"Y kuşağı" etiketli yazılar:

20 September 2016 Tuesday

IK’cılardan Y Kuşağı Dinlemek

Y kuşağı ile geçinemediğim kesin. Ancak onları anlamaya çalışıyorum.  [1], [2], [3], [4], [5], [6], [7] , [8] . Başta Evrim Kuran olmak üzere, Y kuşağı hakkında her anlatılanı dinlemeye koşuyorum.

Artık hayatım boyunca bir eleman çalıştırma eğiliminde olmadığım için, bu çabamın nedeni istihdam edeceğim kişileri tanımak değil. Amacım, bir pazarlama profesyoneli olarak tüketim kararlarını veren kitle hakkında bilgi sahibi olmak.

Ben istihdam etmeyeceğim ama şirketler onları işe aldılar ve alıyorlar. Sadece alt yönetim kademelerinden şirketlere girmiş değiller. Onlar, müşteri olarak da ciddi bir tüketim gücünü yönetiyorlar. Dolayısıyla şirketlerin bu konuda benden çok daha fazla çaba sarf etmesi gerekiyor.

😉

Geçen sene “İşveren Markası” konferansına katılmış ve Y Kuşağını Anlamak yazısını yayınlamıştım. O zamandan beri, kuşaklar arası ilişkiler ve karşılaştırmalar konusunda mümkün olduğunca bilgi birikimimi arttırmaya çalışıyorum.

Geçtiğimiz bir yıl içinde, Y kuşağı konusunda konuşan çok sayıda yöneticiyi dinledim ve notlar aldım. (Bu yöneticilerin büyük çoğunluğu İK’cı idi.)

Şimdi o notları, kendi yorumlarımla birlikte yazacağım. Eğik ve mavi yazılı olanlar çoğu İK’cı olan yöneticilerin cümleleri. İçeriden başlayan düz yazılar ise benim yorumlarım.

Önemli noktalar:

  1. Aşağıdaki cümleler farklı kişilere ait. Bu nedenle aralarında çelişki olabilir. Şaşırmayın.
  2. Bu yazdıklarımın, “Bir İK konferansında da beni dinleyin” talebimle ilgisi yok. O talebim, bir eğitimci olarak geri bildirim vermek amaçlı.

maas-yalaka

İçeriden girişimci üretiyoruz. Kendi girişimlerini hayata geçirmeleri için onları destekliyoruz. Projenin sponsoru da benim.

  • Bu çocuklar, hazır iş bulmuşken yeniden maceraya atılmayı özendirecek kadar ne yaptığınızı merak ettim. Projenin sponsoru benim diye sahneye çıkan ve bıktırancaya kadar kendini öven kişi gerçekten Y neslini anlıyor mudur?

Cumartesi günleri çalışacak adam bulmak aylarımızı alıyor.

  • Önce soruyu başka şekilde soralım: Cumartesi çalışacak adam mı arıyorsunuz, haftada 6 gün açlışacak adam mı?
    Diyelim ki Cumartesi çalışacak adam buldunuz, bu arkadaş biraz para ve tecrübe kazandığında onu elinizde tutabiliyor musunuz?
    Ayrılmasını sadece (çok para vererek tuttuğunuz avukatların hazırladıkları) sözleşmelerle mi engelliyorsunuz?
    Sizce yanlış kimde?

Bizim şirketin yaş ortalaması yüksek olduğu için, kuşak çatışması pek yaşamıyoruz.

  • Anladığım kadarıyla şirketiniz müşteriden kopuk bir dünyada yaşıyor.
    Çalışanlarınız da rahat, mutlu ve uyuyan profilindedir muhtemelen.
    Sosyal mecralarda en çok şikayet edilen birkaç kurumdan biri olmanız sizi şaşırtmıyor olmalı.

Bir önceki kuşak işsiz kaldığı için, kamu (veya kamu gibi davranan özel) sektör firmalarını tercih ediyorlar.

  • Aman dikkat. Yapılan araştırmalara göre bu neslin %85’i kendi işinin patronu olmak istiyormuş.  (Bu kadar fazla oranı çok yanlış buluyorum ama günümüzün “girişimci rüzgarı” bu yönde) Şehirli gençlerde araştırma yapıldığı için bu oranın abartı olduğunu kabul etsek bile… gerçekten işsiz kalmamak için kamu veya kamulaşmış şirketleri seçtiklerini düşünüyor musunuz?
    Dünyanın hızla dijital dönüşüme koştuğu bu dönemde, işsiz kalmamak için şirketinizde çalışanlardan hayır gelir mi?

Şirketimizde 60’a yakın çevik takım var.

