"yaratıcılık" etiketli yazılar:

09 February 2018 Friday

Açık Ofis ve Şeffaflık

Bu resim, Los Angeles – Hollywood’daki TV şirketlerinden birinde çekildi.

(Bu ofiste birçok resim çektim ama sadece bunu Twitter’da paylaştım.)

😉

Dijital dönüşümün temel kavramlarıyla çok ilgilendiğimi ve sorguladığımı biliyorsunuz. Bu kavramlardan biri de ŞEFFAFLIK. Daha önce de tartışmaya açmıştım.

Bu sefer de açık ofisleri tartışmaya açtım. Twitter’da, yukarıdaki resmi paylaşıp

Açık ofisleri, iş yaşamında şeffaflaşmanın
ilk örneklerinden biri olarak düşünebilir miyiz?

diye sordum.

Gelen yanıtlar ve benim tartışmalarım şöyle:

Gunes AKDOGAN@lizardOnTheRoad  Özel hayatın ortadan kaldırılmasına en iyi örnek. Bu tür örnekleri hapishane, okul ve askeri kışlalarda görebiliriz. Neden acaba?

Ugur Ozmen ‏   Işyerinde “özel hayat”. Tanımı nedir acaba?

Gunes AKDOGAN@lizardOnTheRoad  Kendine ait özel alana sahip olmak. Canın istediğinde burnunu karıştırma özgürlüğünün olması, canın istediğinde şöyle masaya ayaklarını uzatabilmek.

Ugur Ozmen‏

Başkasına ait bir şirkette “kendine ait özel alana sahip olmak”.
Bu yaklaşım, yönetim seviyesi arttıkça şatoların artmasına neden oldu.
Sonra ulaşılmaz yüksekte kuleler inşa edildi.

Güneş Akdoğan’la tartışmamın nedeni şu:

cubicles ile ilgili görsel sonucu

İşte herkese “kendine ait özel alan“. İster burnunu karıştır, ister ayaklarını masaya uzat. Daha mı iyi.

Yanlış anlaşılmasın. Bunu da tercih edebilirsiniz. Ben yönetici veya çalışan olarak tercihlerin nedenlerini anlamaya çalışıyorum.

—————–

Hilmi ARARAT@hararat

“İktidar/Güç sahipleri egemenlikleri altındaki insaları/çalışanları; kolayca idare edebimek için basitleştirirler; Gün gelir, basit insanlarla büyük işler başaramayacaklarını anladıklarında ise çok geç olmuştur” Anatole France

Ugur Ozmen‏   Ne var ki en güzel açık ofisler kurum içi yaratıcılığın zirvede olduğu Facebook, Google gibi kurumlarda…

Hilmi Ararat ile tartışmamın nedeni de şu:

Googles office ile ilgili görsel sonucu

Google’dan ofis içi bir görüntü. Bence burada “basit insanlarla büyük işler başaramayacaklarını” değil, aksine insanı büyük işler başarmak için ilham verildiğini düşünüyorum.

Özellikle yaratıcılık gerektiren konularda, açık ofisin faydalı olduğu düşüncesindeyim.

Resimşer çektiğim TV şirketinde de tüm ekipler (editörler dışında) açık ofiste çalışıyorlardı.

—————–

Selim @msimre   Bence açık ofis fikri, daha az yere daha çok kişi sokmak için kurban edildi. Daha geniş alanlar, daha çok kişiye özel çalışma odaları da eklenmeli. İstersem ortak masa istersem özel oda gibi..

—————–

Nurettin Öztürk@Nurettin_Ozturk   Kesinlikle hayır. Verimin çok düştüğü bir düzen olduğunu düşünüyorum.

—————–

ALİ KÖPRÜLÜ@akoprulu   Hayır, gürültüden çalışılmıyor 😞

—————–

Bülent ÖZÜTÜRK ‏ @bozuturk   Hayır.

—————–

mustafa.@musSti   Hayir

.

Beta sürümü mantığındaki kısa anketi, şeffaflık kavramının sorgulaması için yaptım.

Bu konudaki ilk yazıda “şeffaflık ile ifşa kavramları farklılaştırılmalı” diye vurgulamıştım. Bu doğrultuda, “her zaman açık ofis iyidir” denilmeyeceğini de biliyorum.

Çalıştığım ve gezdiğim zaman çok beğendiğim açık ofisler için tecrübelerim şöyle:

  • Yaratıcılık ve çok kişinin katkısı gerektiren konularda açık ofisler yararlı oluyor.
  • Finans, muhasebe gibi işlerde, dışarıya kapalı ancak kendi içinde açık ofis uygun.
  • Yönetimin sadece en üst kademesinde (akçeli ve stratejik konular sıkça konuşulacağı için) açık ofis uygun değil.
  • Stratejik veya akçeli işleri olmasa da özel ofisi olanlar, kendilerini çok önemli görmeye başlıyor.
  • Bir müşteriyle konuşurken yanlış bir şey söylediğinizde, yandaki iş arkadaşınızın sizi uyarması faydalı oluyor. (Elbette uyarının zamanı ve şekli önemli.) Aksi koşulda yerine getiremeyeceğiniz tekliflerde bulunma ihtimali artıyor.
  • Açık ofis bir çalışma disiplini gerektiriyor. Başkasını rahatsız etmeden konuşmayı ve çalışmayı öğrenmek gerekiyor. (Bazıları hiç öğrenemiyor ve suçu ofis tasarımında buluyor.)
  • Görev ve sorumluluktan bağımsız olarak, bazı insanlar açık ofiste rahatsız oluyor.

