"üst yönetim" etiketli yazılar:

01 June 2011 Wednesday

İşletme ve yönetim ayrımı

Hocam Prof. Osman Ataç’ın bugünkü (1 Haziran 2011 tarihli) DÜNYA gazetesinde yayınlanan yazısı, işletme ile yönetim (business & management) ayrımına giriş dersi gibi. Sonraki yazılarda bu ayrımı anlatacak.

;-)

Osman Ataç diyor ki: İşletme sorunu diye bir şey yoktur. Kötü yönetim sonuçları vardır.

Araba duvara toslamaz sürücü toslar. İşletme batmaz, yönetici batırır.

Arabanın benzini bitmez sürücü benzin koymayı unutur. İşletme kaynaksız kalmaz yönetici kaynaksız bırakır.

Araba bozulmaz sürücü arabanın gerektirdiği bakımı yaptırmaz. İşletme kötü çalışmaz yönetici işletmeyi kötü yönetir.

:-D

Ülkemizde kötü şeyler hep başkasından kaynaklanır. Silahı şeytan doldurur, trafik canavarı yollarda gezer, basiretimiz bağlanır… Yan yattı, çamura battı, güneş gözüme geldi, rüzgar karşıdan esti, hakem rakip takımı tuttu… Elektrikler kesildiği için ödev yapamadık, Almanlar yenildiği için bizi de mağlup saydılar…

Osman hocamın yazısı, bahanelerin yönetim kısmına ayna tutuyor. Şoförün koltuğu ve yöneticinin koltuğu dışındaki benzer noktaları ve farkları okumak istiyorsanız, hocamın yazısına bir göz atın.

:-)

25 May 2011 Wednesday

İşletme ve yönetim

Bizde işletmecilik adı altında yönetim dersleri verilir. Oysa işletme (business) ile yönetim’i (management) tamamen ayrı iki konu olarak görmedikçe bazı sorunları çözemeyiz.

:-D

KOBİ’lerin büyük çoğunluğu işletme sorunları ile yönetim sorunlarını karıştırır.

Yönetilen ile yöneteni karıştırmak… Aslında at ile jokeyi, araba ile şoförü karıştırmak gibi. Kötü sonuç elde edince şoförü kovmak yerine, arabayı değiştirmek gibi…

Neden öyle oluyor derseniz… Bir çoğunda şoför kendileri de ondan.

:-P

:-D

17 May 2011 Tuesday

Değişime direniş

Bu sabah yayınladığım Komuta tekliği yazısına 2 değerli yorum geldi.

  1. Sevgili arkadaşım Canan Onat, elemanların birden çok kişiye bağlı olmaya karşı koyuşunu yazdı.
  2. Friendfeed’e yorum yapan Berk Ülsoy ise (blogdaki yorumlara aynen aktardığım) satırlarında amirlerin davranışlarını sorguladı.

Her iki taraf (üstler ve astlar) da bu zorunlu değişime uyum sağlayamıyor.

Berk Ülsoy durum tespiti ile yetinmeyip “bu yönetim şeklinin kırılganlığı” konusunda düşüncelerimi ve “sağduyulu ve işbirlikci olmayan insanlar söz konusu ise, böyle bir yapıyı ayakta tutmanın zorluğunu; bunları ortadan kaldırmak için neler yapılabileceğini” diye soruyor.

:-o

Güzel ve zor bir soru. İnsan komplekslerini yenebilecek bir sihirli değnek bilmiyorum. Hele ki eski öğretilerin rahatlığına sığınmışlarsa, yeni uygulamayı anlamak istemeyeceklerdir.

Teknolojik gelişime karşı koymak isteyenler de var. Kısa süre, kendi çevrelerinde bazılarının hayatını zehir ederek – kendilerince -  başarılı da olduklarını sanabilirler. Sonuçta, gelişme galip gelir.

Aynı şekilde, bu organizasyonel oluşuma da karşı koymak imkansız. İstemesek de hemen her şirkete giriyor. Biraz büyüyen her şirket zorunlu olarak bu yönteme geçiyor. Teknoloji de, piyasa da yeni yapıyı zorunlu kılıyor.

;-)

Size iki örnek kişi anlatayım.

İkisi de bankada Genel Müdür Yardımcısı idi.

Biri yukarıda anlatılan amirin tipik örneği. Ona bağlı bir direktör’e “Yanlış yapıyorsun, üstelik doğrusunu da biliyorsun” dediğimde, “Şirketin çıkarları değil, benim maaşıma karar veren adamın söyledikleri önemli” demişti.

Diğeri, şirket için iyi olanı yapmaya çalıştı.

;-)

İlki, astlarının tüm iyi fikirlerine “Ben söyledim, ben yaptım” diye sahip çıktı. Astlarına hiç pay vermedi, öne çıkarmadı. Hatta ezmeye çalıştı. Durum kötüye dönünce “Ben yapmadım. Onun suçu” deyiverdi. İyileri yanından kaçırdı. Kendisi ile aynı kalitede kişilerle çalıştı.

Diğeri doğru bulduğu fikirleri destekledi. Fikir sahiplerini yüreklendirdi.

;-)

İlki şimdi de Genel Müdür Yardımcısı. Bir devirler onun yanında çalışanların bir kısmı aynı unvanda, bazıları daha yukarıda.

Diğeri ise büyük bankalardan birinde Genel Müdür.

;-)

İlki sürekli olarak diğeri aleyhine konuşuyor. Oysa diğerinin konuşma konusu bile değil artık. Hiç bahsi geçmiyor.

Sonuçta, daha yukarıdaki karar vericiler bu ayrıntıları kaçırmıyor. Şirket yönetimi söz konusu olunca, süreklilik ve tutarlılık unsurları daha öne çıkıyor. Değerli elemanların kaybından kimse hoşlanmıyor.

;-)

“İyi dedin ama, o da yıllardan beri banka Genel Müdür Yardımcısı olarak küfeyle para kazanıyor” derseniz, bir sözüm yok. Sadece gelecekte onların Genel Müdür Yardımcısı olamadan, daha erken yok olacaklarını umuyorum.

:-P