"taraftarlık" etiketli yazılar:

28 February 2011 Monday

Kart’la sadakat olmaz

Blogumda defalarca “kart ile sadakat olmaz” diye belirttim.

İşte ispatı.

  • Önemli not: Bu gazete küpürü, takım tutmayla ilgili değildir. Fanatik taraftar yorumlarını yayınlamayacağım.

:-)

Meraklısına:

Marka kartı çıkararak sadakat sağlanmayacağına dair yazılar:

:-)

28 September 2010 Tuesday

Hazım sorunu 2

Her nedense hazım sorunu konusunda düşünmeye başlamam, Selim Tuncer’in yazılarınden sonra fazlalaşıyor.  Muhtemelen Selim ustanın konuyu kuramsal şekilde anlatması ve bazılarının ısrarla anlamamaya çalışması nedeniyle… Zaman zaman ben de dayanmayıp katılıyorum. Ve…

Bazıları, kuramsal tartışmayı, köy kahvesinde tavla oynamak sanırlar. Her yeni cümlede, binlerce kez söylenmiş, sığ ve konuyla ilgisiz bir tekerlemeyi atıverirler.  Tartışmaya yeni bir boyut değil anlamsız örnekler getirirler. Bu sefer o kısmını anlatırsınız. Siz bir kavramı anlatmaya çalışırken, o anlamayan seyircilerin “kazandı” demesine odaklanmıştır.

Tartışmazlar. Tartışmayı okuyan (muhtemelen kuramsal düzeyde bir tartışmayı pek fazla yapmamış) kişilerin gözünde “galip” addedilmek  için çaba sarfetmeye başlarlar.

Siz “gemi ne kadar sağlam olursa o kadar iyi olur” dediğinizde “Titanik de sağlamdı, ama battı işte” diyene bir sözünüz olamaz. Anlatmazsınız batmasının  sağlamlıkla ilgisiz olduğunu, yanlış yönetildiğini, vb… O “nasıl morattım adamı” edasındadır.
;-)

Israrla anlamayanlar için Ömer Seyfettin’in Nâdân adlı hikayesinin son cümlesini tekrarlayayım.  (özeti burada)

Nâdân ile sohbet güçtür bilene
Çünkü nâdân ne gelirse söyler diline”
:-D

17 August 2009 Monday

Fanatiklik

Bazı sözler insanın düşüncelerini karıştırır. Belki yeniden şekillendirir. Alexander Soljenitsin’in “ideoloji her suçu haklı kılar” sözü de – benim için – bunlardan biridir.

Kişinin normal düşünmek yerine belli bir örgüte, takıma, inanışa, aileye, kendi okulunun mezunlarına, vb…  daha fazla artı vermesini sağlayan her türlü konuyu bu cümle çerçevesinde değerlendiririm.

Ülkemizde takım tutmak da bunlardan biridir.

Nereden aklıma geldi derseniz… Friendfeed’de yine takım yazışmaları… “Marka” temsilcisi olanların görüşleri…
:-(

Renkleri sarı kırmızı olduğu için Shell’den benzin almayan, MasterCard kullanmayan kişiler görmüşümdür. “Çıkar bakalım cüzdanını” dedikten sonra, cebinden kırmızı renkli bir şey çıkanı aşağılayanlara çoook şahit oldum.

Benzerini karşıt tarafta da gördüm. Lacivert renkli olduğu için VISA kullanmayanlar da vardı.

Her ikisine de hayretle bakmışımdır.

Önceki yazımdan bazı satırları burada tekrarlayacağım:

İdeolojiyi kabul etmeyenleri toplama kamplarına  göndermek, hapiste tutmak makul karşılanabilir. Din adına öldürmek öğülebilir. Taraftarlık adına diğer takımın bayrağını sallayan arabaya saldırmak (hatta döner bıçağı ile maça gitmek) garip karşılanmayabilir. Sadece kendi okulumuzdan mezun olanları işe almamız desteklenir. Giderek sağlıklı düşünme yeteneğimiz kaybolur.

İnsan, her hangi bir konuda tarafsız düşünmeyi engelleyen her türlü inanışı “ait oluş” değil tehdit olarak algılamadıkça, işleyebileceği her suça kendisini ikna edebilecek bir bahane oluşturabilir. Unutmayın bağnaz olmak için mutlaka bir ideoloji şart değil. Taraftarlık, okuldaşlık, akrabalık bile sağlıklı düşünmenizi engelleyebilir.

Oysa yaratıcılık, kendisini tutan bağlardan kurtulduğu zaman yücelir.

:-(

Kendi payıma, her hangi bir takımı, okulu, aileyi, vb…  bu şekilde tutan kişileri işe almadım. Yönetici konumunda olsam, yine de almam… Bu derece ileri düzeyde taraflı bakış açısının sağlıklı düşünce ürünü olmadığına inanırım.

“O bizden…” diyenlerin, bu düşünceden türediğini bilirim. Soljenitsin’in “ideoloji her suçu haklı kılar” cümlesine inanırım. Fanatikçe…
:-P