3 February 2011 Thursday

Kurumsal mı / girişim mi?

Dün başladığımız Kurumsal sorunsalı dizisinin ilk yazısında “Bürokratik ≠  Kurumsal” demiştik.

Kısaca anlatayım. Alman sosyolog Max Weber, tarih boyunca en iyi işleyen organizasyonları inceledikten sonra bürokrasi kavramını yarattı. Bir organizasyonun hızlı karar alması, çelişki yaşamaması, kaybedilen elemanın yerini hızlı doldurabilmesi, vb. için gerekli olan kuralları tanımladı.

İnsan bunu eline alınca, kendi koltuğunu korumak için bir araca dönüştürdü. Hepimiz bürokrasiyi, Max Weber‘in yapmaya çalıştığı biçimiyle değil, Karl Marx‘ın sıfatladığı biçimiyle tanımaya başladık. Sorun çıkaran, yavaşlatan, durağan…

Kurumsallık ise anladığımız bürokrasinin kurumlara zarar vermesini engellemek için bir yaklaşım aslında…

😉

Bu kadar kuram yeter. Gelin bir test yapalım.

1 – Canı isteyen şirketin ortasında birilerine bağırabilir, hakaret edebilir.

  • Kurumsal şirkette
  • Girişimde

😮
2 – Diyelim ki bunu yaptı. Tekrarlanmaması için önlem alınmaz, birileri işittiği hakaretlerle kalır.

  • Kurumsal şirkette
  • Girişimde

😮
3 – Liyakat, performans, başarı önemsizdir.İsteyen istediğine istediği unvanı verebilir.

  • Kurumsal şirkette
  • Girişimde

😮
4 – Patrona odaklanıp yağlarsan mesele kalmaz. Diğer kişileri umursamazsan da olur.

  • Kurumsal şirkette
  • Girişimde

😮

Yanıtlarınızı merak ediyorum.

🙂

Etiketler: , , ,

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Kurumsal mı / girişim mi?” yazısına şu ana kadar 24 yorum yapılmış:

  1. Bircan HANCI :
    3 February 2011
    9:02 am

    4 Seçenek için de “Kurumsal Şirket” diyorum.
    Girişimde bunlardan herhangi birinin var olması o girişimden %90 hayır beklenmemesine işarettir.
    NOT : Tabii gören bir göz (Yatırımcı ve ya bu sektörde tecrübeli bir yönetici) her şeyden bunalmış girişimciyi ikna ederek girişimi ucuza kapatıp güzel bir kadro temizliği ile harika bir iş haline getirebilir.

    Veya girişimci asıl kimliğini unutmadan yönetimi bir profesyonele bırakır ve onun kararlarını destekler.

  2. Birkan,

    Maalesef ilk yazının (Kurumsal sorunsalı) konusuna dokundun. Senin de kurumsal bir şirkette hiç zaman geçirmeden doğrudan kötülediğini düşünüyorum. Bu yazı dizisinin amacı, kurumsal şirketleri yüceltmek değil, olgulara önyargılardan arınmış bakılmasını sağlamak. Birkaç yazıya dayanak olacak bu yorumun. Teşekkürler.

    🙂

    30 yıl iş hayatım boyunca girişimcilerin yanında da çalıştım, kurumsal şirketlerde de… Milletin ortasına gelip hakaret edenleri girişimlerde gördüm. Patronlar başlar, sonra müdürler aynı uygulamayı tekrarlar. Bir süre sonra hemen herkes yapar. Gerisi… yeni yazılara kalsın.

    😀

  3. 1-2 ve 3’ün girişimde olma olasılığı çok yüksek; çünkü kurumsal’da hakaret eden “müdür” bile olsa onun da bağlı olabileceği yerler, uyması gereken kurallar olacaktır. Dolayısıyla öyle bir şey olsa bile, bir daha yaşanmaması için bu kurallar gündeme getirilecek, gerekli yaptırımlar uygulanacaktır. 3. soruda liyakat/performans/başarının girişimler için önemsiz olduğunu iddia edemem; ancak isteyenin istediğine istediği ünvanı verebileceğine inanıyorum organizasyon şeması oturmamış girişimlerde.

    4 için ise oldukça kararsızım, doğru kişiye yağladığın sürece “belirli” yerlere gelebilirsin ister girişim ister kurumsal olsun.

