8 April 2016 Friday

Eğitimin McDonaldlaşması

Birkaç haftadır, bir doktora grubuna misafir dinleyici olarak katılıyorum.

Tartışılan çok sayıda makaleden biri George Ritzer’in 1983 yılında The Journal of American Culture dergisinde yayınlanmış “The McDonaldization of Society” (Toplumun McDonaldlaşması) isimli yazısıydı.

🙂

Makale, “yeterliği, tahmin edilirliği, ölçülebilirliği artırmaya çalışırken amacından sapan çok sayıda hizmeti” tartışıyor. Paket turlardan, tıp bilimine nelerin değiştiğini ortaya koyuyor. (Makale ile temelde aynı fikirde olmama rağmen, katılmadığım örnekler de var. Orası daha derin bir tartışma konusu.)

Bugünün Türkiye’si için, sadece “eğitimin McDonaldlaşması” kısmını ele alacağım.

Uzun bir zamandan beri eğitimin amacı yaşam için gerekli olanları öğretmek değil. İlkokullar, okuma yazmayı öğretir öğretmez, kolej sınavlarına hazırlamaya başlıyor. Okulların başarısı, kaç kişinin kolej sınavlarında kaç puan aldığı ile ölçülüyor.

Çocuklara öğrenmeyi sevdirmemiz gereken yaşlarda test çözmeyi öğretiyoruz.

Kolejler de üniversite sınavına hazırlıyorlar zaten. Arada yabancı dil de öğretirlerse ne güzel. Okulların başarısı kaç kişiyi hangi üniversitelere kaçıncı sırada soktuğu ile ölçülüyor. Ona göre fiyatlar artıyor.

Üniversitelerin eğitiminin yeterli olmadığından çoğumuz şikayetçi ama… Zor bir eğitim de istemiyoruz. Hani sanki, “benden başka herkese sıkı bir eğitim verilsin” diyen bir topluluğuz.

egitim-1

Bunların hepsi, araçların amaç olmasının sonucu.

Bürokrasi‘nin zamanla kullanımında sorun olduğunu, araçları amaç yaptığını bazı yazılarda belirtmiştim.

Eğitimde de amaç öğrenmek değil de üniversiteye girmek olunca… taaa ilkokuldan başlayan bir “____ boşlukları doldurun” veya “doğru seçeneği işaretleyin” ile eğitim alınıyor. Ölçülebilir, kıyaslanabilir bir eğitim oluyor.

Öğretiyor mu derseniz… “Mesleği, hatta hayatı gerçekten öğrenmek isteyen kim?” diye sorarım.

😉

Resim şuradan alıntıdır

Etiketler: , , , , ,

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Eğitimin McDonaldlaşması” yazısına şu ana kadar bir yorum yapılmış:

  1. Teşekkürler, sevgili Ugur Ozmen!… Bilgine, aklına, gözlerine, ellerine sağlık!… Burada yapısal bir soruna değinmekte de fayda var: Türkiye’de iş hayatı borçlanma-spekülasyon sarmalından kendisini kurtarıp, sürekli yenilikçiliğe dayalı zenginleşme zihniyetini benimseyemedi. Bakınız: http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/ege-cansen/isadami-borctan-korkmaz-1140117/ Bu, aynı zamanda, eğitim tedarik zincirinin müşteri tarafının (işverenin) ve–spekülasyondan nemalandığı ölçüde de–siyaset ve bürokrasinin en önemli zaafı. İşverenin nitelikli çalışan ihtiyacı az; ihtiyacı olanların ise siyaseti ve bürokrasiyi yönlendirme imkanı yok. Daha uzun süre Finlandiya hayali ile yaşamaya devam edeceğiz. Daha doğrusu, bu şartlarda “Finlandiya ezberi” demek daha doğru olur.

Yorum Yazın