  • Yıllardır şirketinizin müşterisiyim. Basit sorunları gidermede zorlandım. Sonunda, mahalli olarak “halden anlayan” (neredeyse benim yaşımda) birini buldum. Onunla doğru şekilde çözüyorum.
    Demem o ki, genel müdürlüğünüzdeki çevik takımlar işe yaramıyor. Henüz onlara müşteri odaklı olmayı öğretememişsiniz. Belki – daha kötüsü – moda olduğu için “çevik takım” kurmuşsunuz. Hem kendinizi, hem de gençleri aldatıyorsunuz.

Gittiğiniz sektörün iç dinamiklerini anlamadan, o şirketten ayrılmamalısınız. Bu da kişiye göre değişmekle birlikte en az 1,5 – 2 yıl sürer.

  • Tam bir oksimoron. Çelişkili cümleler yumağı. Öncelikle, şirket ile sektör ayrı şeylerdir. Ayrıca…
    –    Şirket iç dinamiğini öğrenmek için uzun beklemeye gerek yok. Yöneticinin nasıl biri olduğu kendini hemen belli eder.
    –    Sektör iyi olabilir de, şirkette tam bir patron veya akrabacılık egemenliği vardır. İş görenleri değil de belli inançlarda olanları yükseltiyorlardır. Bu durumda sektör dinamiğini öğrenmek için 2 yıl beklenmesi gerekiyor mu?

😉

Yazı çok uzadı ama, IK’cıların konuşmaları sırasında aldığım notlar bitmedi. Başka yazılarda devam edeceğim.

Gördüğüm şu: IK yönetimine gelen X kuşağı, IK’ya ilişkin global trendleri

  • Yerleşik işgücü azalıyor. İnsansız fabrikalar artıyor. İşler «bilgi yoğun» oluyor. Bugünün «beyaz yakalı»sı bile yakasını sürekli olarak bilgi ile yıkamadığı takdirde yakın gelecekte «mavi yakalı» olabilir.
  • Akışkan iş gücü artıyor. Uzmanlık, sürekli istihdam edilmeyecek kadar pahalı oluyor. Dış kaynak kullanımı öne çıkıyor.
  • “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” artık olumlu değil, “göbeğini kaşıyan mutlu insanlar” anlamına gelen olumsuz bir cümle

henüz farkedebilmiş değil.

Ben Y neslini yeterince anlamadığımı itiraf ediyorum. Artık onlarla birlikte çalışmayacağım için bunun bana çok zararı olmaz. Ama onlar hem müşterileriniz, hem de gelecekteki yöneticileriniz ise, en azından “benden sonra tufan” demiyorsanız, onları iyi öğrenmelisiniz.

😉

Emekliliğimde (ömrüm olursa), çok eğleneceğim galiba…

.

12 November 2015 Thursday

Üstad Bankacılara

Değerli Üstadlar,

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Gençleri sizden soğutuyorum.

Ne zaman genç bir bankacıyla karşılaşırsam, başımdan geçen teminat mektubu kapatma öyküsünü anlatıyorum.

Son cümlesi

İşbu teminat mektubu kesin ve 31.05.2013 tarihine kadar geçerli olup, bu tarihe kadar elimize geçecek şekilde tarafınızdan yazılı tazmin talebinde bulunulmadığı takdirde hükümsüzdür.

olan mektubun aslının neden bankaya geri gelmesi gerektiğini soruyorum.

Sizlerden öğrenmişler, “Mektubun aslı gerekir” diyorlar.

Bu cümleyi tekrar okutuyorum, riskin tanımlanmasını istiyorum. Yanıt veremiyorlar.

Şirket yangın geçirseydi ve evraklar yansaydı ne olurdu?” diye soruyorum. Yanıt veremiyorlar.

Bazıları size sorup geri dönüyor. Onlara mantıklı yanıt veremiyorsunuz. Sadece “Mevzuat böyle” diye geçiştiriyorsunuz. İşte o zaman sizden iyice soğuyorlar. Bana dertlerini döküyorlar. Mantıksız bir üstad (??) bankacının yanında çalışmak istemiyorlar.

Süreçleri akıllı ve müşteri odaklı yapmazsanız sadece müşterilerinizi değil, düşünen ve sorgulayan genç elemanlarınızı da kaybedersiniz. Şirketinizde sadece “Emredersiniz üstadım” diyen beyinsizler kalır.

Benden söylemesi

😉

22 October 2015 Thursday

Yine Y Kuşağı

Dün yayınladığım “Y Kuşağını Anlamak” yazısının başında 7 olumsuz paylaşımımı yazmıştım.

Yorum yapan T’Pol de benim gibi olumsuz tecrübeler yaşamış. Onları paylaştı.

