Trafik eşkiyaları
Trafik ışığı her kırmızı’dan yeşil’e döndüğünde START alan F1 pilotu gibi hissederiz kendimizi. Bütün gücümüzle gaza basarız. 50 metre ilerideki kırmızı ışığı görmemize rağmen.
Bağdat Caddesi’nde belli bir hız tutturulduğunda, hep yeşil ışıklarla karşılaşılır. Sabah saatlerinde o hızı tutturmuş gidiyordum. Arkamda bir jip belirdi. Durmadan sinyal veriyor. Neredeyse arka tampona dokunacak. En soldaki şeritte de değilim. Hiç aldırmadım. Hızımı ayarladım. Yeşil – yeşil gidiyorum.
Dayanamadı, beni geçtikten sonra önüme kırdı. Yolumu kesti. Arabadan inip bağırmaya başladı. 2 metreye yakın boyu ve 130 civarında olduğunu tahmin ettiğim kilosuyla, şehir eşkiyası iş başındaydı.
“Madem acelen vardı, neden yol kesmeye zaman harcadın? Acelen yoksa, neden devamlı farlarını yakıp söndürerek işaret veriyorsun? Ayrıca zaten daha hızlı gidemeyeceğinin, sürekli yeşilde geçtiğinin farkında değil misin?” gibi o kafa yapısındaki adama karmaşık gelecek soruları sormadım.
Arabadan inmeyerek kendimi de korumuş oldum.
Geçen gün bir başka olaya daha şahit oldum. Işık kırmızı’dan yeşil’e dönünce kornaya asılanlara aşinayız. Ama daha kırmızı yanmaya devam ederken, yeşil ışığa 2 saniye varken kornaya basıldığını ilk defa gördüm.
Galiba, anlamsız yerlerde birinci olmak, ulusal veya genetik hastalığımız. Gereksiz yere kendimize ve başkalarına da gerilim yaratıyoruz.
Erkin’in tomruk listesi de kabarıyor.


1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