  4. Bircan HANCI :
    3 February 2011
    9:44 am

    Hocam yaşım kadar iş tecrübeniz var. O konuda laf edemem size. 🙂
    Bilgi Teknolojileri ve Reklam sektöründe uzun yıllar çalıştım.
    Birlikte iş yaptığım pek çok kurumsal(!) firma oldu.
    Ki ekonomi dergilerinde hakkında yazı yazılan şirketler vs de dahil bu duruma. Ama gözümle görmeden inanmayacağım olaylara şahit oldum. (ki hakaret en hafifi kalır)

    Bence öncelikli olarak KURUMSAL dan beklentimizin ne olması gerektiği ile ilgili bir karara vermemiz gerek. Ya da KURUMSAL dediğimizde almamız gereken referans noktası ne olmalı? Elimizde bir örnek model olursa kıyas yapmamız daha rahat olur.

    Ayrıca sorularınızın ucu açık, ama bunu kasti olarak yaptığınızı düşünüyorum, zira ikileme düşebilecek, tam denge noktasında duran konulara atıf yapıyorsunuz. 🙂

  5. Testteki durumların hepsinin girişimlerde meydana gelebileceğini düşünüyorum. Eğer bir girişimde tüm bunlar aşılmışsa zaten kurumsallığa adım atılmıştır diye düşünüyorum Uğur hocam.

  6. Tulin Bozuyuk :
    3 February 2011
    12:01 pm

    1. Durum hem kurulsalda hem girişimde olabilir. Kurumsalda olursa olayin nasıl önlem alınacağı ve tekrarlanmamasi gerektiği bilinir. Ki bu da 2. Durumu açıklar. Girişim bu durumları kisiye bağlı yorumlar. Girişime para kazandıran birinin vakit ve itibar kaybettirmesi gozardi edilir. Bu da 3. Durumu doğurur; girisimde performans, liyakat ve basarı standardı yoktur. Donem donem yapılmaya çalışılsa da alt yapısı olmayan araziye ev yapmak gibidir. Eviniz vardır ama ayağınız çamurdan hiç çıkmaz.
    Tabi tüm bunların sonucunda 4. Durum gelir; ayakların çamur icinde olsa da patron başındaki çatıyı almasin diye yaglarsin.
    Bunların hepsi girişimde olabilir. Ama tersi geçerli değildir. Tüm bunları yapmayan kurumsaldir diyemeyiz.

  7. 1. madde: insanoğlunun olduğu her yerde bu durum yaşanır. kurumsal şirketmiş girişimmiş farketmez. ikisinde de yaşanır.
    2. madde: az yapıyorsa önlem alınmaz. sık yapılıyorsa kurumsal şirkette yaptırım olur. girişimde ise daha sert olur ayrılıklar olabilir. girişim bu konuda daha kırılgandır bence.
    3.madde: kurumsal şirket diyorum.
    4.madde: kurumsal şirket diyorum.

  8. Uğur Ağabey,
    Başarılı olan organizasyonlar her zaman para ile ölçülemeyen değerlerin temelerinde olduğu (prensiplerinde diyelim hatta 🙂 ) organizasyonlardır. Sicilya aile kültürü, yakuza prensipleri, laz aile bağları, kürt aşiret yapısı. Sözün senet olduğu, sözleşmelere gerek kalmadığı, gerek kalırsa da mahkemeden ziyade başka şekillerle dostça çözdüğün! yerlerdir. Bunun yanında da ülkemizde en rasyonel işleyen sistem askerlik sistemidir.
    Yine para ve mevki ile ilgili çıkarların olmadığı, hatalıysanız birisinden kalabalık ortasında azar işitebileceğiniz, bağırıp çağıranın yanına kar kalabileceği, isteyenin isteyene ünvan verebileceği (çaycı, çavuş, tv sorumlusu vb), patrona yalakalık değil de sadakat göstermenin prensip olduğu ve alttakinin üzerindekini sorgulamadığı yapıdır.
    Tüm bunlara karşın sorgusuzca yanındaki adam için ölmeyi göze alabileceğin, yüreğin ön planda olduğu ,saygı ve sevginin bir menfaat ile bağlantılı olmadığı yerlerdir buralar. Yalakalık yoktur asla. Sen de, ben de bu değerlerle lisede yetiştik, osmanlı imparatorluğu bu değerle uzun seneler yaşadı, askerliğini yapan bizler bunu hiç garipsemedik.
    Ancaaaaak hiç haketmeyenlerin, su boşu gibi olup ta sadece 10 sene x sözde kurumsalında durdu diye adam yerine konduğu, organizasyon içerisindeki değerlerin fikirlerine değer verilmeden dışarıdaki tavuğun kaz göründüğü,xxx danışmanlara 10 sayfalık raporlar için binlerce euro paraların saçıldığı, şirketi geliştirmek için ise danışmanların en alttakini dinleyip, en üsttekine rapor verdiği ve tabii ki yine uygulanmayarak o paradox içerisinde değerlerin iyice ayaklar altına alındığı, kendini kandıran yapılardır.
    Bu yüzden insanlar mutsuz, bu yüzden \iş hayatı\ çok önemli birşeymiş gibi değer görmektedir. İş hayatı gustolarını tatmin etmek için emek verdiğin ve karşılığını aldığın kavram olmalıyken, bizim sosyo kültürel yapımızda malesef ve malesef roma oyunlarını öğrendiğin yer olmuştur. Delikanlılık, mertlik ölmüş, kurumsal hayat kavramı uğrunda ruhlar satılmış ya da satılmaya zorunlu bırakılmıştır. Ben şahsen satmadım, satmayacağım. 2 kuruşluk yüzeysel tecrübesi olan kimsenin de ne tribini ne kompleksini çekmeyeceğim. Kurumsal hayatta çeken kazanır. Ben başka değerlerin peşindeyim.

