"uzmanlık" etiketli yazılar:

18 November 2010 Thursday

Dinle genç SMU

Dinle genç SMU,

Sosyal mecralarda yapılan bir çalışmanın tartışmaları sırasında bana dokunma ihtiyacı hissetmişsin. Oysa konu benimle ilgili değil. Kurban Bayramı olunca aklına ben geldim galiba.

Neymiş: “Bir etkinlik hakkında yazdığında sertçe eleştirilmişsin. Sonra farketmişsin ki, ben onlarla kankaymışım.”
;-)

Eleştirildin. Ama sertçe değil. “Katıldığın bir başka etkinlikte sana yapılan ile senin şimdi yaptığın arasında ne fark var” diye sormuştum. Aynı dönemde senin yürüttüğün bir çalışmayla benzerliğini de vurgulamıştım. (Yani yalan söylüyorsun. Yapma.)
;-)

Dinle genç SMU,

Master tezinin taslağını verdin. Görüşlerimi sordun. Kendi yaptığın kampanyayı göklere çıkarmak, onun dışındaki hemen tüm kampanyaları yerin dibine batırmak için çaba sarfetmiştin. Destekleyici literatür ise, seninle birlikte etkinliğe katılanların yazılarıydı. Tezinde düzgün ve mantıklı bir sıralama (outline) bile yoktu.

Sana şunları söyledim:

  • Dergi yazısı değil de akademik bir çalışma yapacaksan, başarı kriterlerini ortaya koymalısın. Kankalarının blog yazıları, akademik bir çalışma için referans değildir. Yıllar sonra bile önüne çıktığında gurur duyacağın bir çalışma olmalı. Bir gün ders vermeyi umuyorsan, tezin seni utandırmamalı.

Beğenilmeyince bozuldun. Bunlar da sert uyarılar mıydı?

Üstelik, görüşünü sorduğun adamın ardından “bir büyüğümüz (!)” dersen, kendinle çelişirsin. Yapma.
;-)

Dinle genç SMU,

Senin deyiminle “Kankaymışım… Sonradan farketmişsin…”. Sonradan farketmedin. Zaten biliyordun. Ben hemen hepsiyle arkadaşlık ediyorum. Sosyal mecralarda çalışan hemen herkesi desteklemeye çaba sarfediyorum. Yapıcı eleştirilerimi de eksik etmiyorum. (Yani yalan söylüyorsun. Yapma.)

Juri üyelerinin birbirini ağırlaması haricinde verilen her ödülü kutluyorum. Bana “rakibin değil mi?” diye soruyorlar.  Şaşırıyorum. Eleştiri ile saldırı arasındakini farkedemeyenleri izliyorum. Fırsat kollayıp rakiplerine saldıranlara da hayretle bakıyorum.

Birbirine rakip olduğu sanılan firmalarla projeler yapıyorum. Ama hiç proje yapmayacak olduklarımı da alkışlıyorum.

Bir etkinlik öncesinde bana sorulduğunda önerilerimi söylüyorum. Dinlemezlerse de bozulmuyorum. Yanılmışsam, öğreniyorum.
:-D

Dinle genç SMU,

Senin “acemiye işi verdiler” diye eleştirdiğin (!?) o proje birkaç yerde “en başarılı etkinlik” seçildi. Üstelik seçimi yapanlar “kanka”lar değildi.

Acemi diye yazdığına utandın mı? Utanmadıysan, seni haklı kılan kavramları (varsa) “başarılı bulmuşlar ama, bence…” diyerek dile getirdin mi?  Tezinde yaptığın gibi kişisel kanaat veya kanka görüşleriyle değil, akademik kabul görmüş ölçülerle fikrini savunabildin mi? (Aksi takdirde, senin yaptığına “çamur at, izi kalsın” deniyor. Yapma.)
:-)

Dinle genç SMU,

Yaşımın büyüklüğü beni büyük yapmaz. Herkesle arkadaş olmam da beni kanka yapmaz. Ama senin bu yalan söylemlerin ve çelişik davranışların seni küçük yapar. Giderek de küçülürsün.

Yapma.
;-)

15 October 2010 Friday

Uzmanlık

Efsane ekibin İzmir kadrosu ile buluştuğumuzda Halim Subaşı hatırlattı. Yıllar önceye ait bir anı.

Bankanın POS cihazını vermediğimiz yemek, giyim, vb…. dükkanı kalmamış.  Pazarı genişleteceğiz. Sanayi bölgesindeki kaportacılara gitmişler. Bütün gün dolaşmışlar, hiç iş çıkmamış.

Bana söylemişler. Bunun üzerine şu fıkrayı anlatmışım.
:-D

Fransız ressam muhteşem bir at resmi yapmış. Dörtnala koşan bir at. Yeleleri uçuşuyor. Ağzından köpükler saçıyor. Hani neredeyse canlanıp yanınızdan geçip gidecek, ayak seslerini duyacaksınız.  Herkes bayılmış. Gazeteciler resmini çekiyor, insanlar hayranlıklarını belirtiyor.  Övgüler ard arda sıralanıyor.

Kıyafetinden o ortama alışkın olmadığı belli bir adam “Olmamış” demiş.

Herkeste bir tepki… Adama yüklenmişler. Sen kimsin? Resimden anlar mısın? Ne okudun? Ne biliyorsun?

Adam sakince yanıtlamış. “Ben çiftçiyim. Pek okumuş olduğum söylenemez. Resimden de hiç anlamam. Ama attan anlarım ve gem vurulmamış atın ağzı köpürmez.”
:-D

23 September 2010 Thursday

Uzman eleman

Yıllar önce leasing sektöründeydim.  Hanım kızımız geldi. “Uğur bey, 2 yıldan beri leasing’deyim. Artık Müdür unvanını hak ettiğimi düşünüyorum” dedi.

Tüm yapabildiği, HP17B finansal hesap makinesi ile düz nakit akışının IRR’ını hesaplamaktı. (IRR = Internal rate of return = İç Verim Oranı)

IRR’ın tanımını ve neden karmaşık nakit akışlarında IRR değil de NPV kullanılması gerektiğini hiç bilmiyordu. (NPV = Net Present Value = Net Bugünkü Değer) Defalarca anlatmaya çalıştım. Öğrenmek istemedi.

Proje finansmanı, inceleme ve değerlendirme yöntemleri, vb…’den bahsetmiyorum bile. Ama 2 yıldır leasing şirketinde çalışmaktaydı ve artık konunun uzmanı olduğunu düşünüyordu.

Büyüyen pazarlarda kendini uzman zannetmek böyle kolay oluyor.
:-)

Başında ister CRM,  ister Sosyal mecralar olsun, isterse başka bir şey… Uzman sözcüğünü önemserim.

Ustalık yazısındaki gibi… Yapılan işin temel ilkelerini bilmeden uzman olunmuyor. Öylesine uzman olduğunu iddia edenler, büyümekte olan  pazarın tüm oyuncularına zarar veriyor.
:-)