"sosyal hayat" etiketli yazılar:

31 December 2011 Saturday

Bence 2011 – Sosyal’in S’si

Bu sene:

  • Sosyal medya sayesinde başlayan arkadaşlıkların bir kısmıyla yakınlaştık,
  • … bir kısmıyla uzaklaştık.
  • Bazı okurlarım kulağımı çektiler,
  • … bazıları sataştılar,
  • … bazıları teşekkür etti.

;-)

Benim yaşımda olunca, kolayca yeni arkadaş edinilmiyor. Yılların yöneticilik deneyimiyle, belli bir süre geçirilmesi gerekiyor. 2011’de de çok sayıda genç arkadaşın parıldadığını, kimisinin piyasadaki fırsatları kendi becerisi sayıp havalandığını, kimisinin sanal şöhrete kandığını, kimilerinin ise 20’li yaşlarda şöhret olma kandırmacasından uzaklaşıp ayaklarının yere bastığını izledim.  İlk örneklere şaşırmadım, son gruptakilerle gurur duydum.

Büyük çoğunluğun değişimi anlamadığını farkettim. Değişime itirazın en çok gençlerden geldiğini gördüm.

Birşeyler öğrenmeye çalışan, toprağının ve tohumunun değerli olduğuna inandığım birkaç genç arkadaşa hami’lik etmeye çalıştım (ne de olsa asıl adım Hami Uğur Özmen). Kimilerinde yanıldım, bir – iki tanesine “iyi ki” dedim.

Birkaç arkadaş ile önce uzuuun sabah kahvaltısı sohbetleri, sonra 2 – 3 ayda bir akşam yemeği buluşması yapmaya başladık. Bilgilerimizi ve keyiflerimizi paylaştık.

Ama bazılarından da uzaklaştım. Kimileriyle de özlesek de – karşılıklı – işlerin yoğunluğu nedeniyle görüşemiyoruz.

:-(

Okurlarım giderek azalan yazılara tepki gösterdiler. “Eskiden aklımızı zorlayan, ufuk açan şeyler yazardın; şimdi kendi eleştirdiğin mutlak doğru cümleleri yayınlıyorsun” dediler.

Haklıydılar. 3 nedeni vardı. (1)  uzaktanCRMegitimi.com’a daha çok ayırdım, (2) temel konularda bile ne kadar eksik olduğunu gördüm, (3) işlerimin yoğunluğu nedeniyle, beni de besleyen sohbetlerim azalmıştı.

En önemlisi 3′üncüsü. Genç arkadaşlarla sohbet ettiğimde, onlara anlattığım konuları daha sonra yayınlıyordum. Sohbetler azalınca, aklıma gelenler de azaldı.

:-(

Bazı yazı dizileri yarım kaldı. Bunların farkındayım. Ne var ki, sataşanlar insanda iştah bırakmıyor. O zaman mutlak doğru cümlelerden başkasını yazmak gelmiyor içimden.

:-(

Diğer yandan, yazıların arası uzayınca e-posta atarak sağlığımı soran okurlarım da oldu. Okuyan, katkıda bulunan, eleştirisini sataşmadan paylaşan herkese teşekkür ediyorum.

Onlar sayesinde daha fazla bilgiyi paylaşma gücünü kendimde buluyorum.

:-D

02 November 2011 Wednesday

Çelişkiler

Bir grup genç, 2000’lerin başında internet girişimine başladı. Bu kişiler Türkiye’de “başarılı internet girişimcisi” diye anılıyorlar. Bu yazının konusu onlar değil.

Bugünün bazı genç girişimcileri, “onlar köşeyi kaptılar, şimdi çok daha zor” diye düşünüyor.  Oysa, şimdi çok daha zor değil. (Webrazzi Summit 2011 açılış konuşmasında Tümay Asena da bugünün fırsatlarını vurgulamıştı.)

Bu dönemin önemli değişikliklere gebe olduğunu sıkça dile getiriyorum. Değişimi anlatmak için

yazmıştım.

Değişimi anlayan gençler, ister girişimci isterse ücretli çalışan olsunlar, başarılı olacaklar. Ne var ki bugünün gençlerinin önündeki en büyük engelin bizzat kendileri olduğunu gözlüyorum.

;-)

Bazı blog yazarlarının ilham veren, yön gösteren, iç açıcı, öğretici yazılarını okuyorum. Onlardan çok yararlanıyorum. Aklıma onlarca yeni yazı konusu getiriyor. Bakıyorum, yorumlar “bunlar Türkiye’de olmaz” diyen genç umutsuzlarla dolu.

Aslında umutsuz olmalarının nedeni yine kendileri.İçinde bulundukları ortamı anlamaya çalışmıyorlar. “Yavru balık suyun içinde olduğunu bilmez” diye bir söz var. Onlar da öyle…

Artık organizasyonlarda değişen “komuta tekliği”ne karşı en büyük itirazlar gençlerden geliyor.  (Şurada yazılı)

Anlamakta güçlük çekiyorum. Açıklık, iletişim, çok beceriklilik (multi-skills) diyorlar… Sonra da Internet’in getirdiği açıklığı, kolaylaştırdığı iletişimi, kendilerinde olduğunu varsaydıkları “çok becerikliliği” gözardı edip, hiyerarşide tek bir kişiye bağlı olmak isteyenler aynı gençler…

“Açıklık… Kurumlar hakkında her şeyi biliyoruz” diyorlar. Kurumlar da onlar hakkında her şeyi bilince tepki gösteriyorlar.

Değişimi savunuyorlar ama en çok da “bunlar Türkiye’de olmaz” diyorlar, “artık o dönem geçti” diyorlar.

Sosyal medya iletişiminde “epic fail” diye adlandırılan olguların arkasında (PR işleri ve ajansları ile) yine bu gençler var.

Bunca fırsat varken ne kadar hızlı ve kötü harcadıklarına bakıp şaşırıyorum.

:-(

29 November 2010 Monday

Yergi > Eleştiri

Sosyal mecraların “Altına Hücum” dönemindeki Teksas kasabalarına benzediğini birkaç kez söylemiştim. Her gün artan sayıda katılımcının geldiği, kuralların da katılımcılar tarafından oluşturulduğu ortamların olumlu yöne değişmesi hep zor olmuştur.

Bugünlerde, sayısı artan katılımcı sayesinde daha bir vahşileşti. (Büyük sayılar kanunu işliyor).

Ortaya geniş katılımlı bir etkinlik fikri atıldığında hemen ateş etmeye başlıyorlar. Ne kadar yanlış olduğunu söyleyenden geçilmiyor.

Peki arkadaşım, sence doğrusu nedir. Doğru olması için içeriğinde neler olmalı, o içerik kimlerden alınmalı, kimler katılmalı, kimler ise hiç gelmemeli…

Paragraflar yazmış, bu konuda tek bir cümle yok. Aslında, arkadaşın düşünce yapısında tek bir öneri, çözüm kırıntısı yok da ondan. O, ateş etmeyi seviyor.


:-(

Bankacılık zamanlarımda, “bilanço konuşturur” derdi bir arkadaşım.

Benzerini burada görüyoruz. Daha çok konuşan, en çok ateş eden, daha fazla saldırgan olan kendini galip sanıyor.

Özellikle hiç katkısı olmadığı zaman. Vermeyince Ma’bud…

;-)   Resimler: