29 September 2012 Saturday

Başarısızlığa giden yol

Bugün #basarisizlikzirvesi ne gittim.

İnternette girişim yapmaya niyetim yok ama nicedir “başarısızlık öykülerinin paylaşılması gerektiğini” söylüyordum. Fikren desteklediğimi göstermek için, kısa süre de olsa uğradım.

Özyeğin Üniversitesi’nin Çekmeköy kampüsünü rahatça buldum. Kapıdaki görevliler nazikti. Park yerine arabamı bıraktım. Başkasını umursamayanı resimlemekten kendimi alamadım.

🙁

Geç gelmiştim. Salon iyice doluydu. Arka kapıda ayakta durarak izlemeye başladım.

Bir genç “izin verir misiniz?” dedi. Yana çekildim. Geçti ve tam önümde durdu. Aramızda bir karış mesafe bile yok. Öylesine yakın, samimi… Kafası görüşümü kapattı.

“İzin isteyip ben onun bir karış önünde dursam, ne derdi acaba” diye düşündüm. Yapamadım.

🙁

Daha sonraki seansda Serdar Kuzuloğlu konuşmacıydı. Salona yine geç girmişim. Hemen her yer doluydu. Ön sırada 2 tane koltuk boştu.

Üzerlerinde 2 çanta vardı. Gittim ve “Oturabilir miyim?” diye sordum. Yanıt olumsuz idi.

Serdar Kuzuloğlu’nun konuşmasını ayakta izledim.

  • Çocuklarıma ve genç arkadaşlarıma söylediklediklerim… Kelimelerim ve örneklerim kısmen farklı, ama kavram tıpatıp aynı. Önce herkesin kendisi için BAŞARI tanımını yapması gerekir.

5 – 10 dakika sonra koltuklardan birine oturuldu.

Diğer koltuk, sadece çantayı misafir etti. Seansın sonuna kadar kimse oturamadı.

EKLEME: Şu resimde boş koltuk daha net görünüyor.

🙁

Ey sıfatlamadığım arkadaşlar… Ahlak’ın en basit ilkesi “sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma“dır.

Nasıl başarılı olunacağını bilemem ama sizlerin sürdürülebilir başarılarınız olmayacağına eminim.

😉

Etiketler: , , ,

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Başarısızlığa giden yol” yazısına şu ana kadar 11 yorum yapılmış:

  1. Abi sizi ayakta izlerken gordum yanimizda 2 koltuk boştu çağıracaktım ama o kadar insani geçip gelmezsiniz diye çağırmadım. Bir şal ve 1 çanta ile 4 koltuk rezerve edilmişti:) Allah’tan bir arkadaş şalı kenara çekti oturdu.Ben de ondan cesaret alıp oturdum. Diğer iki koltuğu kimse gelmedi ve boş kadı Serdar Abi’nin sunumu boyunca. İnsanlar ayakta ve merdivendeydi bu arada. İki kişide koltuk rezervasyonu yüzünden az daha kavga ediyorlardı.

  2. Tarzınızı, düşüncelerinizi hep sevdim 🙂
    Bu yazıda da paylaştığınız durum karşısında söylediğiniz sözleri çok beğendim.
    Ama anlamadığım, orası girişimcilerle dolu bir alan ve sizi tanımamaları ilginç geldi, sanırım girişimciliğe giden yolda geçmiş deneyimlerini paylaşan sizi takipte değiller.
    Hepsini geçtim, orada işler nasıl bilmiyorum ama biz İzmir’de büyüklerimize yer veririz. Hele ki iş ve içgirişimcilik tecrübelerini paylaşan sevgili size yer vermek, bir nevi yazılarınızı like yapıp, teşekkür etmek gibi hissettirir.

  3. Adem ve Caner,

    Bir arkadaşımızın kendi yerini bana vermesini gerçekten istemem. Erken gelmenin ödülünü kendine saklamasını doğal bulurum. Ayrıca, mahcup da olurum.

