21 June 2012 Thursday

Kadının yeri 2

PepsiCo Türkiye ileKAGİDER’in birlikte düzenlediği “Kadın Liderlerin Öncülüğü – Sürdürülebilir Ekonomi için Kadının Güçlenmesi” konulu forum notlarımdan oluşan Kadının yeri devam ediyor.

😉

Prof. Nakiye Boyacıgiller’in yönettiği oturumda söz sırası Şafak Pavey‘e gelince, “yurtdışından Türkiye’ye geldiğinde “gerçekler ve efsanelerin karşımış olduğunu” gördüğünü” söyledi.

Yönetici ve girişimci kadınların sadece %5 olduğunu, kalan %95 için birşeyler yapılması gerektiğini vurguladı. “Sokaktaki gerçek değişmiyor. Toplum, sokaktaki gerçekle yüzleşmeli”, “Kültürü nasıl değiştireceğimizi konuşmaya başlamalıyız” dedi.

“Gerçekler ve efsaneler” konusunda birçok örnek verdi. Not alabildiklerim şunlar:

  • Liberal ekonomi deniyor, ama hükümet esareti altında bir iş dünyası var.
  • Avrupa Topluluğu’na girmeye çalışıyoruz deniyor ama Avrupa Topluluğu’ndan daha güçlü olduğunu ispatlamaya çalışan bir hükümet var.
  • Güce tapınma ve muhalefeti çöp sayma kültürü var. Muhalefet olmadan demokrasi olur mu?

Kendisine umutlu olup olmadığı sorulduğunda, Mozambik’ten, Afganistan’dan olumlu örnekler verdi.
“Türkiye’den ne kadar umutlu olduğu” sorulduğunda “Umutluyum, çünkü nüfusumuz Dünya nüfusunun sadece %1’i ve artık herkes diğerleri ile birlikte yaşamak zorunda” dedi.

  • Bilirsiniz, yanıtları ince ve keskin bir zeka ile “anlayan anlasın” tarzında ifade edenlere hayranım. Ek olarak Şafak Pavey’i her dinlediğimde kendisine hayranlığım artmakta.

Defterimdeki diğer notlar:

  • “Din ağırlıklı kültür, evrensel değerlere sahip değil.”
  • “Türkiye’de sokakta ne varsa, parlementoda da o var”
  • “Van depreminde uzlaşma kültürünün olmadığını gördük.”
  • “En kötü durumdakini kurtarmadan, diğerlerini kurtaramayız. Kadın CEO’ları konuştuğumuz kadar zor durumdaki kadınları, engelli kadınları da konuşmalıyız.”
  • “İş hayatında birçok şey, erkeklere göre düzenlenmiştir. Örneğin toplantı salonları, ceketle ve kravatla oturan erkekler terlemesin diye soğutulur. Burası da buz gibi. Ayak parmaklarım dondu.”

Şafak Pavey’in sitesine mutlaka göz atmalısınız.

🙂

KAGİDER’in en büyük destekçilerinden bir olan Eczacıbaşı Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, fırsat eşitliği konusundaki çalışmalarından örnekler vererek başladı. Sürdürülebilir kalkınma için küresel ilkeler’e imza atan ilk Türk firma olduklarını belirtti. ( Şurada daha ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz. )

İş hayatında kadınların karar verici pozisyonlara gelmesi konusunda “erkeklerin doğuştan rekabetçi olması bazı pozisyonlarda kadınların daha başarılı olmasını sağlasa da, sert rekabetin gerektiği noktalarda erkeklerin öne çıktığını” söyledi.

Bülent Eczacıbaşı’nın daha önceki (başka konuda) samimi bir konuşmasına ait notları şuradan okuyabilirsiniz. [1] , [2] , [3] , [4] , [5] .

😉

Oyuncu Serra Yılmaz “Oyuncu, İtalyanca ve Fransızca simültane tercüman” olarak tanıtıldı. “Papa XVI.Benedict’in Türkiye ziyaretinde tercüman olarak eşlik ettiği” de belirtildi.

Serra Yılmaz, “mesleğinin oyuncu’luk olduğunu, ister istemez fasılalı olan bu işi sürekli yapmak için diğer işleri de yaptığını” vurguladı. “Oyunculuk, başkasının arzusuna bağlı. Yönetmenin seni arzulaması, seninle çalışmak istemesi gerekir. Ona “beni beğen” diyemezsiniz. Rol kapmak için kapı kapı dolaşanlara acıyorum. Birine telefon edip “Bana aşık ol” demek gibi bir şey.” dedi.

  • Bu cümleden sadece artist adaylarına değil, “Beğen” peşinde koşan markalara ve onları yalan-yanlış yönlendiren sosyal medya reklamcılarına da dersler çıkıyor.

Papa XVI.Benedict’in tercümanı olmaktan çok, François Mitterand ile sohbetlerini daha fazla önemsediğini” özellikle vurguladı.

Kadın konusunda hiç yumuşatmadan konuştu. “Bunca kazanımı nasıl tepkisiz bir şekilde teslim ediyoruz. Her halde, yüzyıllardan beri egemen olan “padişaha biat” kültüründen geliyor.” “Kadının kültüre alışması, kendine güven duyması için eğitim gerekiyor.