  9. Kurumsal firmalarda “Organizasyonun Şekli”de önemli sanırım. Alabildiğine hiyerarşik organizasyonlarda bu tür olaylarla sıkça karşılaşabilir ki bağıranın-adam kayıranın-pohpohlananın hiyerarşiden aldığı güç ortaya artık mobbing olarak adlandırılan durumu ortaya çıkarır.
    Girişimde bu sorunlar ortaya çıkmaz mı? Tabi ki çıkar ama hiçbirimizi çok şaşırtmaz.

  10. Bircan,

    Kurumsal sorunsalı dizisinin ilerleyen yazılarında daha net göreceğiz. Ama şimdi bile, yorumlara baktığımızda iş tecrübesi olanlarla olmayanlar, konuya ön yargılı bakanlarla açık ve tarafsız düşünenler ayrışıyor.

  11. Ozan,

    Girişimde bağırma ve adam kayırmanın zaten olağan olduğunu, kimseyi şaşırtmadığını mı söylemek istiyorsun. Doğru anlamış mıyım?

  12. Kötü örneklerin hepsi ya kurumsallaşamamış girişimlerde, ya da kurumların en kötü örneklerinde olabilir.
    Gerçek anlamıyla kurumlarda, insanın en zayıf noktaları törpülenmiş, işe odaklı bir yapı vardır.
    Girişimcilerin öğrenmesi gereken ilk kurum kültürü de budur zaten. Atıl kurumlardan alınmayacak pek çok taraf var ama, bu onların bir şeyleri daha iyi yapmadığının kanıtı olamaz.

  13. Kurumsal geçinen, çok fazla sayıda çalışanı olan şirketlerde de bu tarz “patron” etkileri olabiliyor maalesef, birçok sektörden bu tarz olayları duyuyoruz. Tam aksine “girişim” olduğunu kabul eden, ama bu tür olayların hiç olmadığı şirketler de bulunabilir(övünmek gibi olmasın bizim gibi:). Ama bunların hepsi istisnadır, işi yüzdeye vurduğumuzda Uğur hocanın her sorusunun cevabı “girişim” olacaktır.

  14. Girişimcinin geçmişine bağlı değil mi biraz? Örneğin yıllarca yazılım işinde olan biri yine yazılım üzerine bir iş kurmuşsa, şirkette çalışmaya başlayan yazılımcılara bakışının örnekte verildiği gibi olumsuz olacağını düşünemiyorum. Ama girişimci yazılım kökenli değilse bu olumsuzluklar olabiliyor, çünkü aynı dili konuşma şansları pek yok. “Kurumsal” şirketlerin hiçbirinde bağıran çağıran birileri olamaz, orada “kurumsallık dışı” işler/ayak oyunları arka planda işliyor genelde.

  15. İkisinde de olmaması gerektiğini düşünüyorum ben. Evet genellikle girişimde oluyor, ama olmamalı, yani bunun kurumsallıkla bir ilgisi yok bence.. ‘Bir girişim kurumsal olamaz mı?’ derim ayrıca 🙂

    Girişim ayrı bir işletme çeşidi iken, kurumsallık bir işletmenin yapısı ve organizasyonu ile ilgili bir kavram gibi geliyor bana. Yani büyük şirketin kurumsal olmaması gibi bir durum da söz konusu olabileceği gibi kurumsal girişim de olabilir bence. Tabi internet ve internet girişimleri denilince herkesin aklına bir garaj, casual giyinmiş tipler geliyor. Ancak kurumsal olmak takım elbise giymek demek değil ki.. İşi yapış şekli ve işe bakış açısıdır bence kurumsallık.