    Ama boş koltuğa (gerçek veya çakma) marka çantasını koymak için başkasının oturmasını engellemesini en azından terbiyesizce buluyorum.

    🙁

    İşin ilginç yanı, Serdar Kuzuloğlu’nun konuşması başarı – çaba – mutluluk ilişkisi üzerineydi. O tanımlara göre, bu arkadaşlar ???

  4. Friendfeed yorumlarını aynen alıyorum:

    MugeCerman, miocaro, sunipeyk, Simto Alev, TuyKalem, Başar Rockefeller, Samir Kerimov, smellsliketeenspirit, laforgue, bettyblue, Berk Ülsoy, Gamze Köroğlu, Burçak Çubukçu, Houston® ve gkhan zcan bunu beğendi
    .
    Akif: vurdum duymaz keyfine göre hareket edip başkalarını düşünmeyen empati yoksunu insanları sevmiyorum
    .
    Uğur Özmen: Bu arkadaşlar için “başarı”nın tanımını da merak ediyorum.
    .
    Burçak Çubukçu: Çevresindekilere mümkün olduğunca rahatsızlık vermek?
    .
    Uğur Özmen: Acaba sorsa mıydım “gerçek mi, çakma mı?” diye
    .
    bettyblue: hahahaah
    .
    Legolas: Yüzünü de gösterseydiniz keşke.
    .
    Her bir kişiden birisi: bu arkadaşlar için başarı, cv’lerinde “ben çok iyi aşık olurum” dan öte değil gibi.
    .
    miocaro: Öyle demeyin çanta büyük sorun kadınlar için. 🙂
    .
    missipipi: ben bikere starbokta ayakta kalıp birinden sandalye istemiştim ‘ben ona çantamı koyuyorum’ demişti
    .
    Hasan S.: LV bi kerem o.. ne sandın ?
    .
    MugeCerman: Kızmayın dostlar; bu arkadaşları yetiştiren ebeveynlerin kabahati. 46 iktidarıyla büyük şehirlere gçömeye başlayanlar ekmek telaşına düşüp çoluğuna çocuğuna atadan dededen gelen adapları aktaramadılar. 4 kuşak kaybettik. Büyük şehirlerde düşe kalka haspel kader yetişen bu insancıklar kendileri bilmedikleri için çocuklarına da ince düşünceli olmayı, kibarlığı, nezaketi, saygıyı ve tabii en önemlisi sevgiyi öğretemedikleri için fotografta gördüğünüz tipte veya toplu taşıma araçlarında mal gibi ayaklarını uzatıp oturan eli bastonlu yaşlı başlı insanlara yer vermeyi akıl etmeyen modeller yetişiyor. İki satır önce saydığım nitelikleri öğreten güzel insanların sayısı giderek azalıyor, çünkü diğerleri kadar çok sayıda yavrulamıyorlar.
    .
    Ozan Cılga: Bu ve bunun gibilere “Tesadüfen yaşayanlar” diyorum ben…
    .

  5. Hocam inanın sabah sabah yazınızı eşimle büyük bir keyifle ve gülümseyerek okuduk. Bir süre Amerika’da yaşayıp ülkeye dönünce inanılmaz dumur olmuştuk. Migros gibi alışveriş eden sınıfı yüksek bir marketteyiz. Ve sıra bekliyoruz. nezaketen elinde az ürün olanlara yer veriyoruz baktık ki herkes önümüze geçmeye başladı:) anladık ki nerede olursak olalım ülkemizdeyiz…
    Konuşma boyunca ayakta kalmanıza üzüldük. Siz bu durumdan rahatsızlık duymamışsınız belli ki… Peki çantası orada duran arkadaş bu durumdan rahatsızlık duydu mu bunu merak ettik. Biz duyduk ta…

  6. Teşekkürler Hale Daşman.

    Ayakta kaldığıma üzülmedim. Bir basamağa, başkasının görüşünü engellemeyen bir yere oturuveririm zaten. Üstelik Serdar Kuzuloğlu’nun konuşması ayakta alkışlanması gereken bir konuşmaydı. Nasıl olursa olsun, dinlediğime çok memnunum.

