4 January 2011 Tuesday

Sorumluluktan kaçmak

Direktörlük dönemimde… Müdür bana geldi. Yanındaki eleman ile çalışmak istemediğini söyledi.

Nedenleri tartıştık. Sorumlulukları doğrultusunda yetkisine de saygı gösterdim.

– Peki” dedim. “Kendisine bildir. Yasal görevlerimizi yerine getirelim. Tazminatını ödeyelim.”
– Siz bildirin.” dedi.
– Neden ben bildireyim? Senin kararın değil mi? Kararının arkasında durmalısın”

Yapamayacağını söyledi. “Kendisinin bildirmesi” konusunda direndim. Yarım saatten fazla konuştum. Yetki / sorumluluk ilişkisinden bahsettim. Çaresizlik içinde kıvranan bir müdür görmek hoş değil.

– Öyleyse birlikte bildirelim.” dedim.
– Ben olmasam…”
– Sen kendi kararını açıklayamazsan, ben hiç söylemem.”

😉

  • Kulluk davranışı isimli yazıma friendfeed’de FUNdalina’nın “Ücreti ben verdiğimde sorumluluğunu alması ve karar vermesi kolay ama diğer türlü sessizlik… doğru :-)” diye yorumu vardı. Maalesef ücreti ben versem bile, sorumluluk alamayan çoğunluk var.

Kendi kararlarının arkasında duramayanlar, her fırsatta başkalarını suçlarlar. Ben yine tekrarlarım. Sizi köleleştiren patronun değil kendi bakış açınızdır.

😉

Resim buradan alıntıdır.

🙂

Etiketler: , , , ,

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Sorumluluktan kaçmak” yazısına şu ana kadar 8 yorum yapılmış:

  1. BOyle birsey icin iki olasılık var sanki.. Ya müdür donek-ben elimden geleni yaptimdiyecek siyrilacak elemanına karsı- ya da elemanın neden çıkartıldığını -talep kendisinden gelmesine rağmen- aciklayamiyor.. Müdürde olsan sorarlar adama, “elemanı kazanmak icin sen ne yaptın” ve “yeni birisinin şirkete-ise-sürece adapte oluncaya kadar zaman maliyeti +karakterinin şirket kulturune uygun hamura sahip olmama ihtimalini göze alıyor musun?

  2. Yukarıya yazmadığım kısmını da ekleyeyim.
    İş akdi fesih konuşmasını da yapmak istemedi. Benim odamda oturduk. Birbirlerine baktılar. Söze başlamayınca “Müdürünün sana bir diyeceği varmış” dedim.
    Yine sessizlik… Ben bildirmek zorunda kaldım.
    🙁

    Özetle, bu söylediğin olasılıkların her ikisi de doğru.
    Yanında ben olmadığımda kimbilir ne söyleyecek.
    😉
    Büyük şirketlerde IK’ya bildiriyorsun, yüzleşmiyorsun. Küçük şirketlerde, bizzat üstlenmen gerekiyor. Bu noktada rahmetli Muhan Soysal hocamın “adam kovmayı öğrenmeden yönetici olamazsınız” sözünün doğruluğu ortaya çıkıyor.
    Kuralların arkasına sığınmadan, yöneticinin gölgesine saklanmadan verdiğin kararı üstleniyor musun? Yönetici olmayı bir yana bırakalım “adam gibi adam” olmanın ön koşulu bu.
    Küçük şirketlerde, söylediğin sorular sorulamıyor. (Kurumsal yapıların iyi taraflarından birini htırlattın. Teşkkürler)
    🙂
    Az sayıda ekiple çalışırken, bir baskın timi gibi çalışılıyor. Kimseyi birlikte çalışmak istemediği insanla devam etmeye zorlayamıyorsun. Ama sonuç iyi olmazsa, hesabını çok ağır sorarsın. (O nedenle Tehlike tazminatı http://ugurozmen.com/is-hayati/tehlike-tazminati yazısını yazdım zaten)
    😀

  3. Friendfeed’deki keyifli tartışmayı kaçırmayın:
    http://friendfeed.com/ugurabi/f98c800b/sorumluluktan-kacmak

  4. “İnsanı köle yapan patronun değil kendi bakış açısıdır” konusunda başka bir yazı

  5. Yine “Profesyonel ≠ Ücretli” yazısı

  6. Tekrarlıyorum: Profesyonel ≠ Ücretli

  7. “İnsanı patronu köle yapmaz. Kölelik bir ruh halidir” konusunda bir başka yazı

  8. Herkese hoşgörü gösterilirse durağanlık ve bayağılık tarafından sömürüldüğümüzü anlatmaya çalışıyorum. Söylediği sözün veya verdiği kararın arkasında durmanın -izm ile değil, insanın kendisiyle ve adalet duygusuyla ilgili olduğunu söylüyorum

Yorum Yazın