Sizin görüş ve tecrübelerinizi öğrenebilir miyim?

🙂

20 June 2017 Tuesday

Oyun ve Beceri

6 yıl önce dijital oyunlar ve reklamlar konusunda yazdığım bir yazıya birkaç ay önce oyuncak örneğiyle ekleme yapmıştım.

Bugün oyuncak ve marka pazarlaması konusuna birkaç örnek vermek istiyorum.

Evde tamir için elime tornavida veya pense alırsam, torunum da hemen bana yardım etmek istiyor. Eline bir alet alıp geliyor. Her ne yapacaksak, birlikte yapıyoruz.

Kız çocukları da annelerini taklit etmek istiyorlar.

Bu ihtiyacı saptayan bir Alman firması, markaların oyuncak modellerine odaklanmış. Alttaki broşür, bu firmaya ait. Bir yaraftan açarsanız Miele, diğer taraftan bakarsanız Bosch marka ürünler var.

Resimlere bakınca oyuncak şirketinin hedefini kolaylıkla anlayabilirsiniz. Onlar “markalaştırma” yapıyor.

İster evin içinde, ister bahçede, ister atölyede… Hepsi için oyuncaklar hazır.

Arabanıza veya traktörünüze bakım yaparken oğlunuz özeniyor mu? İşte size 2 ayrı marka (Bosch ve John Deere) için oyuncak el aletleri. “Benim neyim varsa, oğlumun da var” diyebilirsiniz.

Siz iş yaparken o da kendini “yardım ediyor” zanneder. Üstelik, kendisine zarar vermesi de engellenir. El becerileri de gelişir.

Erkek çocukları için araba ve top dışında oyuncak olmasını çok seviyorum.

Elimden iş gelir. Marangozluğum filan da fena değildir. Ama Bosch broşüründeki oyuncakların gerçeklerinden benim evimde bile yok.

Kız çocuklarını da unutmamışlar. Annesinin dikiş makinesine veye süsüne özenenler için, yine farklı markalara uygun seçenekler var.

Buraya broşürlerinden birkaç sayfayı koyduğum firma aslında B2B iş yapıyor. Broşürde çok sayıda markanın ürünlerinin oyuncakları var.

🙂

Bu yazıyı, “Biz bir gençlik kartı yapalım. Şimdiden markamızı öğrensin. Büyüyünce bizim bankamızı kullansın” hayalinde olanlara örnek göstermek için yayınlıyorum. 16 yaşındaki ergenin cebine bir kart koyduğunuz için ileri yıllarda sizinle çalışacağını sanıyorsanız çok yanılırsınız.

Anlamlı bir marka algısı yaratmak için, daha önceden başlamalı ve daha deneysel bir iletişim kurgulamalısınız.

😉

Bugünlerde çocuklar el işi değil de cep telefonuna veya tablete mi eğilim gösteriyorlar. Bu durumda oyunlaştırma (gamification) kaçınılmaz olur. Öyle değil mi?

  • Önemli not: Bunu sadece markalar için algılamayın. Eğer çocukta iyi ve olumlu özellikler geliştirecekseniz, onu yapmanın tek yolu da oyunlaştırma.

.

24 January 2017 Tuesday

Dijital Oyun ve Reklamlar (2)

Dijital oyunlara reklamların yerleştirilmesi konusunda yaklaşık beş buçuk sene önce bir yazı yayınlamıştım.

15 Haziran 2011’da Oyun konulu toplantı ile Webrazzi Gündem‘de konuşmacılardan bazıları “Gelecekte oyunların reklam mecrası olarak kullanımının azalacağı” iddia etmişlerdi.

Yazıda  bu görüşün yanlışlığını anlatmaya çalışmıştım.

😉

O yazıya bu hafta gelen bir yorum, konuyu hatırlamamı sağladı.

Ben demiştim” demeyi çok severim. Ama bunu anlamak için deha olmaya gerek yoktu zaten. Kişisel dilek ve temennilerini trend zannetmekten vazgeçmek yeterliydi. (Kendi projelerine aşık olan girişimciler ve kendisini nihai tüketici zanneden satışçılar, bu tuzağa sıkça düşerler.)

Aşağıdaki resme iyi bakın.

Bir çocuğun 3’üncü doğum gününde gelen oyuncak kamyonet.

oyun-reklam

Dikkat ederseniz, forklift ve paletler de var.

🙂

Oyuncak ekskavatör, loder, kazıcı, vb’nin markası da CAT  cat

Dijital dünyadan çok daha zor olan bir ortamda, oyunların içine reklam yerleştirilmişken, dijital oyunlarda reklamın azalacağını iddia etmek…

Dijital ajanslardaki yaratıcı ekipler, benden daha fazla konuşmalı bu konuda.

😛