Kişiselleştirme: sıfır…
Yolda promosyon için tezgah açmışlar. Önünden geçerken bana da birkaç tane vermek istiyor.
Şampuan’ı methediyor. “Sence benim buna ihtiyacım var mı?” diye soruyorum. “Neden olmasın ki?” diyor.
- Bu “Neden olmasın?” bakış açısına hayret derim.
Bir spor tesisini geziyorum. Yürüyüş bantları, diğer her türlü ekipman, kapalı ve açık havuz, masa tenisi salonundan küçük bir basketbol sahasına kadar oldukça donanımlı.
Bana anlatıyor. “Duş kabinlerimizde sabun ve şampuan vardır.” Hemen yanıtlıyorum. “Ben pek kullanmam.” Sanki, “hep aynı markayı kullanırım, şampuanımı değiştirmem” demişim gibi algılıyor. “Elbette kendiniz de getirebilirsiniz” diye mırıldanıyor.
Sonra kapalı havuza geliyoruz. “Bu havuza girerken bone giymek zorunludur.” diyor. “Benim için de geçerli mi?” diye soruyorum, elimi kendi dazlak kafama “şap, şap” vurarak…
O zaman farkediyor. “Af edersiniz. Size zorunlu değil tabii…”
“Sorun değil. Kel kafama rağmen bone giyeceksin diye tutturan bir tesis vardı.” diyorum.
Kişiselleştirmeyi yüzyüze görüşürken yapamazsak, uzaktan mesajda hiç yapamayız.
1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
