"vizyon" etiketli yazılar:

23 March 2011 Wednesday

Dinlediklerim – Ahmet Bozer (3)

Coca Cola 2020 vizyonunu, şu anki ciroyu ikiye katlamak olarak belirlemiş.

Dünya’nın belirsizliği ve giderek artan krizler üzerine soru geldi. Ahmet Bozer “Deniz tutarsa teknede ne yapılır. Ufka bakılır. Krizde de dalga gelirse ufka bakacaksın.” diye yanıtladı. Dikkat edilirse yine “sürdürülebilirlik” ve “uzun vadeli hedeflere sadakat” öne çıkıyor.

Krizde pazarlama harcamalarını kısmadık” dedi. (Krizde reklam’la ilgili soru sorulduğunda, ben de aynı yanıtı vermiştim: “Krizde reklam harcaması kısılabilir, ama pazarlama harcaması kısılmaz. Müşterine daha yakın olacaksın. Onun günlük hayatının içinde olmaya çaba sarfedeceksin” demiştim.)

Kriz dönemi önlemleri için şu unsurları vurguladı: Verimlilik (aynı işgücüyle daha fazla üretim) ve Kriz zamanı innovasyon. (2007 – 2008’de yerel tüketicilerin nabzını elinde tutan güzel ürünler çıkardık ve önemli dersler aldık)

Slogan biçiminde onlarca vizyon cümlesi görmüş biri olarak bu yaklaşımı çok beğendim. Bozer’e daha sonra senaryo planlaması ile ilgili sorular da yöneltildi. Yeni dünya trendlerini belirleyiciler diye şu noktaların üzerinde durdu:

  • Enerji fiyatları ve ilgili unsurlar
  • Artan gıda fiyatları
  • Yükselen orta sınıf
  • Şehirleşme (2007’de dünyada şehirli nüfusu %50’yi geçti. Çin’de 1o milyonun üzerinde nüfusu olan 25 şehir var.)
  • Gelişmekte olan ülkeler şehirleşmeden daha fazla pay alıyor.

Coca Cola’nın 2020 vizyonu, bunları da dikkate alıyor.

Bir soruya yanıt olarak “Vizyon’un hangi zaman dilimi için olduğu önemli. Oraya gelince ulaşıp ulaşmadığımızı görmeliyiz.“ dedi. Bu cevaptan şunu anladım:

Vizyon cümlesi, uçuk, ulaşılmaz ama motive edici, dolduruş yapan bir cümle değil. Ulaşılması istenen ve hesap soruılacak bir vizyon. Kafadan atılmamış, yeni dünya trendleri de dikkate alınarak oluşturulmuş. Bu nedenle alt-başlıkları ve kilometre taşları da belirlenmiş. 2020′ye gelince değil, yolda giderken de bakılacak ve geride kalıp kalınmadığı saptanacak. Gerekirse hız artırılacak.

:-D

Kendime de bazı dersler çıkardım. Hedefler ve olası kar-zarar senaryolarını her sene belirliyoruz. Sonra da olumsuz senaryo diye %15 – 20 eksiğini; olumlu senaryo diye de %15 – 20 fazlasını veriyoruz.

Bozer’in konuşması sayesinde bu artır – eksilt yönteminin ne kadar komik olduğunu farkettim. Olumsuz senaryo diyorsak, önce bu senaryonun unsurlarını ve kurallarını belirlemeliyiz. “Enerji fiyatları şu kadar olursa…” gibi bir değişken saptamalı ve bu durumda bizim gelir tablomuzun ne olacağına bakmalıyız.

Olumlu senaryolar da aynı şekilde, anlamlı unsurlara bağlanmalı. Ne olursa durumun iyileşeceği ve bu “iyi durum”da gelirin ne kadar artacağı, değişkenlerin etkisi ve duyarlık analizi ile birlikte verilmeli

;-)

Ahmet Bozer’in konuşması sırasında aldığım notlar bitmedi.Devamı var.

:-)

23 February 2011 Wednesday

Vizyon – kehanet

Bir arkadaşım ile sohbet ediyorduk. Çok vizyoner bulduğu bazı  girişimcilerin, müşterilere veya çalışanlara karşı bu kadar yanlış davranmalarını anlayamadığını söyledi.

;-)

İkisi ayrı boyutta. Biri dünyadaki gelişmeleri doğru yorumlamak, diğeri müşteri ve çalışan ilişkilerini anlamak. Çoğuna ilki zor gelir, oysa ikincisi zordur. Zamanla tecrübe kazanılır. (Hiç öğrenemeyenler de oluyor.)

;-)

Temel ile İdris falcıya gitmeye karar vermişler. Zili çalmışlar. İçeriden bir ses gelmiş: “Kim o?”

Temel İdris’e, “Gidelim, bu falcı işe yaramaz” demiş.

:-D

Resim buradan alıntıdır.

28 July 2010 Wednesday

Ayna olarak Sosyal Mecralar

İçimizdeki huzursuzluğu yansıtmak istersek sosyal mecralar gibisi yoktur.  Laf mı dokunduracağız, Friendfeed’e girer, kime gittiği belli olmayan bir mesaj yazarız.  “Bazıları öyle ezik ki…”, “Madem böyle yapacaktınız…”  Kime seslendiğimizi açıkça yazmayız. (Ama başkalarına da “İsim ver, politika yapma” demeyi ihmal etmeyiz.)

Birinin yazdığını beğenmezsek, doğrudan ona yanıt yazmayız.  “Bazıların vizyonu”, “Kimilerinin dünyası”  üzerine döşeniriz. “O kendini anladı” veya “Mesaj yerine ulaştı” diye eklemeyi de marifet sayarız.

Yakın çevremizde birinden şikayetçiysek… Ona bazen sıfatlar takarız, bazen çevremizdeki nesnelere, mobilyalara benzetiriz. Nasılsa benzer şikayeti olan çok kişi vardır. “Like” sayısı artınca mutlu oluruz. Hatta “Like ver” diye ricalarda bulunuruz.
;-)

Çelişkilerimizi de yansıtırız sosyal mecralara. Aile içi bir konuyu geyik malzemesi yaparız. Sonra da “insan sözünün nereye gittiğine dikkat etmeli” deriz.

Bir yandan “yaşımız, dünya görüşümüz izin vermez” deriz, bir yandan da “geyik yaptım, eğlence için yazdım” diye vurgularız.

Bir yandan “bari günümüz gençlerinin anlayacağı kelimeler kullansaydın” deriz, ama 2 satır sonra “çevrendeki genç kitle seni havaya sokuyor” diye yazarız. “Gençler hoşlansın, Like versin diye bir tane feed bile girmiş mi acaba” diye araştırmayız.
:-P

Bunlar, “20 yaş grubundaki hayran kitlesi seni havaya sokuyor” derse, “ayakların yere basmıyor” derse, “kendi içinde sorunların var” derse, “insan sözünün nereye gittiğine dikkat etmeli” derse… Aynı şeyi düşünürüm.

Bana değil, aynaya söylüyor.
:-P