21 January 2010 Thursday

Takım oluşturma kültürü

ODTÜ’de öğrenciyken “Sosyo-Teknik Sistemler” diye bir ders almıştık.  Aslında UCLA’de doktora düzeyinde verilen bir dersi, hocamız Kamil Kozan bize uyarlayarak anlatmıştı.

Her üretim sisteminin her ülkede aynı şekilde başarılı olmadığını… Üretim sistemlerinin, ancak topluma uygun ise verimli olduklarını görmüştük. Volvo arabalarını 16’şar kişilik iş istasyonlarında üretiyorlardı. Hem kalitesi, hem de verimi giderek artan bir yöntem oluşmuştu.

😛 CoolPrintVikingShip_1

Nedeni şu idi (yanlış anımsamıyorsam)… Viking gemileri de 16’şar kişiden oluşuyordu. Beğenmedikleri kişiyi başka gemiye yolluyorlar, başka gemilerdeki beğendikleri kişilere teklifte bulunuyorlardı. Ganimetleri de 16 kişi paylaşıyordu. Böylece hep iyi anlaşan, aynı hedefe yönelik 16’lı ekipler oluyordu.

Araba üretirken de aynı yöntemi uygulamışlardı. Bir işçi, jant kapağını takıyor, sonra farı vidalıyor, sonra tamponu yerine yerleştiriyordu. Her işçi her işi yapabilecek şekilde gelişiyordu.  Hep aynı yerde, aynı vidayı sıkmadıklarından, işe karşı yabancılaşma da yaşamıyorlardı.

Volvo_factory_1940sHangi ekibin arabayı yaptığı seri numarasından anlaşılıyordu. Araba bozulduğunda, hangi ekibin işi olduğu bilindiğinden, “hep daha iyi” yapmak için aralarında yarışıyorlardı. “En iyi ekip” için ölçülebilir kriterler vardı.

Ekip arkadaşları kadar özen göstermeyenleri aralarından gönderiyor, diğer ekiplerdeki iyilere teklifte bulunuyorlardı. Viking gemileri gibi…

😛

Aynı yöntemi ABD’de denediklerinde çok başarısız oldu. ABD’de fazla çalışanın emeğini paylaşmaya (onun üzerinden fırsat sağlamaya) yönelik bir kültür vardı. Birisi daha yavaş yapmaya başlayınca… “Ben çok çalışırsam emeğimi sömürürler” diye düşünüyorlardı. Herkes, en yavaş çalışana uyum sağlıyordu.

  • Türkiye’de de bir apartmanın su gideri ortak ise, herkes daha az harcamaya değil, daha fazla su kullanmaya çalışır. Benim kullandığımı onlar ödüyor mantığı ile… Aynı düşünce yapısı…

Bırakın kaliteyi artırmayı… Korkunç finansal zararlar ortaya çıktı.

ABD için en iyisinin montaj hattı olduğu anlaşıldı. Hani şu “en zayıf halka” konusu…

🙁

Bunları niye mi yazdım. Eğer birisi, “diğerleri daha az çalıştığı için” performansını bilerek düşürüyorsa…  Orada bir ekip yoktur. Ama daha fazlası, oradakilerle zaten ekip oluşturamazsınız. Kültür uygun değildir.

Boş yere çabalamayın.

😉

Etiketler: , , , , , ,

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Takım oluşturma kültürü” yazısına şu ana kadar 15 yorum yapılmış:

  1. Turan ÖZKAN :
    21 January 2010
    8:55 am

    Ekip olabilmek için sanırım herkesin, “Birbirlerimizi sevmek zorunda değiliz, ama birlikte çalışmak zorundayız. Önyargılardan kurtulup, asgari müşterekte buluşmayı bilmeliyiz” demesi gerekir.
    Sonra da tüm enerjisini ortak amaç ya da ortaya çıkarılacak ürün için kullanması gerekir.

  2. Takım olamayanları başaran gruplarda benim bugüne kadar gözlemlediğim, herkesin hedefinin başka olmasıydı. Birçok zaman ne yazık ki insanların amacı işi güzel bir şekilde ortaya çıkarmak olmuyor. Hedefi terfi aracı olarak gören, ego tatmini arayan, kişisel başarı öyküsü yazmak isteyen….

