12 December 2012 Wednesday

Taraftarlık 2

Körü körüne taraftarlık konusunda çok yazdım. (Listesi yazının sonunda)

Az önce tekerlekli basketbol maçındaki olaylar konusunda Kenan Başaran’ın “Koy deplasman yasağı gitsin” yazısında Doç. Dr. Ahmet Talimciler’in “Onlar futbol taraftarı” dediğini okuyunca, bir anı tazelendi.

😉

1970’lerin sonlarındaydık. Büyük İstanbul kulüplerinden birinin Ankara’da basketbol maçı var. (Gereksiz saldırı olmasın diye takımın adını yazmıyorum.) Fanatik futbol taraftarları bir tribünü doldurdu. Maç başlamadan tezahürat başladı. Oynanan spordan anlamadıkları için seyretmiyorlar da… Çoğunluk sırtını sahaya dönmüş, tribünde üstte oturanlara bakıyor. Merkezi saha değil üst-tribün olan bir yarım daire oluştu.

İstanbul takımında bir Amerikalı oyuncu var. Birkaç tane de basketbol şöhreti. Ankara takımının tüm oyuncuları üniversite öğrencisi. Spor ile harçlıklarını çıkarıyorlar. Gerçek anlamda profesyonel hiçbir sporcusu yok. (Hatırladığım kadarıyla okul bittikten sonra da sporcu olarak devam etmediler.)

Tribündeki fanatiklerin anlamadan geldikleri ve seyretmedikleri o maç nasıl bitti biliyor musunuz? Öğrenciler as’ları yendiler.

Maç bitti. Fanatik taraftarlar da kendi sporcularına ana avrat sövmeye başladı.

😛

Bari maçı seyretseydiniz. Bağırmak ve marş söylemek yerine zor anlarında takımınızı  motive etseydiniz. Hani?..

😉

 

EK NOT:

Taraftarlık yazıları:

 

Etiketler: , , ,

Kategori: yaşamın içinden

“Taraftarlık 2” yazısına şu ana kadar 2 yorum yapılmış:

  1. Uğur Hocam, yazınızın ilk paragrafındaki “1970”i “2012” ve hatta “2013” olarak değiştirin, inanın ki en ufak bir anlam kayması olmayacaktır :/

    Bunun yanı sıra, gerçekten de bahsettiğiniz bu büyük “Spor Kulüplerimizin” hemen hemen bütün amatör branşlarını karşılaşmaların yapıldığı salonlarda, bu sporu kuralları ve kültürü ile takip eden bir kitle de yeşermeye, boy göstermeye başladı ancak gerek sayıca “nispeten” az olmaları, gerekse de seslerinin bahsettiğiniz grup kadar yüksek çıkmamaları nedeni ile arada kaynayıp gidiyorlar.

    Ve kulüp yönetimleri de, “insan(taraftar) kaynağı”, “aidiyet duygusu” gibi kavramlarda kimleri takip edip, hangi tarafa ne şekilde yatırım yapacağı konularını sürekli ıskalıyorlar.

    Tabii tam emin değilim, bilerek ıskalamak istiyor, işin kolayına ve ucuzuna da kaçmak istiyor olabilirler…

  2. Ugur abi, belki de CRM yanina bir de FRM (fan relationship management) diye bir alan acilmasinin zamani gelmistir, ne dersin? 😉
    (tam ustteki yorumu yollayacaktim, bir bakayim boyle birsey var mi dedim, varmis. -bir “serefsizim aklima gelmisti” ani daha!) Bu da link:
    http://www.palgrave-journals.com/dbm/journal/v13/n2/abs/3240292a.html
    -tum makaleyi okuyamadim yalniz-

Yorum Yazın