"sürdürülebilirlik" etiketli yazılar:

08 October 2016 Saturday

Durumsallık

ODTÜ İşletmecilik’te okurken en önemli bakış açısının “durumsallık” (contingency) olduğu öğretilmişti.

Bunu “mutlak doğru yoktur” diye alabilirsiniz.

Sevgili Simto Alev sayesinde gördüğüm bu gif durumu anlatıyor.

Değişen koşullar karşısında, her zaman davrandığın gibi yapmaya devam edersen hem müşterini kaybedersin, hem de kendin düşersin.

😉

31 January 2016 Sunday

Patlat Bir “El Sistema” Görelim

Reklam duayenlerimizden Sayın Serdar Erener’in “Patlat bir Uber de görelim” demeci üzerine sosyal mecralarda çok sayıda tepki yazısı çıktı.

Serdar Erener’in girişimcilik ile reklamcılığı karıştırdığı söylendi. Diğer yandan, hayatında hiç reklamcılık yapmamış olanların Serdar Erener’i kınaması da eleştirildi. (Diğer eleştirileri ve karşıt görüşleri, Google’dan bulabilirsiniz.)

Benim fikrimi sorarsanız, Sayın Serdar Erener’in “Fikir aklına gelse müşterine verir misin?” sorusuna verdiği “Müşterime fikir bende kaynak sende gel beraber yapalım derim.” yanıt cümlesiyle zaten gerekli düzeltmeyi yaptığı kanaatindeyim.

  • Merak edenler için: Hiç reklam ajansında çalışmadım, 25 seneden fazla süre boyunca reklamveren tarafında pazarlamanın çeşitli departmanlarını (hatta 6 sene tamamını) yönettim.

🙂

Benim reklamcıya daha yakışır bulduğum bir önerim var. Hani “Köşeyi döndürecek bir girişim fikri” değil, “Reklamı boşgeç, biz buna yatırım yapalım” olayı da değil ama bir kurumun gerçekten onyıllarca fanatiği olunacak bir öneri. Dünyanın diğer tarafında bile olsa, bizi duygulandıran bir çalışma.

El Sistema

sistema

Venezuela’da, fakir ailelerin sokaklarda büyüyen çocuklarını müzikle buluşturan bir sosyal sorumluluk projesi.

Bu yıl “Kardelenler” yapalım, önümüzdeki sene de “4×4 anlatırız” projesi değil. Uzun vadeli bir adanmışlık. Elini taşın altına koyup yıllarca hem doğrudan dokunulan, hem de işiten veya gören herkesi kendine bağlayacak bir çalışma.

Benim reklam ajanslarına önerim, “Patlat bir “El Sistema” da görelim.

😉

 

 

27 January 2016 Wednesday

Marka, Bilim, Bilgi…

Sevgili Hakan Senbir, Brand Talks’da “Marka: İmparatorluk, Sermaye ve Bilim Demektir!” diye yazmış. Yazının alt başlığı “Markalaşma meselesini anlamak için tarihsel bir perspektifle bakmamız ve bu bakışla “İmparatorluklar”, “Sermaye” ve “Bilim” üçgenini iyi anlamamız gerekmektedir.

Hakan Senbir’in yazısına Facebook’da yorum yaptım. “Bilimsel” ile “bilgili” kavramlarını irdelemeye çalıştım. Burada, yorumumu yeniden ele alacağım.

  • Sermaye’den bilim için pay ayırma kısmına da dokunacağım. Gelecek yazılarda…

sermaye

Bazı şirketlerimizin kendi IT departmanlarını ayırıp şirketleştirmeleri veya şirketlerimizin TUBİTAK’tan hibe alması onların bilim yaptığı anlamına gelmez.

İşin içine bilgi üretme ve kullanmayı katmadığınızda, bilim epey eksik kalır. Şöyle ki…

🙂

Olayı Sayın Evrim Kuran’dan dinlemiştim. Aklımda kaldığınca aktarayım. (Hatalar varsa bana aittir.)

Bir blucin üreticisi anlatıyor. Öylesine teknolojileri var ki her bedene göre blucin üretiyorlar. Boyunuz, kilonuz ne olursa olsun, kendinize uygun blucin bulabileceksiniz…

Evrim Kuran “Genç kızlar blucin giymiyor, tayt giyiyor. Genç erkekler de kanvas veya eşofman benzeri pantalonlar giyiyorlar” diyor. “Blucinleri 30 yaş üstü erkekler giyiyor. Onlar da beklediğiniz gibi alışveriş yapmıyor

Evet, dönün etrafınıza bakın. Blucin giyenlerin oranını, yaşını, vb. düşünün…

blucin

İşte söylemeye çalıştığım bu. Kendilerince “bilimsel” çalışıyorlar ama bilgi işlemeyi bilmedikleri için (muhtemelen) geri ödemeyecek bir yatırım yapmış durumdalar.

Bilimsel olup (??) bilgili olamamak derken bunu kasdediyorum. Zara’nın başarısının ardındaki tek nedenin “ucuz kredi” olduğunu düşünenleri kasdediyorum.

Bunların global marka olması bekliyorsak… çoooook bekleriz.