"süreç" etiketli yazılar:

03 January 2016 Sunday

CRM’in Başarı Ölçüsü

Yanılmıyorsam 2003 sonu veya 2004 başıydı.

🙂

Bankanın bireysel müşterileri ilgilendiren projelerinden sorumluydum. Antalya’da Hillside Su oteli ile bir proje konuşmaya gitmiştim.

Sabahın erken saatlerinde toplantı başladı. 1.5 saat içinde karşılıklı olarak anlaşamayacağımızda anlaştık. Saat 11.00 gibi otelden çıktım.

Uçağım saat 14.30’da kalkıyordu. Antalya hava alanı şehre çok yakın olduğu için doğrudan havaalanına gitmedim. Şubeye uğramaya karar verdim.

Antalya Şubesi o zaman 2 katlı idi. Ana kapıdan girdim. Birkaç adım attım ki “Aaaa Uğur bey gelmiş” diye bir genç kız sesi duydum. Şaşırdım. Sadece şube müdürünü tanıyordum. Onu da müdürler toplantıları sayesinde görmüştüm.

2 genç kız etrafımı sardı. İltifatlar, teşekkürler, vb…

İnsan kendisini şu resimdeki gibi hissediyor.

meshur-hissetmek-2

Şubelerin tekil müşteri ekranlarını hayata geçirmiş ve kullanıma açmıştık. Arkasındaki süreçleri de düzenledik.

Eskiden mevduat bozdurup, bir kısmıyla döviz alırken, bir kısmıyla başka bir yatırım ürünü almaya kalktıklarında 12 – 15 ekran geçiyorlardı. Bazı bilgileri doğrudan taşıyamadıkları için de, kağıt-kalem eksik olmuyordu. Hem ekran sayısını 3 – 4’e indirdik, hem de arkadaki süreçleri baştan tasarlayıp çok kullanışlı duruma getirdik.

Bu müşteri temsilcileri artık akşam 18.00’de geriye hiçbir işleri kalmadan şubeden çıkabiliyorlardı.

Beni, kışın yapılan Bireysel Bankacılık toplantısında “Ekranları 2 hafta sonra açacağız. Hayatınız kolaylaşacak.” dediğim konuşmadan hatırlıyorlardı.

😉

CRM projesinin başarı ölçümü hemen her danışmanlık görüşmemde sorulur. İşin ekonomik boyutunu gözardı etmiyorum ama…

Sevinçle boynunuza sarılan son kullanıcı sayısıyla ölçülür” desem… Bence pek de abartmış olmam.

😛

 

 

20 April 2015 Monday

KOBİ Bankacılığı Çilesi (devam)

Kamu kuruluşunun CRM projesi yapmaya kalkıştığını ve danışmandan teminat mektubu istediğini, benim de KOBİ bankacılığı yaptığını söyleyen bir bankada hesap açtırdığımı, teminat mektubu tutarından fazla parayı bloke ederek mektubu istediğimi, ancak torpil ile aldığımı yazmıştım.

Maceram devam etti.

Kamu kurumunun şart koştuğu teminat mektubu metninde (boşluklarda benim şirketimin adı yazılı olarak)

borçlu …….. şirketinin söz konusu sözleşme kapsamındaki hizmet sorumluluklarını ihlal ettiğini bildiren ilk yazılı talebiniz üzerine protesto çekmeye ve hüküm ve adı geçenin iznini almaya gerek kalmaksızın ve borçlu ……. şirketi ile aranızda ortaya çıkacak herhangi bir hukuki ihtilaf ve bunun akıbet ve kanuni sonuçları dikkate alınmaksızın, yukarıda yazılı tutara kadar bir meblağı hiçbir itiraz ileri sürmeksizin derhal, nakden ve tamamen ve talebinizin Bankamıza tebliği tarihinden ödeme tarihine kadar geçecek kanuni faiziyle birlikte ödeyeceğimizi

diye yazıyordu.

Teminat mektubunun son cümlesi işin önemli kısmı.

İşbu teminat mektubu kesin ve 31.05.2013 tarihine kadar geçerli olup, bu tarihe kadar elimize geçecek şekilde tarafınızdan yazılı tazmin talebinde bulunulmadığı takdirde hükümsüzdür.

Bu cümle net olarak süreyi ve süre sonrasında sorumluluğumun olmadığını saptıyordu. (Ya da ben öyle sanıyordum.)

😉

MANTIK-2

Sözleşmemizin bitişine yaklaştığımızda, onlar memnun olduklarını ve benimle devam etmek istediklerini bildirdiler. Ben sözleşmeyi bitirmeyi tercih ettim.

Mektuptaki tarih (31 mayıs 2013) geçince bankaya gidip blokenin çözülmesi talep ettim.

Teminat mektubunun aslı gelmedikçe alamazsınız.” yanıtını verdiler.

– Kamu kurumu benimle çalışmak istiyor ama ben onlarla çalışmak istemiyorum. Bu nedenle işlerimi zora sokabilirler. Zaten teminat mektubunun süresi de bitti.” dedim.

Teminat mektubunun aslı gelmedikçe alamazsınız.” dediler.

