"sorumluluk" etiketli yazılar:

14 February 2011 Monday

Onayım olmadan asla

Patron “Benim onayım olmadan hiç kimse şirket dışı şahıslarla maddi alışverişte ve taahhütte bulunmayacaktır” diye talimat veriyor.

CEO (Osman A. Ataç hocam) bu talimatı hemen geri almasını patrona söylüyor. Ama patron ısrarlı… (Zaten patron olunca, sorgulamadan karar vermek adettir.)

:-)

Düzen değişiyor.

  • Postacı iadeli tahhütlü bir mektupla geliyor. Alındı imzası mı lazım. Patrona gönderiyorlar.
  • Ofise temizlik malzemesi alınacak. Onay için patrona yazıyorlar.
  • Müşteri görüşmeleri kesiliyor. Ne de olsa her müşteri konuşması akçeli konulara dayanır.

O yıllarda e-posta da yok. Herşey birkaç kopya olarak yazılıp patrona sunuluyor.  Ondan yazılı – imzalı onay gelene kadar kimse kılını kıpırdatmıyor. Bütün işler aksıyor.

Patron yine şikayetçi. “Ne oluyor bu şirkette” diye köpürüyor. Yayınladığı talimatın “ne anlama geldiğini” hatırlatıyorlar. Talimat geri alınıyor.

;-)

İşte bir girişimci davranışı örneği daha… “Ankara’ya parasız gelmiştim, koskoca bir holding kurdum. En iyi ben bilirim” tarzı… Uyarıldığı zaman anlamamak, sınama – yanılma ile öğrenmek…

Bende çoook girişimci öyküsü var.

:-D

12 February 2011 Saturday

Piyon GMY

Dünkü yazının sonlarında, “o yolculuktan çok anı ile döndüm” demiştim. Onlardan birini anlatayım.

:-D

Dün “Gitmeden önce görüşeceğim her firmanın bizdeki geçmişini, hesaplarını Muhasebe’den istedim”  diye yazdım. Seyahat listemde olmayan bir firmayı patron ısrarla ekletti. Bu çok sayıda gemi kiralayan bir İsviçre firmasıydı. Bize 10.000 dolar borçları vardı.

  • Gittiğim yerlerde önce şehrin haritasını çalışıp birbirine yakın müşterileri bulur, sonra da randevuları ona göre ayarlardım. Her konuşulanı yazmaya çaba sarfeder, iki firma ziyareti arasında bir yerde oturup, konuşmayı unutmadan notlarımı tamamlardım. Böylece bir günde 6 veya daha fazla görüşme yapabilirdim.

İsviçre firmasına gittim. Beni bir toplantı odasına aldılar. Ben otuz yaşındayım. Karşımda 40′ların epey üstünde iki kişi.

:-)

Sordular: “Daha yakınlarda üst kadrodan birçok kişinin ayrıldığını duyduk.” Ben 1 numaralı konuşmayı ezberden yapmaya başladım. “Şirketimiz Türkiye’de denizciliğin bir okulu gibidir. Daha önce de şu ve bu şirketler, tamamen bizden ayrılanlar tarafından kurulmuştu. Ama bizim büyümemiz yine de devam etti…

Firmamızın maddi durumunu da sordular. Ben de 2 numaralı repliği söylemeye başladım. “Dünya denizciliği krize girdiğinde 30 milyon dolar olan borçlarımız, şu anda 6 milyon dolar. Hem borçlarımızı ödüyoruz, hem de büyümeye devam…

Bize 40 bin dolar borcunuzu ne zaman vereceksiniz?” diye sordular.

Şaşırdım. Bendeki kayıtlara göre onların bize 10 bin dolar borcu vardı. Elimdeki kayıtları gösterdim.  “Atina’da yapılan Uluslararası Denizcilik Konferansı’nda var mıydınız?” dediler. “Evet” diye yanıtladım.

Orada firmanızın CEO’su ile şu sözleşmeyi imzaladık.” diye bazı belgeler gösterdiler.  Gerçekten CEO’nun imzası idi. Bizim firmamıza 10 bin dolar borçları vardı. Ama holdingdeki diğer şirketlerden 50 bin dolar alacaklıydılar. Sonuçta 40 bin dolar borcumuz kalıyordu.

Muhasebe kayıtlarının eksik verilmesi beni darmadağın etti. Ne söyleyeceğimi bilemedim.  Şaşırdım. Afalladım. Neyse ki karşımda oturanlar tecrübeli insanlardı. Beni teselli ettiler. “Genç profesyoneller bu tuzaklara düşebilir” dediler.

Ben yine kendime gelemedim.  “Gelin, en güzel Lozan gölü manzarası bizim terastan görülür” diye beni açık havaya çıkardılar. Hiç hatırlamıyorum ne gördüğümü. Dönüşte merdivenlerden inerken başım döndü, gözüm karardı. Düşmemek için trabzanı iki elle tutarak indim.

Özür dileyerek onlardan ayrıldım. Teselli cümleleri ile uğurladılar. Otele döndüm. Üzerimdekilerle uzandım. Saatlerce tavana baktım. Çoook sonra sakin düşünmeye başlayabildim.

:-(

İstanbul’a döndüğümde öğrendim patronun özellikle “sadece acente muhasebesi bilgisini verin” dediğini… Firmanın ne yapacağını merak etmiş, beni de piyon gibi göndermişti.

  • Not: Melih Cılga‘nın şuradaki yorumuna ne kadar uyduğunu farkettiniz mi? Sanki aynı girişimciyle çalışmış gibi…

30 yaşımdaydım. Güya Genel Müdür Yardımcısı (GMY) idim. Çalıştığım yer için en iyisini yapmaya çaba sarfediyordum.

;-)

Birlikte çalıştığım tek girişimci o değildir. Bende çok örnek var.

:-P

24 January 2011 Monday

İmza yetkisi

Bireysel Bankacılık yeni kurulurken, şubelerden gönüllüleri çağırmışlar. Aynı şubede yan yana çalışan nişanlı çift de fırsatı değerlendirmiş. Delikanlıyı Satış bölümüne vermişler. Hanım kızımız ise Operasyon bölümüne gitmiş.

Ben Satış Müdürü olunca delikanlı benimle çalışmaya başladı.

:-)

Bir sene sonra kızımıza “2’inci derece imza yetkisi” verildi. Delikanlı soluğu karşımda aldı. “Ben daha kıdemliyim, vb…” birçok bahane saydı.

“Operasyon Bölümü’nde Müdür dışında 2’inci derece imza yetkisine ihtiyaç olabileceğini, ama bizim bölümde buna gerek olmadığını” söyledim.

İmza yetkisi karşılığında yaklaşık 50 TL maaş artışı oluyordu. Onu öne sürdü.

Bunu dikkate aldım. Patronumla konuştum. Tüm ekibe imza tazminatının bir yıllık toplamından fazla tutarda başarı primi verildi. Bizimki yine memnun olmadı.

“2’inci derece imza yetkisi olanlar hava atıyor” dedi. “İmza yetkisi bir ödül değildir. Bankanın işlerinin düzgün yürümesi için gerekli bir uygulamadır.” diye yanıtladım.

“Benim en büyük şanssızlığım, sizin patronum olmanızdır” dedi. “Bölüm değiştirmek isterse yardımcı olabileceğimi” söyledim.

;-)

İmza yetkisini apoletteki yıldız gibi görüyordu. Apolete düşkün olunca… Hep öyle kalır.

Ben tekrarlarım. Sizi köleleştiren patronun değil kendi bakış açınızdır.

:-D