Kadınlar dünyadaki en büyük azınlıktır

Bizim paramızla bize karşı tiyatro yapamazsınız” diyene “Aslında benim param. Benim vergilerimle oluşuyor” demeyi bilmeliyiz. Sanat, iktidarın açıklarını ortaya döker.

Kadınlara ayrı otobüs bir kandırmacadır. Kadın otobüsüne değil de diğerine binen kadın saldırılmayı ve tecavüzü hak etmiştir, denmeye başlanır.

🙁

Sevgili Müge Cerman’ın bu toplantı ile ilgili yazısı

Dizisin sonraki yazısı, kadının iş hayatındaki yeri konusunda yorumlarım olacak.

😉

Etiketler: , , , ,

Kategori: yaşamın içinden

“Kadının yeri 2” yazısına şu ana kadar 4 yorum yapılmış:

  1. İlker Şahin :
    22 June 2012
    11:56 pm

    Serra Yılmaz ne de güzel söylemiş: “ ‘Bizim paramızla bize karşı tiyatro yapamazsınız’ diyene ‘Aslında benim param. Benim vergilerimle oluşuyor’ demeyi bilmeliyiz.” Peki karşı kutupta yer alan yüzde 50’lik kitle de aynı şeyi söylerse?

  2. İlker,

    Onlar da kendi tiyatroları ile istedikleri kadar yalakalık yapabilirler. Zaten yapıyorlar da…

    😉

    Ne var ki, yalakalık yapınca sanat olmuyor.
    .
    EKLEME:

    Eğer diğer %50 “bizim paramızla bize karşı tiyatro olamaz” derse, onların DEMOKRASİ anlayışının da hükümet ile aynı olduğunu anlarız.

    🙁

    Korkumuzda haklı çıkarız. Gelecek yaşamımızdan daha fazla endişe ederiz.

  3. İlker Şahin :
    23 June 2012
    2:10 pm

    Mevzu uzun Uğur abi, ben sadece basit bir soru sordum. Karşı taraf derken, karşı taraftaki sanatçıları değil, karşı taraftaki seçmeni/vergi vereni kastettim. Ben de vatandaş olarak, benim verdiğim paralarla maaş alan sanatçıların benim inançlarımla dalga geçmesini, inançlarımı aşağılamasını istemiyor ve bunun ucuz maskaralık olduğunu düşünüyorum. İktidara yalakalık yapmaktan çok da farklı bir durum değil etik olarak.

    Yalakalık diye suçlamışsın da devlete sırtını yaslayıp, devlet imkânlarını sonuna kadar kullanıp, ondan sonra da anti-devletçilik oynayarak da sanatçı olunmuyor maalesef. Benim bildiğim, dünyada sanatın minvali az çok bellidir. Devlete KAPILANAN adama sanatçı denmez, olsa olsa MEMUR denir. Memura ne zamandan beri sanatçı deniyor? Dünyanın hangi ülkesinde var Devlet Sanatçısı unvanı.

    O sanatçılar, hem devlet maaş alıp hem bilmem kaç dizide ve reklamda rol alarak sanat yapmak yerine bizatihi kendi sanatlarına yaslanarak tiyatro yapmaya ve seyirci çekmeye çalışsınlar da göreyim.

    Son olarak, “Korkumuzda haklı çıkarız. Gelecek yaşamımızdan daha fazla endişe ederiz.” şeklindeki sözlerin, fazlasıyla ajitasyon ve demagoji kokuyor. Böyle ucuz savunma numaralarına başvuracaksak benim de “28 Şubat’ta biz korkmuştuk, biraz da siz korkun.” demem lazım.

    Bu da ego tatmini, sen seviyorsun ya ben de yapayım dedim: Tırnak içinde yazdığın alıntı cümlelerin baş harfini büyük yap ve tırnağı kapatmadan önce cümlenin sonuna nokta koy. Bağlaç olan “ki”den sonra da virgül koyma; adı üstünde “bağlaç”, yanına bir de virgül koyma Uğur abi 😀

    Hadi hayırlı işler. 🙂

  4. İlker,
    .
    Dediğin gibi olursa, devlet sanatın ilerlemesi değil gerilemesi için çalışırdı. Aradaki farkı ve devletin ne yapması gerektiğini anlıyor musun? Yoksa beni suçladığın demogojiye mi sığınacaksın.

    😉

    İster sağda, ister solda… Uluslararası ödül alan devlet yalakası sanatçı biliyor musun? Her iki taraftan da çok sayıda Nobel kazanmış muhalif isim sayabilirim.
    .
    Devletten milletvekili maaşı alıp TV’de yorumculuk için ayrı para alanlardan bahsetsem, KAPILANAN ve MEMUR demeyip yine ajitasyon veya demogoji diyeceksin. Bunu ahlak anlayışına sığdıranların sanatçılara olumsuz bakması çok olağan.
    .
    Sen istediğine inan. İstediğin gibi ego tatmini yap. Benim derdim ego tatmini değil, müdahale edilen yaşam tarzımı ve geleceğimi düşünmek. Giderek daha da fazla endişe ile…
    .

Yorum Yazın