4 December 2012 Tuesday

Bir özeleştiriye eleştiri

Ömer Ekinci’nin “Saklışehir Neden Battı ? E-Ticarette Neden Çuvalladım? [Bir Başarısızlık hikayesi]” isimli yazısını okudum. Cümleleri çok samimi. Başarısız olduğunu açıkça söylemesi de güzel. Bunlardan ötürü tüm kalbimle tebrik ediyorum. Çok kişi örnek almalı.

Yorumları da okudum. Serde hem 30+ yıllık profesyonellik, hem de öğretmenlik var. Girişimciler için Ömer Ekinci’nin cümlelerine ek olarak fazladan dersler çıkarılmasını amaçladım. Bu yazıyı yayınlamaya karar verdim.

Öğretmen tarafım zorlasa da yazıyı madde madde ele alıp eleştiri yapmayacağım. Onun yerine genel çerçeveden bahsedeceğim.

Bir konuyu irdelerken öncelikle yapılması gereken olgular (gerçekler) ve duyguların kesinlikle karıştırılmaması, açık ve net olarak ayrılmasıdır. Ömer Ekinci’nin samimi cümlelerinin çoğunda bu ikisinin birbirine karıştığını gördüm.

  • Olgular ve duygular konusunda şu iki [1] ve [2] yazıya göz atmanızı öneririm

O ne özgüven o?”, “Herkes e-ticaretçi oluyor, olmayanlar da bu treni kaçırmış gibi hissettiriliyor ve hissettiriliyordu” gibi duygusal ve “E-Ticaret yapmak için ticaretin başına bir “e-“ koymakla olmuyor. Teknik olarak çok iyi bir ekibinizin olması gerekiyor” gibi olgusal cümlelere katılıyorum.

Katılmadıklarıma gelince, “hedef kitle profili değildi, hataydı” dediği “niş pazar” belirlemesi hata değil, aksine doğruydu. En büyük yanlış olan ise 6’ıncı maddenin tamamı. (Zaten “hataydı” dediği sonuca götüren de bu yaklaşım.)

Buraya alıyorum:

E-Ticaret Türkiye için henüz çok erken ve zor. Düşünün, her gün gönderilen yüzlerce eposta arasında tüketicinizi her defasında tekrar tavlamanız gerekiyor. Tavladınız, yani eposta başlığınızı beğendi ve epostanızı açtı. Bu kez bir kampanyanızla onu yeniden tavlayıp siteye girmeye teşvik etmeniz gerekiyor. Hadi ettiniz, yüzlerce ürün/hizmet arasından ona hitap eden bir ürün/hizmeti bulması gerekiyor. Hadi buldu, üye girişi yapması gerekiyor. Şifremi unuttum vs. bir sürü tantana. Hadi üye girişi yaptı, satın alma adımlarını tamamlaması gerekiyor. Hadi tamamladı, cüzdanından kredi kartını çıkartması gerekiyor (ki bu en zor adım). Siz okurken, ben yazarken yoruldum, bir de müşteriyi düşünün.

“Yanlış nerede?” derseniz… Bir işi sorgularken anlamlı ayrıntılar ile süreç işlemlerini ayırt etmelisiniz.

  • Anlamlı ayrıntı için şu yazıya bakın, devamını sonra okuyun.

E-ticaret ile fırsat sitesini aynı zannetmek de doğru değil. Üstelik her ikisi için de “henüz erken” olduğuna hiç katılmıyorum, “zor” olduğuna katılıyorum.

Gelelim o süreç cümlelerine… Tek bir tanesini ele alacağım. Ömer Ekinci “yüzlerce ürün/hizmet arasından ona hitap eden bir ürün/hizmeti bulması gerekiyor” demiş ya!.. İşte yanlış burada… Müşterinin bulması gerekmiyor. Girişimcinin “müşteriye hitap eden bir ürün/hizmeti bulması” ve sadece onu teklif etmesi gerekiyor.

  • Bu konuda defalarca yazdım. Hatta adım adım yöntemi de Veri’den Bilgi’ye Yolculuk dizisinde 3 yazıda [1] , [2] , [3] anlattım.

Müşterinin sizi sadece 2 – 3 defa tercih etmesi yeterli. O aşamadan itibaren müşterinizi tanımaya başlamamışsanız, onun hiç kullanmayacağı teklifleri sunmuşsanız suç sizin. Bu nedenle “yüzlerce ürün/hizmet arasından ona hitap eden bir ürün/hizmeti bulması gerekmiyor, onu siz yapacaksınız” diyorum.

Özetle, Ömer Ekinci’nin özeleştirisini okuyunca sevindim. Duygusal özeleştirilerini çok haklı buldum. Zaten bir dönemler kendisine uyarılarım da o yöndeydi. Sonucun olumsuz olmasının en önemli nedenleri bence de o duygular. Açıklıkla söylediğine göre, düzelteceğine hiç kuşkum yok. Yine gurur duyulacak işler yapacaktır.

Olgular konusunda ise, Ömer Ekinci’nin birçoğunda yanıldığını ve kendi başına geleni genellediğini düşünüyorum. Ama yalnız da değil. Fırsat sitesi oluşturan her genç arkadaşa “şimdiden verilerinizi anlamlandırmaya başlayın, sonra geç kalırsınız” demiştim.

imza: Çok Bilmiş ve Huysuz İhtiyar 

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Kategori: yaşamın içinden

“Bir özeleştiriye eleştiri” yazısına şu ana kadar 2 yorum yapılmış:

  1. Yazıda verilen “Düşünün, her gün gönderilen yüzlerce eposta arasında tüketicinizi her defasında tekrar tavlamanız gerekiyor. ” örneği; pazarlama stratejisinin doğrudan e-posta gönderimi ile müşterinin satın alma motivasyonunu tetiklemek üzerine kurgulandığını gösteriyor.

    Oysaki bu yöntemlerden sadece bir tanesi olmalı. Aslolan markalaşmakta. Yani veriler tamam. Olay bunu Veliler için nasıl akıllıca kullanırız da. Bu noktadan haraketle ben ülkemizde girişimcilerin en büyük sorunlarından birinin de; pazarlama iletişimini yeterince önemsememeleri olduğunu düşünüyorum.

  2. Klavyenize sağlık. Ömer Bey’in harika yazısına harika eklemeler olmuş.

Yorum Yazın