  16. ilk 3 ü girişim sonuncusu kurumsal şirkette çalışanlarda bulunan bir bakış acısı sanırım 🙂

  17. Tereddüt ettim. Kurumsal olmak, “Bir kurum bilincine kavuşup kapıdan içeri girdikten itibaren bireylerin tek başlarına anlamsız olduğu ve birbirlerini sevseler de sevmeseler de başarılı olabilmek için beraber çalışmak zorunda oldukları, patronların değil iş bilen insanların söz sahibi olduğu ve hataların bireysel olarak değil daha önceden çerçevesi çizilmiş prosedurler ışığında değerlendirildiği bir oluşum olmak” demek değil mi?

  18. Yani girişim ile kurumsal, sanki biraz elma armut gibi oluyor. Örnek soru: “Bir girişim kurumsal olamaz mı?” Sinem Co +1.
    Bence en güzeli “Kurumsala girişmek” 😛

  19. hepsi girişimde olur bunların diyorum ama bence başka bir sorun var!. Bizde birçok girişim belli bir boyuta geldiğinde kendini kurumsal sanıyor..
    Bu maddelerin kurumsal(olduğunu sanan) şirketlerde yaşanıyor olmasının nedeni budur zannımca.

    Evet kabul ediyorum hiç iş tecrübem yok, hatta yeni yeni işlere başvurmaya başladım 🙂

    peşin söyleyim kimseye bağırmam çağırmam, tarzım değil, ama bana işte bağıracak adamın aklını alır sonra giderim 🙂
    öğrenci özgüveni :))

  20. Ugur abim , kiymetli hocam
    oncelikle soruma http://istekaynak.com/yasayarak-ogrenmek-mi-kurumsal-calisarak-mi/ sitesinden yanit verip burada bir yazi dizisi haline aldiginiz icin tesekkur ediyorum-.Yukaridaki yorumlari okuyunca kendimi tunus ta ki benzini yakarak devrimi ateslendiren genc gibi hissettim
    😀
    Yapacagim girisim alaninda 30 yili gecmis kurumsallasmis bir girisimde , tabiri caizse amelelik katmanindan basladim, amacim burada nirvanaya ulasmak degil tabi ki ama yapmamam gereken nelerin oldugunu ogreniyorum.
    🙂
    yazi dizisini takip ediyorum , su an turkiye de olsam bir kahve ismarlamak isterdim ama gelince almak isterim simdiden soz alayim
    😀

  21. Murat,

    Gerçekten nicedir beklettiğim bir diziye ilk ateşi sen vermiş oldun. Genç girişimcilerin dünyayı sadece girişimlerden ibaret görmesinin tehlikelerini, bilmeden savurmalarının yanlışlığını nasıl anlatacağıma karar verememiştim.

    Blog’larına veya friendfeed’e yanlışlarını yazında çok alınıyorlar. O zamana kadar onları destekleyen Uğur abi’ye ifrit oluyorlar.

    Sen de sorunca… İyi oldu konuyu açtığın.

    😉

    İstanbul’a gelince kahveler benden.

  22. Bircan HANCI :
    4 February 2011
    9:56 am

    Uğur hocam, görünen o ki gelecek yazılarda epey hararetli tartışmalar görünüyor. Özellikle son yorumunuzla epey oka hedef olacağınızı söyleyebilirim.

    Ağırlıkta madalyonun bir yüzünü gösterip “Genç girişimci devleri dize getirdi.” şeklinde motive edici, gaza getirici haberler dışında basına hiç yansımayan ve de birer ders niteliğinde incelenmesi gereken “Genç girişimci devlere yem oldu.” haberlerine de ihtiyaç var aslında.

    Ve de bu yazılarınızla aslında “Devlere yem olmamak için bilmeniz gerekenler.” tadında çok güzel bir konu da çıkabilir.

  23. Girişimlerde bağırma ve adam kayırmanın olağan olduğunu söylersem haddimi aşmış ve özenerek izlediğimiz kimi girişimlere haksızlık etmiş olurum Uğur Bey. Kurumsal kimlik yönetimi, yönetişim vs. başlıklar altında onlarca kaynağın, hocalarımızın derslerde bahsettiği örnek olayların neredeyse tamamı kurumsal olamayan yada kurumsallaşma süreci başarısızlıkla sonuçlanmış firmaları işaret ediyor. Bu yüzden şaşırmayacağımızı belirttim. Bu algı henüz girişimde yada kurumsal firmada çalışmamış yeni mezun arkadaşlarımızda daha belirgin.

  24. Yaşamım boyunca çok sayıda girişimciyle çalıştım.  Bazen onlara rağmen şirketlerini daha iyi duruma getirmeye çaba sarfettim.

Yorum Yazın