"yemek" etiketli yazılar:

25 July 2018 Wednesday

İki lahmacun, biri acılı

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA programında verdiğim CRM dersinin ilk sayfalarından birinde şu vardır:

Dünyada iki çeşit insan vardır:
1) Eksik veriden anlam üretebilenler

😉

Birden nereden aklıma geldi anlatayım.

Dün yemek yediğim lokantadan tam çıkarken bir adam içeri giriyordu. Onu görür görmez kapıda duran usta içeriye seslendi:

İki lahmacun… Biri acılı…

Sanırım hep aynı yemeği yiyordu… Kapıdan giren düzeltme ihtiyacı duydu.

Hayır. Biri normal, diğeri acılı...

😀

İnsan beyni, böyle zamanda anılarla dolup taşıyor. Gençliğimde yaptığımız soğuk bir espri vardı:

“Adam büfeye “İki tane sosisli sandviç hazırla. Birine turşu koyma!” demiş. Büfeci sormuş: “Hangisine turşu koyulmayacak?“.

🙂

09 May 2016 Monday

Lokantada Küçük Farklar

Gittiğim lokantalarda farklı bir şeyler görmeyi umarım.

Uğur Yücel’in dediği gibiÇocukluğumun lokantaları ile bugünü karşılaştırdığımda… En belirgin fark mutfaksızlık. Mesala Boğaz’da bir balık lokantasına gidiyorsun, meze alıyorsun, “ben bunu iki gün önce başka bir yerde yedim” diyorsun. Her şey birbirinin bu kadar mı aynısı olur? Hiçbir özgünlük yok. Eskiden her meyhanenin kendi mutfağından çıkan mezeyi yerdin. Şimdi öyle değil artık.

🙁Deniz-urunleri-lokanta

Daha önce yazdığım gibi, gurme değilim. Yemek kültürü üzerine konuşamam. Ama farklı tatlar ararım. Yöresel yemekleri denerim, çoğunlukla umduğumu bulamam. İstanbul’da daha iyisi vardır.

Yemekler ve mezeler zaten aynılaştı da, hiç değilse lokantanın adı yazılı tabak, peçete dışında fark var mı diye bakınırım. Ufak ayrışma çabaları bile beni mutlu eder.

Yandaki resim, Belçika’da bir deniz ürünleri lokantasından.

Deniz feneri şeklinde tuzluk.

🙂

Küçük bir fark. Ama ayrıştırıyor.

😉

13 September 2014 Saturday

Selo

Başlığı görünce malum GSM operatörünün reklam karakteri zannettiyseniz yanıldınız. Selo-Can

Gerçek Selo’dan bahsediyorum. Yanda benimle resmi var.

Candan bir kişi Selo. Şivesinden kökenleri rahatça anlaşılıyor.

“Başıma ilk defa geldi. Telefondan aradılar. “Laz Selo’yla mı görüşüyorum?” dediler” diye kendisiyle barışık şeklde anlatıyor.

Bodrum – Gümüşlük’te dostlarla balık ve meze yemek için gittiğimiz yerin ortaklarından biri.

Önceleri lokantalara balık veriyorlarmış. Perakende olarak da satıyorlar. (Zaten girişte BALIKHANE levhasını görürsünüz.) Sonra kendileri de pişirmeye başlamışlar. Toptan ve perakende işleri devam ediyor.

Mekanlarına BALIK PİŞİRME EVİ adını koymuşlar.

Ahtapot tavaya bayıldık. Yağın içindeki sarımsak ve kırmızı biberi anladık ama başka bir şey daha vardı. Sorduk.

“Kendin evde yapacan… Eeee, biz nasıl para kazanıcaz?” diye yanıtladı. Söz verdik tekrar geleceğimize, yanıtını öğrendik.

🙂

Selo-Can-2Balık tam kıvamında pişirilmişti. Teşekkür ettik. “Vallahi mütevazi olamaycem artık!” diyerek bu konudaki iddiasını vurguladı.

O civarda bulunduğumuz hafta boyunca 3 kere gittik. (Benim farklı yemek mekânlarını merak etme özelliğim pek yok. Bir yeri beğendiysem, kısa tatilde ağız tadı kaçma ihtimalini göze almam.)

Fiyatlar makul. Yanında Selo’nun keyifli esprileri de var.

😉

Yukarıdaki resimde net görünmüyor. Üstüne tıklayıp büyütemiyorsanız, telefonlar:

0 252 394 41 53
0 532 678 46 20
0 533 368 32 35

Gümüşlük’ün en güzel ayları Eylül – Ekim deyip oralara gidecekseniz, aklınızda bulunsun. Ha, bir de… Üst katta oturacaksanız, hırkanız yanınızda olsun.

😀