27 June 2011 Monday

Hazzı ertelemek

Muhan Soysal hocamız, Talcott Parsons’un -yanılmıyorsam- “değişkenler” diye bilinen karşılaştırmalarından esinlendiği ve işletmeciliğe uyarladığı kavramların üzerinde çok dururdu.

“Muhan hoca” kitabının yazarlarından Mehlika Babaoğlu’nun hocamız ile yaptığı görüşmeleri, kendi 35 yıllık okul defterlerim ile harmanlayıp, o kavramları aktarmaya çalışacağım. Bence de bu kavramlar, hem kişisel gelişim hem de profesyonel bakış açısı için kesinlikle önemlidir.

Aktarmaya çalışacağım karşılaştırmalardan ilki: Duygusallık / Duygusal tarafsızlık.

Duygusallığın doğal sonucu, hemen tepki göstermek. Lafı anında gediğine oturtmak, “cuk sesi” gibi deyimler duygusal davranışları anlatır. Onlar için tek bir kaçınılmaz gelecek var. ÖLÜM. Ötesi kader. Bundan başka gelecek beklentisi, perspektivi yok.

Duygusal tarafsızlık denildiğinde, duyguları ortadan kalkmış bir kişi anlatılmıyor. Uzun vadeli hedefler için, kısa vadeli hazzın ertelenmesi söyleniyor. Öz disiplin dediğimiz kavram, tamamen hazzın ertelenmesine bağlı.

Kitapta Muhan hocamın ağzından verilen örnek:

Muhan hocamın 1977’de İşletme 1’inci sınıf öğrencilerine verdiği örnek şöyle.

Hazzın ertelenmesi ile daha kârlı çıkılmasının en iyi olgusu bizzat PARA… Parayla yatırım yapabilir, biriktirebilir veya harcayabilirsiniz.

  • Harcamak, gönlünce alışveriş yapmak, şunları ve bunları almak haz verir. Keyifli birşey.
  • Yatırım yapmak ise, gelecekte daha fazla verim almak, uzun vadeli kârlar için şimdiki hazzın ertelenmesinden başka şey değildir.

Biriktirmek konusunu da ikiye ayırmıştı.

  • Eğer geleceğe ilişkin planlarınızdan ötürü biriktiriyorsanız, kendinizi disiplin altına almışsınızdır.  Bu hazzın ertelenmesidir.
  • Eğer ne yapacağınızı bilmiyor, ama çeşitli endişelerinizden ötürü para biriktiriyorsanız, duygusal yaklaşımınız devam ediyordur. Varyemez davranışı, disiplin değil duygusallıktır.

Muhan hocamın 1977 tarihli defterlerimdeki örnekleri bunlar.

😀

Benim güncel örneklerim ise:

Kırmızı ışığı görmesine rağmen gaza basan, sonra da freni kökleyerek duran tomruk şoför de bir örnek. Sonuna kadar gazlasan da, hafif bir hız ile yaklaşsan da bir şey değişmeyecek. Sadece hızlı gitme hazzını duymayacaksın. Karşılığında gereksiz yakıt ve fren balatası tüketmeyeceksin. Azıcık akıl, daha kârlı olmanı sağlayacak.

Yemek haz verici birşey. Ama uzun ve sağlıklı yaşamak için bu hazzı ertelemek gerekiyor. Sigara da öyle.

😛

Profesyonel başarılar bir yana, öz disiplinin artması bireysel gelişme açısından da çok önemli. Başkasını suçlama kolaylığından kaçıp bahanesiz düşünmeye başlamak, kendini kandıracağın yalanlar yerine hatalarınla yüzleşmek de öz disiplinin bazı parçaları.

Gerekçe ile bahaneyi ayıran şeyin haz ve erteleme olduğunu düşünüyorum.

Nur içinde yat Muhan hocam.

🙂

Etiketler:

Kategori: yaşamın içinden

“Hazzı ertelemek” yazısına şu ana kadar 5 yorum yapılmış:

  1. Güzel yazı için teşekkürler. Hocam bu konuyla ilgili böyle de bir video var. Başarı ile hazzı ertelemek arasınaki bağıntıyı anlatıyor.
    http://www.ted.com/talks/joachim_de_posada_says_don_t_eat_the_marshmallow_yet.html

  2. Muhan Soysal hocamın ikili karşılaştımalardan biri de Takdir odaklılık  / Başarı odaklılık idi.

  3. Daniel Goleman’ın “Duygusal Zeka” adlı kitabında da bu konudan epeyce bahsediliyor. Yapılan deneyler anlatılmış.

  4. ali furkan ertekin :
    21 March 2015
    1:04 pm

    Konunuz bu değil biliyorum, ama konu içinde paylaşılan resim üzerine söylemek istedim, üst alt yaya geçitleri, kaldırım kenarlarına döşenen o zincir yığınları yayaları şehrin akışından dışlamak için vardır, ve gitgide şehir sadece arabalara kalıyor ve siz o 50 metrelik sokakta karşıdan karşıya geçmek için 100 metre merdivenin çıkıp 50 metre yürüyüp tekrar 100 metre merdiven inmeniz gerekiyor, Kızılay’da ve birçok şehrin birçok merkezinde yayalar şehirden dışlanıyor, yayalar ve arabaların bir arada kullanabileceği şehir cadde sistemleri yerine böyle bir yol izlenmesi üzücü. İnsanların bunu yapmalarının altında yatan temel sebep acelecilik değil, kendi yollarında ilerlemek ya da soyutlanmak istememeleridir.

  5. Demek ki, doğa ile iç içe yaşayan İsviçre’liler şehirden soyutlanmayı kabul ediyor ama İstanbul’lular kabul etmiyor.

    Çok anlamlı…

Yorum Yazın