    🙂

    Çantasına ayrı koltuk ayıran arkadaşlara gelince… Biri çoğunlukla önündeki cep telefonuna dalmıştı. Dinlediğini bile sanmıyorum. Dolayısıyla hiç rahatsızlık duymamıştır.

  7. Ozan cilga nin ff teki yorumu gibi ben de ayni seyi soyluyorum. Bazi insanlar gercekten oylesine yasiyorlar. Isin garibi profesyonel hayatlarinda basarili olmak icin ustune bir de konferansa katiliyorlar. Bu insanlar hic mi bilmiyor acaba basarili bir is insani olmanin en onemli basliklarindan biri de empati kurmaktir.

    Hocam tum yazilarinizi bir el kitabiymiscasina okuyorum ve takip ediyorum ama en cok bu hayatin icinden yazilarinizi buruk bir gulumseme ile okuyorum.

  8. Açıkçası sizin blogunuzu günlük takip etmeye çalışırken bir kaç günlük takip edememe döneminde bu güzel organizasyonu kaçırmış oldum.
    Yıllardır çevremde tartıştığım bir olgunun böyle dillendirilmesi çok güzel olmuştur sanıyorum. Günümüz toplumu gençliğe 1-2 başarı hikayesini empoze edip (bana göre çoğu şans hikayesidir) siz de başarabilirsiniz mesajı veriliyor. Bunun sonunda özellikle benim kuşağım amele olmadan patron olma hayalleri ile bu düşlere sahip denizlerde boğuluyorlar. İlerleyen yazılarınızda bu organizasyonda bahsedilen başarısızlık hikayelerinden biraz bahsedebilirseniz sevinirim.

  9. Fazilet kara :
    4 October 2012
    8:40 pm

    Hocam sizi sonuna kadar destekliyorum.Bu tür konular üzerine düşündüğümde bazen bu zamana ait olmadığımı düşünüyorum ya da yanılıyor muyum biz milletçe hep böyle miydik?Empati duygumuz o kadar düşük ki ya da hiç yok.Bir örnek de benden belediye otobüslerinde cocugunu kimse kaldırmasın diye bilet kullanıp büyüklere yer verilmemesi için ellerinden geleni yapan ebeveynler hakkında ne düşünüyorsunuz?Dayanamıyacagım bir örnek daha : Gecen ben de bir toplantıdaydım
    Ara verildiğinde tuvalet sırasında benden önce geldiğini düşündüğüm için sıramı başkasına verince benim arkamda sıra bekleyenlerin tuhaf bakışlarına hedef oldum!

  10. Fazilet Kara,

    Buna artık “empati” diyemiyorum. Diğer yazılarımda belirttiğim gibi, uyanıklık aslında gizli bir ahlak eksikliğini içinde barındırıyor diye düşünüyorum.

    Bu duruma nasıl geldik sorusunu ben de merak ediyorum. “Gemisini kurtaran kaptan”, “benim memurumişini bilir” ile başlayan süreç buralara getirdi sanki. Torunlara şerefli bir soyadı değil, tonlarca para bırakmak daha önemli oldu.

    🙁

    O ebeveynler kendileri ayakta kalınca yüzsüzce yer isteyenler. Kendi yaptıklarının sonucu olduğunu düşünmedikleri için, yine bizim aleyhimize çalışıyor.

  11. Üzerinde belki de aylarca, hatta yıllarca çalışacağı fikir için rakipleri okumayan, öğrenmeyen, araştırmayan kişi başarısızlığa giden yola adım atmıştır.

Yorum Yazın