"soru" etiketli yazılar:

29 April 2018 Sunday

Sormayı Bilmek

Birkaç gün önce, Özgür Alaz’ın bir tweet’inde gördüm.

On yılı aşkın zamandan beri bu siteyi izleyenler bilirler, doğru soruyu sormak ve sorgulamak konusunda çok sayıda yazı vardır.

Sadece davranışlar üzerine yazılarda değil, dijital pazarlamanın olağanüstü örneklerinin yer aldığı yazıda (kendisiyle röportaj yapılan CEO), Einstein’ın Bir problemi çözmek için bir saatim olsaydı ve hayatım çözüme bağlı olsaydı, ilk 55 dakikayı için uygun soruyu bulmak için kullanırdım. Eğer doğru soruyu biliyorsam, sorunu beş dakikadan az sürede çözebilirdim.” sözünü hazırlatmış.

Eğer her şeyin verilere dayalı olduğu bir dünyada sonsuz veri içinde boğulmak istemiyorsanız, öncelikle doğru soruyu sormayı öğrenmelisiniz.

Bunun için önce öğrenmeyi öğrenmek gerekiyor.

😉

Ne zaman SORMAK konusu geçerse, sosyal medya dönemi öncesindeki bir espri aklıma gelir.

😀

24 August 2009 Monday

Az sorulan sorular

Friendfeed’de gördüm.  Cihan sorular sormuş. (Sıkça sorulan sorular’dan değil…) Fırsatlar, zorluklar ve bahaneler üzerine… Her bir soru, aslında onlarca soruyu sürüklüyor.

O soruların her biri için ayrı yanıt yerine…   Tek bir yazı… Hepsine yanıt… Bence…

😛

Fırsatlar hep olur. Yaş ile birlikte maddi – manevi birikimler de artmışsa… Daha da fazlalaşır.

Her bir fırsatın peşinden koşacak mıyız? O zaman nerede kalır onur, gurur… Belki, paralel / sanal bir hayat kurgusu geçer aklından… Umut ile gurur çelişir. Geceleri sarılıp uyuduğun mutluluklar uğruna, fırsatları ıskalamayı öğrenirsin.

Susmazsın… Zor olduğu için değil, konuşmamak keyifli olmayacağı için… Aynı nedenle dikilirsin yel değirmenlerinin karşısına…  Susmayı düşünmezsin bile, ama bedelini ödeyeceğini de bilirsin. Kaçma fırsatı vardır. Kaçmazsın, üstüne üstüne gidersin. Gidip de dönmemecesine… Kayıtsız kabullendiklerin için… Geceleri sarılıp uyuduğun mutluluklar uğruna…

Ataol Behramoğlu’nun

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

dediğince…

Öyle düşünmeden varırsın üstüne… Zor (veya kolay) olduğu için değil, gayrısı keyifli olmayacağı için…

Bedelini de ödersin. “Keşke”lemeden, “Vah vah”lamadan… Bahanelerin arkasına sığınmadan… Bedelini tartışmazsın bile…   Hani Ömer Seyfettin’in “Pembe İncili Kaftan” veya “Diyet” öykülerinde olduğu gibi…

Dimdik ayakta durup “ben yaptım” diyebilmek için… Yanlışlarına da sahip çıkacaksın ki, daha bir keyifli olsun “ben yaptım” cümlesi… Başkasına söylemesen bile… Sen içinden bileceksin ya! İşte onun için…

Hasan Hüseyin Korkmazgil gibikör olasın demiyorum, kör olmada gör beni…” diyebilmek için…

Birey olduğun için… Kendin olduğun için…

😛