"yorum" etiketli yazılar:

15 November 2017 Wednesday

Sayı, Sıfat ve Yorum

Sıklıkla gittiğim bir ofiste gördüm.

Sayılar sıfatlara gerek duymazlar” diye tercüme edebiliriz.

Bence de öyle… Ama altına şunu eklemek gerekir:

“ama yorumlanmaya gerek duyarlar.

🙂

Zaten…

“Dünyada iki çeşit insan vardır:
1) Eksik veriden anlam çıkartabilenler”

.

23 August 2012 Thursday

Değerli görüşleriniz

Twitter’da adımı işaretleyip bir yazısının bağlantısını veren oluyor. Bazen de e-posta ile bir yazısı hakkında görüş isteyen oluyor. (Bu e-postalar genellikle “Görüşleriniz benim için çok değerli” diye bitiyor.)

Konu beni ilgilendiriyorsa okuyorum. Eğer faydalandığım bir yazıysa çoğunlukla yorum yazıp teşekkür ediyorum.

  • Not: Bir yazı değil de proje hakkında görüş isteyenlere şunu gönderiyorum.

Eğer yazının başlığı ve içindekiler farklıysa, önyargı yoğunsa, araştırmadan mesleki ukalalık yapılmışsa, tutarsız ve çelişkili noktalardan yola çıkılıp istenen sonuca ulaşılmışsa… sonuna kadar okumuyorum bile.

😉

Diyelim ki yukarıdaki gibi (önyargılı ve/veya araştırmasız ve/veya çelişik ve/veya zorlama ispat için) yazılmış ve sonuna kadar okumuşum. O noktada kendimle savaşıyorum. “Bırak gitsin” ile “Kısaca çelişkiyi anlat” arasında gidip geliyorum. Sonuna kadar okuduğum için kendi zamanımın karşılığını vermeli mi diye düşünüyorum.

Çoğunlukla yorumlamıyorum. Nadiren üç-beş satır yazıyorum.  Hemen her seferinde pişman oluyorum.

Zaten o yazıyı (önyargılı ve/veya araştırmasız ve/veya çelişik ve/veya zorlama ispat için) yazan kişi, yorumu anlamak için çaba sarfetmiyor. Kendi çelişkisini (bence) ifade etmeme rağmen karşılaştırılmayacak örneklerle savunmaya, hatta saldırıya geçiyor.

🙁

Bundan sonra bizzat okumam için bağlantıları gönderilecek yazılara hiç itibar etmeyeceğim. İyi bir yazı ise, izlediğim kişilerden biri zaten önerir. Değilse, yukarıdaki koşullar geçerlidir.

😉

14 December 2008 Sunday

Yenilikçilik ve fikircilik… (4)

Birkaç gündür yenilikçilik ve fikircilik üzerine yazıyorum.

İlgiyle izlediğim kadarı ile, ne yazdığım iyi okunmadan yorum yapılıyor. Muhtemelen uzun yazdığım içindir. Dolayısıyla bu sefer, (kısa olması için) yorumların üzerinden gitmeyeceğim. Doğrudan inovasyonun tanımı vererek başlayacağım:

  • piyasaya yeni bir malın veya modelin sürülmesi veya bir malın kalitesinin artırılması (müşterilerin daha önce bununla tanışmamış olmaları yeterli)
  • üretimde yeni bir tekniğin kullanılması (Sadece bilimsel olarak yeni olmayabilir, var olan bir ürünün farklı kullanılışı da bu kapsama giriyor
  • yeni pazarlara açılma (bu pazarın daha önce var olup olmamasından bağımsız olarak üretimin bir kolunun daha önce girmediği bir pazar olması yeterli)
  • yeni bir hammadde veya yarı mamul kaynağının bulunması (daha önce zaten var olmasından veya yeni yaratılmış olmasından bağımsız olarak)
  • endüstrinin reorganizasyonu (bir tekel yaratmak veya bir tekel pozisyonunu ortadan kaldırmak)

Bu Joseph Schumpeter’e ait olan tanım dünyaca kabul edilmekte. Hatta birkaç sene önce Joseph Schumpeter için yazılan bir kitapta “Yenilikçiliğin Peygamberi” denilmiş.

Peter Drucker’ın yenilikçilik üzerine makaleleri okunursa, aynı felsefeyi benimsediğini görürüz.

Bu tanımı niye yazdım. “Onu yenilik saymam, daha önce başkası icat etti; bunu saymam şurada benzeri vardı” gibi yaklaşımların, geçerli olmadığını göstermek için.

İcat ile yenilik (invention vs. innovation) aynı şeyler değil. Benim veya sizin keyfinize göre tanım da olmaz.

Yoksa hep ilk baştan başlarız. Ali top at. Veli topu tut.

Üstelik, yanlış tanımın genç girişimcilere faydası yok, zararı var.

🙂