  3. Çok güzel, bilgilendirici bir paylaşım olmuş 🙂 ODTÜ’de öğrenciyken demiş, hatırladığınız kadarıyla anlatmışsınız. Ne güzel o zamanlar üniversitelerde daha iyi şeyler anlatılıyormuş demek ki. Sanmıyorum mezun olduktan yıllar sonrasında “Üniversitedeyken, hocamız…” diye başlayan yazılar yazabileceğimi..

  4. İnşaat gibi tamamen organizasyon becerisine dayanan bir sektörde olmakla beraber, yıllardır içinde bulunduğum projelerde ekip veya takım çalışması sisteminden çok, iyi bir lider ve görev adamlarının olduğu sistemlerin daha başarılı olduğunu gördüm. Herkesden herşeyi beklemek yerine herkes kimden ne beklendiğini bilirse daha başarılı olunuyor.

  5. Uğuru Hocam ,
    Bizim ülkedeyse bir projeye Türk gibi başlanıyor; büyük bir heyecanla planlar yapılıyor. Alman gibi disiplinli bi şekilde o proje devam ettirilmeye çalışılıyor. O devam etme sürecinde takıma ruhuna, kültüre ya da projeye inanmayanlar eleniyor. Kalanlarsa projeye devam edip İngiliz gibi bitiriyorlar ya da bir kültür ve iş disiplini oturtamadıkları için bitiremiyorlar. Ama hedefe ulaşmak için Alman disipliniyle çalışmak gerekiyor sanırım. Yoksa ne kültür oluyor ne de takım ruhu. Bunlar olmayınca İngilizlerinki gibi titiz bir sonuç da ortaya çıkmıyor.

  6. Utandım..
    Bir süredir, bir projede üstlerim dahil herkes öyle özensiz, dikkatsiz ve hızlı (evet, ağır değil, gereğinden hızlı) çalıştı ki; “Ulen ben niye işime özeniyorum, bana gelen iş özensizken” dedim.

    Gerçi bu durumdan şikayetimi ve beni de olumsuz etkilediğini dün akşam anlattım patrona ama. Bugün üzerine bunu okuyunca…

  7. Uğur Hocam süper örnek aklına sağlık. Bu arada ne yazık ki, bizim de Vikingler gibi değil, Amerikalılar gibi olduğumuzu bir kez daha hatırladık:(

  8. Murat DURAK :
    19 February 2010
    1:51 pm

    Hocam harika bir yazı çok etkilendim takım arkadaslarım temposunu düşürdüklerinde bende temposunu düşüren biri değilim ama okuduğumda yine de tokat gibi geldi kaleminize sağlık:)

  9. Yukarıdaki yazıda sözünü etmiştim. Kendini en zayıf halka ile ölçenlerden mi olmak istersiniz, en güçlü olanlarla mı?…

  10. kamil kozan :
    4 September 2010
    2:52 pm

    Ugur’cugum yillar sonra anlattigim bir dersin–hem de dogru olarak–burada anlatilmasindan cok etkilendim. Ayni prensipler hala gecerli. Total Quality Management, Re-engineering, Lean Systems, ve Self-managing Teams adlari altinda yeniden ve zamana uyarlanarak hayat buldular.

    KK

  11. Kamil hocam,

    Blogumda yorumunuzu görünce çok sevindim.
    😀
    Dediğiniz gibi, her 3 – 5 yılda bir ismi değişse de prensipler aynı. Bize iyi öğretmişsiniz hocam. Tekrar teşekkürler.

  12. Ali Bayrakçı, “Takım olma ve Ülke Kültürü” yazısında, Japonların kültürü konusunda değerli ipuçları veriyor.

  13. […] Acar, Aylin Ertürk, Emin Çeşmebaşı, Kamil Kozan, Mete Tanrıkut, Ömer Yağız adını her fırsatta andığım, öğrencileri olmaktan gurur […]

  14. Ekibe bakarken, patronun girişimci veya profesyonel olması, bakış açısını değiştirmemeli. Değişiyorsa, ekibin parçası değilsinizdir.

  15. Ekipler, gidenin (oyundan atılanın) eksikliğini kapatmak için daha fazla çalışırlar. Bunu bir angarya diye görmezler, ekip olmanın doğal koşulu olarak algılarlar.

Yorum Yazın