"tasarım" etiketli yazılar:

14 November 2015 Saturday

Tasarımcı Düşünme

Az önce yayınladığım grafiker cümlesini okuyunca, tasarımcı düşünme (design thinking) kavramına tekrar göz attım. Harvard Business Review (HBR)’ın Eylül 2015 sayısında epey yer verilmiş.

Bu vesileyle, bambaşka bir konuyu yazmak istedim.

HBR’da şu kısmı görünce…

TASARIM-3

Herbert Simon‘ı ilk ne zaman duymuştum biliyor musunuz.

1977-1978 ders yılında. Muhan Soysal hocamın derslerinde. Sabah üşenmedim eski notlarımı aradım.

Veee buldum

TASARIM-4😀

 

Biliyorum ki, Muhan Soysal‘ı tanıyanlar “Herbert Simon’dan 1978’de bahsettiğini” duyunca şaşırmayacaklar.

Oyun teorisi Nobel almadan çoook önce de bize “Gelecekte önemli olacağını” söylemişti.

Nurlar içinde yat Muhan hocam.

🙂

14 November 2015 Saturday

Tasarımcı ve Grafiker

Dün Facebook’da, Nilda Berrin Alptekin sayesinde şunu gördüm.

TASARIM-1

İlk bakışta mutlak doğru gibi gelen cümlelere kuşkuyla yaklaşırım.

Bu cümleye maalesef ilk bakışta bile hoşgörüyle yaklaşamadım.

🙁

Önce bunu bir tasarımcının yazdığına inanmak mümkün değil. Tasarım kavramını bilen biri, bu cümleyi asla söylemez. Muhtemelen bir grafiker tarafından yazılmıştır.” diye düşündüm.

Tasarım “gel bilgisayarın başına sen geç” ile yapılan bir iş değil. Belki grafik, bilgisayarın başında yapılıyordur.

Bugünlerde çokca tasarımcı düşünme sözü ediliyor.  Daha ilk bakışta Google’da şunu görebilirsiniz.

TASARIM-2

Kim için tasarladığıni iyi incele ve öğren, onların ihtiyacını anla, beyin fırtınası ile ve farklı birçok öneriyle git, prototip ile piyasaya çık ve dene… Hep BAŞKALARI var.

😉

Defalarca hizmet ürünleri tasarlamış (ve birkaç ürünü tüm sektör tarafından kopyalanmış ve milyonlarca kişinin cebine yerleştirilmiş) biri olarak şunu söyleyeyim:

Tasarımın her aşamasında müşteri vardır. Müşterinin ihtiyaçlarını – kendisini iyi ifade edemezse de – iyi anlamak gerekir. Müşterinin deneyiminin nasıl iyileşeceğine – tek başına değil – birlikte kafa yormak gerekir. Çıkan sonuçlar tartışılır. Başarılı olabilecek sonuç – mümkün olduğunca – olası müşterilerin önüne çıkarılır ve denenir.

Nilda Berrin Alptekin de “Hem kurumsal hem de bireysel bir çok projeye imza atmış biri olarak kendi görüşüm; müşterini çok çooooook iyi dinle. Onun sektörüne hakim ol (her baba yiğidin harcı değildir ki biz yapıyoruz deneyim ve süreç yenileme ile). Hem politik hem de yaşamsal durumları iyi analiz et. Bugünlük harika işler yapma her an hatırda kalacak olan harika işleri yap. İkna edilmeye de açık ol ikna etmeye de hazır ol. Ve ve ve zamanı da aklını da müşterini de iyi yönet” diyor.

Tüm bunlardan yola çıkarak… O cümlenin bir tasarımcıya ait olduğuna ikna olmam.

😉

Gelelim işin grafiker kısmına… Bendeki örnekleri [1] , [2] bir yana bırakalım…

Celil Öker‘a ait olduğunu sandığım şu cümle işi anlatıyor: “Sevgiline mektup yazıp da “anlamadı salak, oysa ne güzel yazmıştım” diyorsan, kendini kandırıyorsundur.”

Okulların Pazarlama Kulübü etkinliklerinde bulunmayı yasaklayan hocaların yetiştirdikleri genç grafikerler, başkası için bir şey yapmayı ancak mezun olduktan sonra öğreniyor.

Farklılaşmayı maalesef kıyafetinden başka yerde gösteremiyor. Yaz günü bere ve atkı ile; kış gününde ise parmak arası terlik ile gezmeyi farklılaşma sanıyor.

Oysaaaa…. Grafiker bile, bir müşterinin kendi müşterisiyle iletişimini kolaylaştırmak için o işi yaptığını anlamalıdır. (Bu cümlede en az 2 adet müşteri kelimesi var.)

Grafiker’likten tasarımcı’lığa giden yol ise, hem yukarıda şemada var, hem de Nilda Berrin Alptekin tarafından ayrıntılı olarak belirtildi.

🙂

Yanlış anlaşılmasın, grafik tasarımı da küçümsemem. Hatta sanat’tan daha değerli bulurum.

Başkasının beğeneceği, kullanacağı, işine yarayacak birşey yapmak daha önemli, daha zor olduğu için.

😀

21 August 2015 Friday

İşe Akıl Katmak

Geçenlerde Facebook’da gördüm.

Tabelacıya “4 tane bayan WC ve 3 tane erkek WC tabelası hazırla” demişler. O da harfiyen yerine getirmiş

Dogru-TANIMLA

İşini iyi yapmak” deyimini farklı anladığım çok sayıda meslek erbabı var. Marangozundan IT’cisine kadar giden yelpazede işinin gerçekten ustası olmayanlarla sorun yaşarım.

Fayans yapan borulara hasar verir, tesisatçı fayansları kırar, boyacı ortalığı batırır, sinek teli yapan pencerenin menteşesini bozar, dış cephe alarm cihazı su alır…

🙁

Unutamadığım örneklerden biri şudur:

Bir mimar zengin müşterisi için 3 katlı villa çizmiş. Villanın bahçesinde geniş bir havuz varmış. Sıkça davetler veren müşterisini rahat ettirmek için her ayrıntıyı düşünmüş. Zemin katta kadınlar ve erkekler için 2 ayrı tuvalet tasarlamış.

Titiz bir mimar olduğu için erkek tuvaletindeki her pisuarın alt kısmının yerden yüksekliğini de 60 cm, 60 cm , 60 cm diye yazmış. Önden kesit, yandan kesit, perspektif, vb… hepsini hazırlayıp ustaya vermiş.

Kontrol için gittiğinde gördüklerine inanamamış. Erkek tuvaletindeki pisuarlar yerden 120 cm yukarıya monte edilmiş. Bırakın işemeyi, el yıkamak için bile yüksek… Sadece yüz yıkamaya yarar.

😉

Ustaya söylenmeye başlamış:

– Ben sana bunların ölçüsünü vermedim mi? Her birinin altına 60 cm diye yazmadım mı? Yahu, sen bir hata yapma diye 3 pisuarın her birinin altına ayrı ayrı 60 cm diye yazdım…

Usta biraz mahcup şekilde yanıtlamış:

– Mimar bey, pisuarları takarken plan ve çizimler yanımda yoktu. Aklımda yanlış kalmış.

Mimar iyice sinirlenerek bağırmış.

– Ulan planlar yanında yoktu. Onu anladık. S.kin de yanında değil miydi? İşer gibi yapıp ölçemez miydin?

🙂

İnsanın aklı yanında olmayınca… Gerekli her malzeme olsa da faydası yok.

.