 March 2016 Saturday

22 Mart Belçika Dönüşü

22 Mart Salı günü akşamı yapmayı planladığımız Dijital Perspektif TV yayınının ertelenmesinin nedeni, sabah saatlerinde Brüksel Havaalanı’ndaki patlamaydı.

🙁

Eşim Prof. Dr. Şule Özmen, sevgili Mehmet Ali Orhan’ın Tilburg Üniversitesi’ndeki doktora jürisinin üyesi olduğu için Belçika üzerinden Tilburg’a gitmiştik.

Brüksel Havaalanı’na indiğimde beğendiğim bir uygulamayı yayınlamıştım.

😉

21 Mart’ta doktora jürisini izledik. Resimde Şule’nin doktora jürisindeki giysisi görülüyor.

Sule-Tilburg

  • Sadece giysiler değil. Tilburg Üniversitesi’ndeki doktora tezinin savunma seansını ve çeşitli üniversitelerden hocaların yaklaşımlarını gördükten sonra, kendi doktora jürimi hüzünle anımsadım. Hele bizde doktora diplomasının savunma seansının hemen arkasından değil, dönem sonunda verilmesi yok mu? Başka bir yazının konusu…

Ertesi gün (22 Mart) sabah bavulları toparladık. Kahvaltıya indik. Tam da “Tilburg’dan Brüksel Havaalanına 2 saat yolumuz var. Artık yola koyulalım” derken telefonlar gelmeye başladı.

İlk haberler geldiğinde “acaba” diye düşünüyorduk. Ben hemen İsmail Hakkı Polat ve Ercüment Büyükşener’e, “Galiba bu akşam gecikeceğim” diye mesaj attım. “Görüntülere ve ölü sayısına bakılırsa yarından önce gelemezsin” yanıtını aldım.

bruksel-airport

Ben de internet’ten araştırdım ve resmi görünce durumun önemini ve dehşetini anladım.

Bu arada Brüksel Havaalanının resmi twitter hesabından “Tüm iniş ve kalkışlar ertelendi. Havaalanına gelmeyin” mesajı yayınlandı.

Hemen ne yapacağımıza karar verdik. Amsterdam’dan dönüş için bilet baktık. Yetişebileceğimiz saate internet’ten bilet aldık. Tilburg – Amsterdam arası da 2 saat olduğu için, hemen yola çıktık.

Yolda Amsterdam Tren Garı’nın da kapatıldığı haberi geldi. Biz havaalanına vardık. Gerekli kontrollerden geçtik. Hiç de abartılı bir denetim yoktu.

😉

Normalde burada bitmesi gerekirdi ama uçakta da biraz heyecan yaşadım.

Lavaboya girmiştim. “Uçakta doktor varsa kendisini hosteslere tanıtsın” anonsu yapıldı. Lavabodan çıkmak için kapıyı aralamaya kalktım ki… Sadece 2 santimetre açabildim. Hostes kararlı bir şekilde “Lütfen içeride biraz daha kalın” diye uyardı. O 2 santimetrelik aralıktan, yerde yatan birinin iki bacağını gördüm.

“Ne yolculuk be!” diye kendi kendime mırıldandım. Klozetin üstünü kağıtla örtüp oturdum. Sakince beklemeye başladım.

Bir süre sonra gelen seslerden çok da acil durum olmadığını anladım. Kapıyı usulca araladım. Hostes, yerde yatan adamın bacağını hafifçe kenara çekti. Dar aralıktan çıkmamı istedi.

Çıkarken baktım. Galiba stresten ve içkiden etkilenmiş bir kişi “Artık iyiyim” diyordu. Doktorlar da iyi olduğunu söylediler.

🙂

Başka bir olay olmadan İstanbul’a geldik. Günün dersi olarak şunu söyleyebilirim.

Internet’in yavaşlatılmaması ve Brüksel Havaalanı haberlerinin açıkça verilmesi sayesinde hızlı hareket edebildik.

Belçika ve Hollanda’daki arkadaşların haber vermesi ve Mehmet Ali’nin bizi havaalanına ulaştırması sayesinde – biraz gecikmeli de olsa – aynı gün dönebildik.

🙁

Sonunda sağ salim evimize ulaştık ama… Terörün, her ülke ve inanıştan aldığı tüm canlar için çok üzgünüz. Hem de çok.

🙁

 

28 March 2013 Thursday

En yavaş tren

Dünyanın en yavaş treni” cümlesi bir övünç vesilesi olur mu?

Broşürdeki şu cümleyi söylüyorum

en-yavas-tren-2

Dünyanın en yavaş ekspres treni

291 kilometreyi 8 saatte alıyor.

😛

Taşıma hatta seyahat değil de muhteşem doğa manzarası ve keyifli, konforlu bir yolculuk sunuyorsanız… Elbette yavaşlığıyla övünebilirsiniz.

Her şey müşteriye sunduğunuz değer ve konumlandırmayla ilgili.

😉

08 August 2012 Wednesday

İkincisi indirimli ama…

6 Ağustos 2012’de pizza örneğinden yola çıkarak İkincisi indirimli diye yazmıştım.

Eve servis maliyetinin pizzanın  imalat maliyetinden fazla olması nedeniyle indirimler, hatta bedava teklifleri yapılıyor.

🙂

Pizza dışında bu yaklaşımın pek fazla olmadığını; yine eve servis maliyetinin hammadde maliyetinden yüksek olduğu su dağıtımında ise, benzer bir uygulamayı göremediğimizi, danışman arkadaşımın ağzından anlattım.

😉

Bugün başka bir sektördeki ikincisi indirimli uygulamasını tartışmaya açmak istiyorum. Şehirlerarası taşımacılık.

İstanbul’da geçen yıllarım nedeniyle araba kullanmaktan soğudum. 2 saatin üzerindeki yolculuklarda araba kullanmamayı tercih ediyorum. Uçakla gidemeyeceğim yerlere otobüsle gidiyorum. Eğer aile bireyleri ile yolculuk yapmıyorsam yanımdaki koltuğu da satın alıyorum.

Bir otobüs yazıhanesinde şu afişi gördüm.

Uygulamayı çok beğendim. “Tam bana göre” diyebileceğim bir şey.

Paylaştığım arkadaşlarımın bir kısmı “Demek ki yeterince yolcuları yokmuş” diye yorumladı.

Oysa benim gözümde, tıpkı pizza / su olgusundaki gibi, fırsatların ve maliyetlerin ayrıntılı incelenmesinin sonucu hayata geçirilmiş bir uygulama idi.

  • Benim gibi yolcuların tercih etmesinin sağlanması (Bu tercihi yapan yolcuların genelde çok bagajı olmayacağını da varsayıyorum)
  • Birim yeni yolcu kazanım maliyeti,
  • Bu tercihi yapabilecek yolcuların oranı,
  • Artan yük ile artan yakıt gideri

gibi unsurlar dikkate alınarak verilmiş bir karar olduğunu düşünmüştüm.

Arkadaşlarımla konuştuktan sonra, kafamda 2 ayrı sorgulama çarpıştı:

  1. Kendi işimizde de pazarlama süreçlerindeki maliyet kalemlerini bilmeliyiz.  Özendirici fiyatlamayı böylelikle daha iyi yaparız.
  2. Pizza deyince hepimiz anlıyoruz ama neden diğer sektörlerde ikincisi indirimli‘yi uygulayamıyoruz.

😉