"yaratıcılık" etiketli yazılar:

17 January 2012 Tuesday

Yenilikçilik ve fikircilik (6)

Bildiğiniz gibi yenilikçilik (innovation) bugünlerde çok moda. Birçok kuruluş, dernek, okul, öğrenci kulübü bu konularda toplantılar düzenliyor.

Bu toplantılardan birinde, açılış konuşmasını Mühendislik Fakültesi Dekanı yapmış. Konuşmasında “Mühendislik eşittir ArGe. ArGe olmadan da innovasyon olmaz. Demek ki, mühendisliğin ruhunda innovasyon vardır” deyivermiş.

Konuşmacılar şaşırmış. Tam aksini söyleyeceklerken… Ters köşede kalmışlar. Sayın Prof.Dr.’ye “Steve Jobs’un, Bill Gates’in diploması mı vardı?” diye soramamışlar.

Belki de Türkiye innovasyon ödülünü hiçbir yenilik yapmayan şirketlere veren jüri de aynı durumda… Kimbilir?…

;-)

İcat (invention) ile yenilik (innovation) arasındaki farkı bilmeyenler, geniş açıklamayı Osman Ata Ataç hocamın

yazılarında okuyabilirsiniz. Türkiye’nin hangi yolu izlemesi gerektiğini de gelecek haftalarda yayınlayacak.

:-)

Benim bu konuda ne yazdığımı ve söylediğimi merak edenler için ilk 5 yazı ve bir sunum içeriği

:-)

16 June 2011 Thursday

Dijital oyun ve reklamlar

15 Haziran 2011’da Oyun konulu toplantı ile Webrazzi Gündem, 2’inci yılını da başarıyla bitirdi.

Webrazzi Gündem oturumlarının birinde, oyunlarda reklam tartışıldı. Oyuncuların oradan buradan çıkan reklamlara olumlu ilgi göstermedikleri, hatta bundan hoşlanmadıkları söylendi. Gelecekte reklam mecrası olarak kullanımının azalacağı iddia edildi.

“Oyunlarda reklamın azalacağı” söylemini yadırgadım. Arkadaşlar kızmasın, 3 yıl öncesinin “sosyal mecraları pazarlamacılara kaptırmayacağız” sloganı kadar yanlış buldum. Oyunları geliştiren yaratıcı beyinlerin daha iyi oyun yapmaya odaklandıklarını, ama kendi işlerini geliştirebilecek fırsatları görmediklerini düşündüm.

;-)

Önce şunu belirteyim. Uzun bir zamandan beri dijital oyunlar ilgimi çekmiyor. Tetris ve mayın tarlası döneminden sonra dijital oyunlara ilgi duymadım. Yeğenlerim Erol ve Aydın sayesinde İstinye Park’taki oyun salonunda araba yarışlarını izledim, iskeletlerle savaşın heyecanını seyrettim, ama “keşke ben de oynasam” diye de düşünmedim.

Merakla, çocukları daha çok jeton harcatmaya yönelen kurguyu incelemeye çalıştım. Bir pazarlama profesyoneli ve akademisyeni olarak, benzer bir kurguyu sadakat programlarında nasıl oluşturabileceğimi düşündüm. Yani, oyun değil pazarlama fikri bağımlısıyım.

:-P

Gelelim ana konuya…

Gelecekte oyunlarda reklamları daha az değil, aksine çok daha fazla göreceğimizi düşünüyorum. Üstelik damardan girecekler. Beyinde yer kapmaya çalışacaklar.

Şöyle düşünün.

  • NiKE marka ayakkabı giydiği zaman, daha fazla zıplayacak, daha iyi tekme atacak…
  • THE NORTH FACE marka zırh giydiği zaman, kılıç işlemeyecek…
  • VOLVO marka araç (araba demiyorum uzay aracı, tank, motosiklet veya her hangi bir araç) virajları daha hızlı alabilecek…
  • KALE SERAMİK kullanırsa, binası depreme veya silahlara daha  dayanıklı olacak…
  • JANSPORT çantasında çok sayıda silah taşıyabilecek…
  • GiLLETTE marka kılıcı, her maddeyi kesebilecek…
  • üstelik, logo yerleştirmesiyle bazılarında marka adını kullanmaya da gerek yok.

Yaratıcılığın üst sınırı yok. Ancak yasalar, oyunlara marka yerleştirmeyi engelleyebilir (Zamanla bunun da gerçekleşeceğini varsayıyorum) . Şu anda yapılmamasının nedeni yaratıcılık eksikliği değil, markayı oyun içine yerleştirmenin maliyetidir.

Yeni müşteri edinme maliyeti arttıkça ve çocukların para harcama yaşı azaldıkça, oyunların içinde markaları daha çok göreceğimiz kanaatindeyim.

İddia ediyorum. Oyun pazarı, yaratıcı yerleştirmeler sayesinde çok daha fazla para kazanır hale gelecek.

;-)

19 Haziran 2011 tarihli EKLEME:

Selim Tuncer’in “Kötü haber, getireni mahveder!” isimli yazısı, simgelerin şuur altındaki işlevlerine kısaca dokunuyor.

O yazının altına şu yorumu yazdım.

“Tam da beklediğim yazı geldi” diyebilirim. Dijital oyun üreticileri “Oyunlarda reklamın azalacağı” iddiasında bulunduklarında, aynı noktaları vurgulamak istemiştim. Sadece  yukarıdaki kadarını yazabildim. Şuur altına işleyecek logolar ile öyle güzel reklam yapılır ki…

Nike’ın logosu, savaşçının ayakkabısının arkasındaki kanatlarla uyum içinde olur. Üzerine Nike diye yazmaya gerek yok.

Arabanın logosu uzay aracında işe yarar.

Sonuçta reklam deyince aklına oyun sırasında açılan pop-up veya sanal dünyada bina / bill board gelenler, reklam azalacak sanabilir. Oysa çok fazla artacak.

:-D

31 October 2010 Sunday

Ezberbozmak 2

Ezber bozmak konusundaki konuşmadan sonra, dinleyen birkaç kişiden eleştirilerini dinlemek istedim.

Biri daha önce kendisine anlattığım gazete ne satar örneğini anlatmamı beklediğini söyledi. Diğeri segmentasyona farklı bakışımı dinleyeceğini ummuş. Olumlu tarafı, bende ezber bozan daha birçok örnek olması; olumsuz tarafı dinleyicilerin beklentisini karşılayamamış olmak.
:-(

Beni daha eskiden tanıyan dinleyicilerden bu tepkileri alınca, ilk defa duyanlara da sordum. “Bize düşünce sisteminizi anlatmalıydınız” dediler. “Anlatmayınca kafamızda yarım kaldı herşey…”

Açıkçası, bunu hemen yanıtlayamadım.  Kendi düşünce sistemimin diğerlerinden farkını kesin reçete verecek kadar irdelemedim. Ezber bozmak 1’deki soruları kendime de sorduğumu söyledim.

Ufuk Tarhan’ın friendfeed’deki girdisine karşı yazılanları okuduğumda nedenini daha iyi anladım. Nasıl olmaz’a değil de “ben bunu nasıl yaparım”a odaklandığım için diye yanıtlamalıydım.
:-)

Hani çözüm odaklılık üzerine bir fıkra vardır. Yerçekimi olmayınca, tükenmez kalemler yazmıyormuş. ABD’liler uzayda yazan kalem yapılması için milyonlarca dolar harcamış. Ruslar ise, kurşun kalem götürmüşler.
;-)

Biliyor musunuz, daha fıkrayı dinlerken “neden kurşun kalem kullanmamışlar?” diye sormuştum.
:-P