Üst yönetim örnekleri verdim. Bir de alt kademelerden örnek vereyim. (Alt kademe deyince, sadece örgütsel şema kastedilmiştir. Bir sıfatlama kaygısı yoktur.)
Bir Patronum vardı. Görmüş geçirmiş bir İstanbul beyefendisi. Damıtılmış zevklere sahip. İnsan kavramlarına vakıf. Aradan yirmibeş sene geçti. Saygım sürüyor.
Patron, herkese bir baba gibi davranır, elinden gelen yardımı yapmaya çalışırdı.
Herkes, rakip şirketlerde çalışanlara göre %50 fazla maaş alıyordu. Hemen hepsi, işe girmiş ve orada kalmıştı. Zaten bazıları, o şirkette çalışmaktan başka iş yapamazdı.
İşe girdiğimde 17 yıllık şirket idi. On yedi yıldan beri çalışan elemanlar vardı. Ben sadece iki buçuk yıl çalıştım. Sonra, bedelini ödeyeceğim tecrübelere yelken açtım.
Aradan yirmi yıla yakın zaman geçti. Arada şirketi ziyarete gittiğimde, çoğu aynı elemanlardı. İş büyüdükçe katılan vardı, ayrılan yoktu.
Globalleşme etkisini gösterdi. Temsilciliği yapılan firmalar kendi ofislerini açtılar. Şirket yok oldu.
Patron “Yükümü tuttum, bana ne” demedi. Çok üzüldü. En çok da elemanları başka yerde iş bulamadığı için… Hepsine hak ettiğinden fazla tazminatlar ödedi. Gönüllü olarak…
Eski iş arkadaşlarım… Geçmiş olsun diledim. Onlarla konuştum. Hemen herkes Patron’u suçladı. Geleceği göremediği, şirketi iyi pozisyonlamadığı için. Otuz küsür yıldır, en az %50 fazla maaş aldığı için Patron’a şükreden hiç yoktu…