6 July 2010 Tuesday

Dayanıklılık

Dün yazmıştım. Genç arkadaşlarla sohbetlerimde dikkatimi çeken konular var. Bunlardan biri, bahanesiz düşünemiyor olmaları.

Bir başka konu da dayanıksızlıkları…

Dayanıklılık konusunda birşeyler yazmayı düşünüyordum. İyi olacak hastanın…

MESS tarafından yayınlanan bir kitap geçti elime… Zor Zamanlarda Kariyerinizi Yönetmek adında… Harvard Business Review’de (HBR) yayınlanmış bazı makaleleri bir araya getirmişler.

Gençlere faydalı olduğunu düşündüğüm yazıları özetleyeceğim.

HBR’ın kıdemli editörlerinden Diane L. Coutu’nun  “Dayanıklılık Nasıl İşler” (How Resilience Works) adlı makalesinden başlayacağım.

  • Link’te sadece 3’üncü maddenin tamamı var. Onu bulabildim.

Şirketleri ve insanları incelemiş. Vietkong’a esir düşüp geri dönenler ve Alman toplama kamplarından sağ kurtulanlar ile de görüşmeler yapmış.

Aşağıdaki 2 😀 ‘nin arasındaki satırlar, makaleden aldıklarım. Mavi yazılı olanlar ise, kişisel görüşlerim.

😀

Kimin başaracağını ve kimin başarısız olacağını, eğitimden, deneyimden ve çalışmadan ziyade kimin dayanıklı olduğu belirleyecektir. Dean Becker (Adaptive Learning Systems’in CEO’su)

Dayanıklı insanları ve şirketleri 3 temel nitelik diğerlerinden ayırıyor gibi görünmektedir.

1 – Gerçeği kabul etme ve yüzleşme kapasitesi.

“Vietkong kamplarından kimler kurtulamadı?” diye 8 yıl boyunca esir kalan ve işkenceler gören Amiral Jim Stockdale’e sordum. “İyimserler” diye yanıtladı. “Noel’de çıkacağımızı söylediler. Sonra Paskalya’da çıkacağımı söylediler. Daha sonra 4 Temmuz’da, daha sonra Şükran Günü’nde, sonra yine Noel’de…  Sanırım kırık kalpten öldüler”

İyimser olmak iyidir. Fakat büyük zorluklarda, abartısız, neredeyse kötümser bir gerçeklik duygusu çok daha önemlidir.

Değişen koşullara çabuk uyum sağlamak; “ama bana şöyle demiştiniz…” e takılmamak; yeni kurallar çerçevesinde düşünebilmek de bu maddenin altında…

Eski yazılarımdan “Gerçeği, sadece gerçeği” ve onun friendfeed’deki yorumlarını da okumayı öneririm.

2 – Dayanıklı insanlar ve kuruluşlar yaşamın bazı yanlarında anlam bulmak gibi bir yeteneğe sahiptir.

Dayanıklı insanlar kendilerini kurban olarak görmezler. Kendileri ve diğerleri için bir tür anlam yaratmak amacıyla kendi acıları etrafında kurgular üretirler.

Değişime uyum” yazısındaki örneğe iyi bakın. Bu arkadaşın bunalımını birkaç gün içinde aştığını gözlerimle gördüm.

Çoğu araştırmacı bu anlam yaratma dinamiğinin, dayanıklı insanların bugünün zorluklarından, daha dolu, daha iyi inşa edilmiş bir geleceğe köprüler kurmasının bir yolu olduğunda hemfikirdir. Bu köprüler, şimdiki zamanın bunaltıcı olduğu duygusunu ortadan kaldırarak, kelimenin tam anlamıyla şimdiyi yönetilebilir kılar.

3 – Doğaçlama yapma yeteneği (elde olanlarla yetinebilme becerisi)

Alışıldık ve aşikar araçlar olmaksızın sorunları çözme yeteneği.

1992’de Andrew kasırgası Florida’yı yerle bir ettiğinde UPS arabalarında ve karavanlarda yaşıyan insanlara kargo teslimi yapmış.

Bu noktada “Bahanesiz Düşünme Eğitimi” adlı yazımı okuyun.  Hemen her adres geçersizken, UPS çalışanları iş yapmamak için bahane bulabilirlerdi. Muhtemelen kimse de onları suçlayamazdı. Gençler, size sesleniyorum.

Sonuçta…

Yahudi soy kırım kamplarından sağlıklı kurtulanları gözlemleyen Maurice Vanderpol, çoğunda “plastik kalkan” adını verdiği bir şeyin olduğunu farketti.

Kalkan, mizah anlayışı dahil birkaç faktörden oluşuyordu. Mizah genellikle kara mizahtı, ama yine de önemli bir perspektiv duygusu sağlıyordu. Yardımcı olan diğer temel özellikler, başkalarıyla bağ oluşturma becerisi ve hayatta kalanları kötü davrananların tacizlerinden koruyan bir iç psikolojik alana sahip olmayı kapsıyordu.

