"Tunç Kılınç" etiketli yazılar:

20 March 2009 Friday

Artist oldum

Üç genç arkadaş. E-Tohum toplantılarında tanıştık. Muhittin, Caner, Emre…

Bir çok gruptan farklı olarak, para değil bilgi yardımı istiyorlardı. Daha ilk baştan olumlu bakmamın nedeni de bu… Farklılıkları severim. Ukalalık etmeye de bayılırım.

Arkadaşlar iki kısa film çektiler.

Birinde CRM üzerine konuştuk. (Bunu daha önce yazmıştım) Açılış sorusu “CRM nedir diye sormayacağız. CRM ne değildir?” idi. Soruyu çok beğendim. Final sınavında öğrencilere sormaz mıyım? Sorarım.  :-)

Sonra da Proje Yönetimi üzerinde lafladık. Proje Yönetimi hocası Savaş Şakar‘dan biraz rol çalmış oldum. Umarım çok aykırı şeyler söylememişimdir.

Gerçi Tunç Kılınç‘ın bir filminde yan rollerde oynamıştım. Ama bu sefer, baş rolde oynadım.

Konu mühendis sohbetleri… Ama mühendis de değilim… Daha da keyif aldım :-P

Mühendis Sohbetleri sitesine veya buraya yorumlarınızı yazın. Arkadaşlar da (eğer varsa) kusurlarını düzeltmeye çaba sarfetsinler.
:-)

01 March 2009 Sunday

Başkası ile çalışmak

Bir öğrencim dersi alma kararını verirken sordu:

- Bu derste grup ödevi yapılacak mı?”
- Hayır.
- İyi öyleyse… Bu dersi alacağım”

Çelişik düşünceler geçti kafamdan…

(1) Öğrenciyken ben de aynısını yapardım. Grup çalışmasının zorunlu olduğu derslerde, sınıfın en tembel öğrencilerine “Ödevi tek başıma yaparım. Kimsenin elini sürdürtmem. Bu şartlarda anlaşıyorsak adınızı yazmaya hazırım. Teslim tarihinden önce bitirip, size de veririm okumanız için…” derdim. Herkes memnun olurdu.

(2) Ne var ki, iş hayatında her şeyi başkaları ile birlikte yapmak zorundasın. Bazen eşit seviyedekiler ile, bazen astların veya üstlerinle… Okuldaki gibi cengaverlik yapılamıyor.

Etrafımdaki genç arkadaşlarla konuştum. Başarılı ve yaratıcı olanların hemen hepsi bireysel çalışmayı seviyorlar. Grup ödevleri, okuldaki en kötü anıları…

Şikayetlerini dinledim. Diyorlar ki:

- Toplantı tarihini belirlemeye kalktım. O dakikadan sonra her şeyin sorumlusu oldum. Toplantıya gelmeyen olduğunda, ona değil bana hesap soruluyor, “Ayşe neden gelmedi?” diye…

- Ben yönlendirmezsem, kimse bir katkıda bulunmuyor.

- Kimin hangi kısımdan sorumlu olacağını bile ben belirliyorum. Bir tanesi ortaya çıkıp, “şu kısmı ben üstlenirim” demiyor.

- Hiçbiri kendi kısmını düzgün hazırlamamış. Sanki istemeden yapıyor gibiler.

İş hayatında geçen yıllarıma güvenerek biraz destek olmak istiyorum.

Bence burada sorun tavırda…

Yetki devri yapmak / yapmamak değil; bunun nasıl yapıldığı… Örneğin toplantı saatini  tespit ederken “kimsenin itirazı yoksa” değil de “herkes için uygunsa, şu gün buluşalım mı?” demek. “Herkes boş saatlerini bildirsin” demek yerine, “birlikte karar verelim” demek.

“Şöyle paylaşalım” değil de “Ayşe, sen şu kısmı almak ister misin? Yoksa başka bir kısım olsa daha iyi yaparım der misin?” diye sormak.

İnsanları niyetler değil, tavırlar yönetir.

Başarı odaklı ama ego’su büyük genç arkadaşlar bu üslubu deneyemiyor. Sonuçta, ekip arkadaşı değil de tüm sorumluluğu kendilerine bırakan köleler yaratıyorlar. İlgili bütün taraflar mutsuz :-(

Belki sözlerin ve motivasyonun üstadı Tunç Kılınç da eklemeler yapar. Böylece tanımadığımız gençlere bir faydamız olur.
:-)

27 February 2009 Friday

Destek çıkmak

Sanırım 35 yıl olmuştur.

Çiçek Pasajı‘nda ayakçı birahanelerden birindeyim. Öğrenci harçlığım, ancak bir kokoreç ve bir biraya yetiyor. Yerimi aldım. Mevzi tuttum.

Yanımda bir amca… Birayı tuzlu fıstık ile içiyor.  “Alsana” dedi bana… “Bu kadarı bana fazla…”

2 – 3 tane aldım.  İdareli yiyorum hem kokoreçi hem de fıstığı. Dedim ya, öğrenci harçlığı…Oysa, o yıllarda hani “bir oturuşta…”

Amca ile sohbet ettik biraz. “Ne yapıyorum, nerede okuyorum, dersler nasıl…”  Sonra fıstığın yarıdan fazlasını benim önüme itti. “Allahaısmarladık”… “Güle güle” … Amca gitti.

Ben, devam… İdareli… Uzata uzata bir büyük birayı keyifle içtim.

Hesabı ödeyecektim. Amca ödemiş. Var ya!.. Nasıl zengin hissettim kendimi…

Aklıma getiren Tunç Kılınç…

Mutlaka okuyun. Mutlaka gerçekleştirin.
:-)