– Peki. Varsayın ki firma yangın geçirdi ve belgeleri yandı. Bu durumda ben bloke edilen parayı hiç alamayacak mıyım?

Teminat mektubunun aslı gelmedikçe alamazsınız.” dediler.

– Kamu şirketine vermeden önce fotokopisini almıştım. Bakın son cümlede ne yazıyor. Bu zamandan sonra “hükümsüz” olduğunu bizzat siz yazmışsınız. Bu koşulda, teminat mektubu zaten geçersiz olduğuna göre aslının ne önemi var?” diye sordum.

Teminat mektubunun aslı gelmedikçe alamazsınız.” dediler.

Tıpkı “kaşe altına imza” gibi, patinaj yapmaya başladık. Banka şubesinde mantık çalışmıyordu.

  • Şaşırmayın. Facebook’da durumu anlatan bir oturum açtım. Birçok bankacı “mektubun aslı olmazsa risk devam eder” diye yazdı. Bu durumda hangi riskin oluşacağını sorduğumda, hiçbiri yanıt yazamadı.

Bu sefer torpil kullanmadım. Bankanın GMY’sini araya sokmadım.

Kamu kurumunun Satınalma Müdürlüğü’ne gittim. Sözleşmemin bittiğini söyleyip Teminat Mektubu aslını rica ettim.

İlgili iş birimi benden memnun olduklarını ve sözleşmenin uzatılmasını yazılı olarak rica etmiş. Hatta, yapılan işin gereği olarak teminat mektubuna gerek olmadığını da belirtmiş (Sağolsunlar).

Ben sözleşmeyi uzatmayacağımı ve teminat mektubunun aslını almak istediğimi bildirdim. İlgili iş birimine sormak istediklerini ve iki gün sonra gelmemi söylediler.  Günü gelince gidip aldım. (Kamu kurumunun Satınalma Müdürlüğü, bankadan daha mantıklı davrandı.)

Saat 17.00’den önce bankaya ulaştım. Mektubun aslını teslim ettim. Teslim aldıklarına dair kaşe altına imza aldım. 😛

Bloke bozulma günü geldiğinde tutarın tamamını nakit olarak aldım. Tüm hesaplarımı kapadım. Bir daha o bankanın müşterisi olmamaya yemin ettim.

Geçenlerde bana kart göndermişler. Fevkalade kuşkulanıyorum.

😮

22 September 2013 Sunday

2 noktadan 1 doğru geçmez

18 Eylül 2013 tarihli yazımda “kamu spotları daha estetik olmalı” dediğimizde bizim “estetik değerleri toplumsal meselelerin önünde tutmakla” suçlandığımızı yazmıştım.

Bu gibi az boyutlu düşüncelere uzak değilim. Size en ilginçlerden birini anlatayım.

Ödüller konusunda tavrımı biliyorsunuz. “Hiçbir ödül jürisinden daha kıymetli değildir” diyorum. [1] , [2] , [3] , [4] , [5] , [6] , [7] , [8] . Bir sohbette bu cümleme örnek olarak Nobel ve Oscar ödüllerini verdim.

Oscar’ın asıl adı Akademi ödülü. Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (Academy of Motion Picture Arts and Sciences) tarafından veriliyor.

Nobel Ödülleri, ise İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, İsveç Akademisi, Karolinska Enstitüsü ve Norveç Nobel Komitesi tarafından veriliyor.

Her iki ödülün arkasında da akademik kurullar olduğu için, bazı yıllar tartışmalar olsa bile, saygın olmayı sürdürüyorlar.

Bunu söylemiştim ki sohbetteki arkadaşlardan biri şöyle dedi.

Amerikan film sanayi, kültür emperyalizmini aşılıyor. Nobel dersen, o da dinamiti bulup savaşlarda milyonlarca insanın ölmesine neden oldu. Bence ikisi de saygın değiller.

Kafasındaki kurgu içerisinde 2 noktayı bir doğru ile bağlamış.

“Oscar alan filmlerin, aktörlerin, yönetmenlerin yüzde kaçı Amerikan Kültür Emparyalizmini yayması için oy çokluğuyla seçilmiştir. İsimlerini veya oranı verebilir misin?” diye soramadım. “Nobel ödülü alan bilim adamlarının kötü niyetlerle neler yaptığını anlatır mısın?” da diyemedim. “Nobel Edebiyat Ödülü almış kaç kişinin kaç eserini okudun?” bile diyemedim.

Ne diyeceğimi bilemedim. Hiçbir şey yapılamazdı.

🙁

İşte o zaman anladım. Hani okullarda “2 noktadan 1 doğru geçer” diye öğretiliyor ya. Tek bildiği bu olanlar, kendilerince tüme varım yapıyorlar. Oysa, bu cümle sadece iki boyutlu geometri için geçerli.

İnsan veya topluluk söz konusuysa, boyutlar neredeyse sonsuza yakınsa… yani sosyal bilimlerde iki noktadan bir doğru geçmez. Çok sayıda örneklem sorgulanır, iddianın ne kadar desteklendiği gözlenir. Önce, sorgulama ve kendinden emin olMAma ile başlamak gerek.

geometri-2

Zor ama keyifli bir yolculuk…

Resim şuradan alıntıdır.