"tatil" etiketli yazılar:

05 June 2009 Friday

Tatil yeri = zor karar

RIXOS yolculuğunda Sn. Eyüp Kaplan ile yaptığım sohbetleri yazmaya söz vermiştim.

Bir Avrupalı turistin tatil kararını sonlandırıp rezervasyon yapması, ortalama 29 gün sürüyormuş.

Tatil iznini alacağı zamana karar vermesi, sonra hangi ülkeye gideceği, hangi otelde kalacağı… Internet üzerinden araştırmaya başlaması ile “tamam, buraya gideceğim” demesi arasında geçen 29 gün.

Son dakikaya bırakılmayan bir karar süreci… Gidilecek ülkenin siyasi ve ekonomik koşullarından hava durumuna kadar uzanan araştırmalar…

İstisnası elbette var. Dostların, arkadaşların tavsiyeleri… Süreyi oldukça kısaltıyormuş.

Internet’in doğası gereği, tüm dünya ülkeleri size rakip. Yüz yüze gelmeden yapılan zorlu bir mücadele söz konusu.

Bu koşullar altında, çok düşük fiyat verenler dışında, doluluk sağlayan tüm turizm sektörükutluyorum.
:-D

04 June 2009 Thursday

Bir daha gelmem buraya…

Burcu Tüzün, Friendfeed’de “bir otel yönetimine neler sormak isterdiniz?” diye tartışma açmış. Bir çok öneri / soru gelmiş.

Proje yönetimi ustası / hocası Savaş Şakar “Müşterilerinin % kaçı tekrar geliyor? Tekrar gelmeyenler neden gelmiyor?” diye sormuş.

Ben aksini sorardım. “Neden tekrar geliyorlar?
:-P

Yolculuk yapmayı çok severim. Yeni yerler görmek cezbeder. Öylesine ki, profesyonel yaşam sırasında yurt dışına iş seyahatlerimin arkasına birkaç gün daha ekleyip… Yıllık izinden 3 – 4 gün tüketerek… Eşim ile birlikte…

Yeni ve değişik yerler… Örneğin: Dünyada gel-git’in en fazla olduğu yer… 8 saatte suyun kıyıdan 12 – 14 km uzaklaştığı bir koy. (Küçükyalı’dan Büyükada’ya yürüyerek gitmek gibi düşünün.)

Herkesin defalarca gittiği büyük şehirler değil… Dostlara anlatacak ilginçlikler, paylaşabilecek resimler…

Aynı yere bir kez daha gitmek?… Pek küçük ihtimal… Gezgin olmanın doğası böyle. Bir yere ulaşmak önemli. Yeni yerler görmek, küçük kasabanın semt pazarında karnını doyurmak… Sonra, yeni bir yer daha…
:-D

RIXOS gezisinde, Web Pazarlama Müdürü Sn. Eyüp Kaplan ile uzun uzun konuşmuştuk. CRM üzerine yazıyorum ya!.. Kendisine sormuştum.

“Müşterilerin %35’i tekrar geliyormuş. Bir o kadar da tavsiye üzerine…”
:-P

Şehir içi oteli olsa… İş seyahati yapsanız , aynı otele sıklıkla gitmek isteyebilirsiniz. Anlaşılır bir durum… Sadece “iyi bir uyku” vaat etseler yeter. Bir de trafik uygunluğu… Günün geri kalanında ya iştesiniz, ya da yemekte…

Ancak bir tatil otelinde?.. İnsan neden aynı yere bir kez daha gider ki?…

Bu nedenle asıl bunu sormalı… Neden tekrar geliyorlar? Farkı yaratan nedir?
;-)

22 May 2009 Friday

Adrasan'da 3 gün (3)

Adrasan hakkındaki ilk yazıyı bloguma eklerken çok düşündüm. Yolculuk yazıları benim konum değil. Yıllardır gittiğim hemen her yolculukta resimler çektim. Bazıları için bir şeyler de yazdım. Ama onları sadece aile içinde tuttum.

“Adrasan’da 3 gün” yazıları için bir gezi / yolculuk blogunda misafir olmayı, kendi blogumda yazmaya tercih ederdim. Blogumu iş hayatı / yönetim / pazarlama / CRM çizgisinden dışarı taşırmak istemiyorum da…

Aslında, ilk yazıyı da ikinci yazıya giriş bölümü olması için yazmıştım. Doğrudan yönetim yanlışlarına girişmiş olmayayım diye…

;-)

Adrasan’ın eskiden kalma güzel bir özelliğini sabahın erken saatlerinde gezerken fark ettim. Fırıncı ekmekleri pansiyondaki bir torbaya asıp gitmişti. Kimsenin araklamayacağını bilerek… (Resimdeki torbada, 6 – 7 tane ekmek var.)

adrasan_koy_01

Büyük şehirlerde bile, ekmeğin, sütün, yumurtanın, hatta yoğurtun kapıya bırakılıp gidildiği günleri görmüş biri olarak, çok keyiflendim.

Friendfeed’de FMK benzeri bir hareket duyunca, bunu da yazmak istedim.

:-)

Dün biraz anlatmıştım. Otel sahibi değişik bir abimizdi.

Otele vardığımızda, hepimizin elini sıktı. Yolculuğun nasıl geçtiğini sordu.  Uğurlarken de aynen… (Yani, aslında niyeti iyi.)

Ama… Güzel gün batımı karşısında… Şöyle felekten birkaç saat çalalım deyince…

adrasan_aksam_02

Masada içki şişesi yarım duruyor. Otel sahibi abimiz de masanın hemen yanında… “Bu içkiden bir kadeh rica edebilir miyim?” diye sordum. İçeriye haykırdı… “Remziiii…”

Remzi koştu geldi… Abimiz devam etti: “Remzi, buna içki ver!” Cümlede geçen bu (yani ben) olay mahallindeyim o sırada…  Aramızda bir kulaç mesafe bile yok.

:-)

Abimizin takma adını “Kerim”  koyduk. Adı Kerim olanlar alınmasın lütfen…

  • Hani “benim adım Kerim” diye biten fıkralar var ya…
  • Hani horoza sormuşlar, “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?” diye… “Ben tavuk ile ilgilenirim, gerisine karışmam” demiş.

Aynı sebepten ötürü… “Kerim” abimiz, otelin sahibi… Gerisine karışmıyor…

;-)