Muhtemelen Y neslinden olan Sarpedon33 ise T’Pol’u şöyle yanıtladı:

Sevgili T’Pol,

Demek ki sorun başka bişey. Mesela ben söyleyim neyin sorun olduğunu, insanlar sevdikleri işleri kendileri için yapmak istiyorlar. Y kuşağı ilkokulda dersaneye gitmiş bir kuşak olarak ne laptop beğenir ne maaş beğenir ne de başka bişey. Çünkü adamlar hayatlarının ilk 25 yılını son derece stresli, çocukluklarını yaşayamadan geçirdiler, şimdi bir şirket için nasıl oturup 3 kuruş paraya kölelik etmesini bekleyeceksiniz? Tabii ki etmeyecekler. Haklılar. Düzenin değişmesi, paylaşımcı, faydalı, adil ve anlamlı bir şeye dönüşmesi gerekli. Üç beş adam zengin olacak diye bütün nesil onlara kölelik mi edecekti ? Geçiniz

Benim Y kuşağı tecrübelerim, büyük kısmının “kendi işleri bile olsa” ciddiyetle ele almadıkları yönünde.

gen-y-2Resim şuradan alıntıdır

İşte yukarıdaki [1], [2], [3], [4], [5], [6], [7] yazıya ek olarak 2 örnek daha:

İlki…

Final dönemi geldi. Bir MBA katılımcısından şu mesajı aldım.

Final sınavına hazırlanıyorum. Dersi daha önce alan biriyle maalesef tanışmadığım için tüyo alamıyorum.

Kısa bir bilgilendirme alabilirsem ya da eski sınavlardan örnekler alabilirsem çok memnun olurum.

Tüm dönem boyunca dersin işlendiği www.uzaktanCRMegitimi.com sitesine girip final yazsa, geçmiş yılların final sorularını ve yanıtlarını bulacak. Bunu geçtim, ilk hafta özellikle okunmasını söylediğim Nasıl Bir Ders yazısını gerçekten okusa, hem nasıl ders işlendiğini sene başından öğrenecek, hem de final sınavı hakkında yeterli bilgiye sahip olacak.

Final sınavı kimin işi? Nerede “Üç beş adam zengin olacak diye bütün nesil onlara kölelik mi edecek” edebiyatı?

😉

İkincisi…

Bir üniversitenin Pazarlama Kulübü öğrencileri 2 ay sonra düzenleyecekleri etkinlik için fikrimi alma onurunu bana verdiler. Seçtikleri temsilci ile buluştuk. Bir süre sohbet ettik.  Ona, etkinlik için çok daha yararlı olabilecek, üstelik onların okulundan mezun olmuş bir kişinin adını verdim.

Ayrılırken “Bu sohbette bile çok şey öğrendim. Etkinlikte mutlaka bulunmanızı isteriz” dedi. Hemen ertesi gün Linkedin’den beni ekledi.

Aradan bir ay geçti. Şöyle bir mesaj aldım:

XXX Hanım’la iletişime geçebileceğimizi söylemiştiniz. Biz konuyla ilgili XXX Hanım’la da iletişim kurmayı çok istiyoruz ancak iletişim adresine maalesef ulaşamadık. Kendisinin telefon numarası ya da mail adresini bizimle paylaşmanız mümkün müdür acaba?

Linkedin’de veya Facebook’da veya Twitter’da aynı isim ve soyadı ile başka kimse yok. Hani sosyal mecraları etkin kullanan Y kuşağı?

Etkinliğe konuşmacı bulmak kimin işi? Bu mu “hayatlarının ilk 25 yılını son derece stresli, çocukluklarını yaşayamadan geçirdiler, şimdi bir şirket için nasıl oturup 3 kuruş paraya kölelik etmesini bekleyeceksiniz?” cümlesinin gerekçesi?

😉

Bu anımı anlattığım bir arkadaşım “Bana e-posta atıp “sizinle iletişim kurabilir miyiz?” diye soran oldu” dedi. Benzerini ben de görüyorum.

Bu “gençliğini yaşayamadı, kölelik, üş beş kuruş” edebiyatı için aynı önermeyi kullanacağım: Geçiniz.

😉

Neyse ki Y kuşağının tamamı böyle değil. Kendini geliştirmek için yüksek tempoyla çalışanları görüyorum. Bir kısmını sosyal mecralardan izliyorum. Okuyorlar, tartışıyorlar, soruyorlar, çare arıyorlar… Bahanelere sığınmadan sorumluluk alıyorlar. Onları elimden ve bilgimden geldiğince desteklemeye çalışıyorum.

Onlar, “İnsanı patronu köle yapmaz. Kölelik bir ruh halidir{a}{b}{c}{d}, {e}, {f} cümlesini söylemeseler bile hayatlarına geçiriyorlar. İleri yıllarda iş hayatlarını hiç köleleşmeden, muhtemelen kendi işlerini hakkıyla “paylaşımcı, faydalı, adil ve anlamlı” bir şekilde yaparak sürdürecekler.

Bu değerli Y kuşağı gençlerini saygıyla selamlıyorum.

😀