"yemek" etiketli yazılar:

22 June 2011 Wednesday

Taş yerinde mi ağırdır?

Bozcaada‘da güneş batışına keyifle eşlik etmek istedim.

Beyaz peynir, kavun ve duble… Salataya biraz daha zeytinyağı koydurup ekmek de banacaktım. Garsona “zeytinyağı getirmesini” söyledim. O salatayı masadan alıp içeride koymayı önerdi. “Yağı masaya getir, ben istediğim kadar koyayım” dedim. “Küçük şişede değil, tenekede…” dedi. Mecburen razı geldim.

Ağzına kadar ayçiçek yağı ile dolmuş bir salata geldi masaya…

:-(

Daha önce anlamalıydım aslında. Gözleme istediğimde, “Mevsimi geçti” diyen garsonu duyar duymaz kaçmalıydım. “Unun, suyun, hamurun ve peynirin mevsimi mi varmış?” diye sormak yerine…

;-)

Karadeniz seyahatine çıktım. Bir lokantada “Karadeniz Pidesi ve Kebap” vardı. Gitmişken yerinde tadına bakmayı düşündüm. Kapalı pide istedim.

Pidenin içine Urfa kebabını içine koymuşlar, üstüne de kaşar peyniri serip üstünü kapamışlar.

4 günlük yolculuk boyunca, Karadeniz pidesi yapan (“satan” demiyorum, “yapan” diyorum)  bir yer bile bulamadık.

:-(

Niye mi yazdım? Sadi Tekin friendfeed’de “meshur izmir lokmasini izmir’de yemek isterim ben misal, bozcaada’da degil. burda adaya ozgu bisiler isterim” diye yazmış.

Yöresel tatlarını koruyan mı varmış.

Demem o ki, “Fena şaşırırsın Sadi. Herşeyin en iyisi İstanbul’da… Maalesef.”

:-(

18 November 2009 Wednesday

Kapıya yakın oturmak

Geçenlerde yazmıştım. Bazı genç arkadaşlar, internet sitesi fikirlerini benimle paylaşıyorlar.

Bir kısmı daha asıl fikri oluşturmadan exit stratejisi tartışıyor.
:-(

Onları neye benzetiyorum, biliyor musunuz?

Hesabı ödemeden kaçabilmek için, lokantada kapıya yakın oturanlara…

Yemeği şöyle ağız tadıyla yiyemezler… Çoğunlukla da hesabı ödemek zorunda kalırlar. Onlar bu işi belki ilk kez yapıyordur. Lokantacı ise onlarcasını görmüştür.
;-)

Sizinle aynı masada oturanlar da bu numaraları yemez. Davranışlarınız kendini ele verir. Hesabı onlara yıkamazsınız.
:-P

Siz önce afiyetle tabağınızdakini bitirin. Sonra etrafınıza bakının…
:-D

16 May 2009 Saturday

Musakkalı Makarna

Size de olur mu bilmem.

Yemek kitaplarını okurken, her aşamayı beynimde yaşarım. Maydanozu kadın saçı inceliğinde doğrarım, havuçları kibrit çöpü kalınlığında keserim… Okurken tüm malzemeler önce yıkanır, soyulur, doğranır… Pişirmeden önce tabaklarda sırasını bekler. Tatlarını da damağımın arkalarında hissederim. Pişerkenki kokusu burnuma gelir.

Oysa yemek kitabı okuyorumdur. Oturduğum yerde…
:-P

Bugün yine sabah erken kalktım. Bavulumu hazırladım. Bir kitaba göz gezdirdim. Sonra da interneti açtım.

Dün Devletşah’ın “Selva makarnalarından aldığı paket hakkında” friendfeed’de yazdığı mesaj ve benim eklemem vardı. Cengiz Çatalkaya’nın girdisini de okudum. İnternet’i kapattım. Selva’nın gönderdiği paketten çıkan yemek kitabına göz atmaya başladım.

Her yemeği, yukarıda anlattığım gibi yaşayarak satır satır okudum. Tadını damağımda hissettim.

Ta ki Musakkalı Makarna’ya kadar.

Onu bir türlü düzgün okuyamadım. Öğrencilik anılarımı yeniden yaşadım. Kafamda görüntüler sürekli çarpıştı. Bir türlü kendimi yemeğe veremedim.
:-(

Ağabeyim ve kardeşim ile, üçümüz aynı evde kalıyorduk ODTÜ’de okurken. Sınav dönemlerinde derslere yoğunlaşmamız için, annem geliyor ve ev işlerini üstleniyordu.

Öğrenci yemeklerinden bir süre kurtuluyor, anne elinden çıkma yemeklere dönüş yaşıyorduk.

Sınav dönemi sonunda giderken de, buzdolabını ağzına kadar dolu bırakıyordu. Karnıyarık, musakka veya kıymalı dolma bırakıldığında… Inı-nı-nın (film fon müziği :-) )

Annemin gittiğinin 3’üncü günü, eğer bu yemeklerden kaldıysa… Makarna haşlanmaya başlanır. Yemek dolaptan çıkarılır. Sebzeler çatal ile ezilir. (Patlıcan yemeği ise kabukları iyice sıyrılır; biber dolma ise zarından temizlenir – onlar kolay ezilmez zaten.) Salçalı su (çok salça – az su) kaynatılır.

Sebzeleri iyice ezilerek macun kıvamına getirilmiş olan yemek salçalı suya eklenir. Karıştırarak iki taşım kaynatılır.

Haşlanmış makarnanın üzerine serilir. Makarna, öğrenci yemeği olmaktan çıkar, sultanların ağzına layık duruma geliverir.
:-)

Selva’nın makarnalı yemek tarifleri kitabını okurken, musakkalı makarna kısmına gelince “ben buldum, ben buldum” diye düşündüm…   (Okan Bayülken’in reklamlardaki sesi ile…)  Hem de 30 küsür sene önce…
:-P