Sıkıcı toplantılarda uyguladığım yöntemin benzerini, zor günlerde de uygulayabilirsiniz. Bizim Akıl fıtığı yazımız, böyle bir dönemde ekibimiz tarafından kollektif üretilmiştir.

Giderek artan deneysel bulgu yoğunluğu, dayanıklılığın öğrenilebileceğini gösteriyor.

Yani dayanıklılık,  genetik veya fiziksel bir şey değil.

😀

Özet bitti.

Kendime pay çıkaracağım. Çocuklarıma ve bana yakın olan gençlere anlattıklarım da neredeyse aynısı… (İnsan kendisini destekleyen yazılara daha çok ilgi duyuyor. Ama benim yaşadıklarıma da bire bir uydu.)

Başka yazıları da özetleyeceğim.

😛

Dikkat: Aşağıdaki yorumları mutlaka okuyun. Faydasını göreceksiniz.

😉

Etiketler: , , , , , , , ,

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Dayanıklılık” yazısına şu ana kadar 6 yorum yapılmış:

  1. Öğrenci arkadaşlarla sohbet ettiğimde, onlara aynen senin de sık sık yazdığın gibi mutlaka yarım zamanlı da olsa çalışmalarını öneriyorum. En zorlu işleri seçip onlarda dayanıklılıklarını artırmalarının iş hayatına daha kolay katlanabilmelinde iyi bir adım olacağına inanıyorum. Tanıdığım genç ve başarılı bir yönetici olan arkadaşım, zorluklarla kolayca başa çıkabilmesini, öğrenciyken yarım zamanlı çalıştığı “danışma hattı” nda yaşadıklarına borçlu olduğunu söyler. “Eğlenceli ve para kazanılacak” işleri, ileri yaşlara bırakmanın daha akıl karı olduğunu yaşayarak öğrenmek gerekmesin 🙂
    Yazdığın ve paylaştığın için teşekkürler Üstadım.

  2. Victor E. Frankl’ın bir kitabı var “İnsanın Anlam Arayışı” biraz eski bir kitap. Frankl yahudi soykırımında Auschwitz de sağ kalmayı başaran bir psikiyatr, ve Logoterapi denen bir yaklaşımın öncüsü. O kitapda da anlam ve dayanıklılık üzerine kurulu bir anlatım var. Esasında logoterapi nin kendisi bu iki kavram üzerine oturtulmuş temelde. Gözatmanızı tavsiye edebilirim.

  3. Zor Zamanlarda Kariyerinizi Yönetmek adındaki kitaptan bir başka makaleyi özetledim.

  4. Yukarıdaki yazının devamı gibi bir başka yazı, bu linkte

  5. Yazınızı keyifle okudum.
    Daha önce okuduğum bir anektot aklıma geldi, belki bloğunuzu başka takip edenlerin de ilgisini çekebilir. Her ne kadar birinci madde ile çelişir gibi gözükse de… (ki bence çelişmiyor)

    İkinci Dünya Savaşı sırasında malum bir çok savaş gemisi batmış. Müttefik kuvvetleri, batan gemilerden filikalarla tahliye edilen personeli daha uzun süre hayatta tutmak için ne yapılabileceğini araştırırken (daha çok yiyecek, daha çok su koymak vs.) çok ilginç bir tespitte bulunmuşlar.

    Batan gemiden kurtulanlar arasında yaşlılar genellikle daha çok hayatta kalırken, en büyük ölüm oranı 18-30 yaş arası askerlerde görülmüş. Fiziksel olarak çok daha dayanıklı olması beklenen bu grubun neden böyle beklenmeyen bir davranış gösterdiği araştırılınca ilginç bir sonuç çıkmış:

    Kurtulanların çok büyük bir kısmı (özellikle de yaşlılar) ya daha önce en az bir kez gemisi batırılmış, ya da bir arkadaşının bulunduğu gemi batırılmış kişilermiş. Yani eninde sonunda kurtulacaklarını fakat o gün gelene kadar sabırla, güçlerini tüketmeden dayanmaları gerektiğini ya bizzat tecrübe etmişler, ya da başkalarından duymuşlar.

    Benzer bir şeyi daha önce bulunduğu/kurduğu şirket batan çalışanlar için de söylerler, bunun dünyanın sonu olmadığını tecrübe etmiş kişilerin iş dünyasında çok daha dayanıklı hale geldiği genel kanıdır.

  6. Zor zamanlarda ayakta kalmak için geçerli koşulları kendim de denedim. Yukarıdaki yazı kesinlikle doğru ve geçerlidir.

Yorum Yazın