11 February 2011 Friday

Yeni pazarlama aracı – borç

Bayram haftanın ortasına gelmişti. O sıralarda Hollanda’da yaşıyan ağabeyimi görmeye gitmeye karar verdik.

Patrona durumu bildirince, “Avrupa’ya her zaman gidilmiyor. Gitmişken…” diye bir liste çıkardı.  Benim seyahat 1 hafta değil 1 ay oldu.  Hollanda, Belçika, İtalya ve İsviçre’ye gittim.

Gitmeden önce görüşeceğim her firmanın bizdeki geçmişini, hesaplarını Muhasebe’den istedim.  Bazılarına birkaç yüz dolar borcumuz vardı. Bazılarından ise bin – ikibin dolar alacağımız.  Yol ücretleri konusunda bir bütçe hazırladım. Patron, “ziyaret ettiğin borçlulardan al” dedi.

😉

Onlarca firmayı ziyaret ettim. Bazı alacaklı firmalar, “Patronun seni buraya göndereceğine bize olan 120 dolar borcunu gönderseydi” dedi.  “Bize ödemediği 90 dolar ile zengin oldu mu bari?” diye sordular. “Ona de ki, 150 doları unutmadık. Ama onu tanıma bedeli olarak…

🙁

Bunlara rağmen birçoğunu “yeni bir yönetim anlayışı, hesap verebilirlik, düzgün raporlama, profesyonel ilişki, doğru faturalama, vb.” konularında ikna ettim. Benim kişisel çabamı görüp bana şans vermeye karar verenler oldu.

İstanbul’a döndüğümde, her firma için ayrıntılı görüşme notları hazırlamıştım. Patrona bu firmaları nasıl ikna ettiğimi anlattım. Patron köpürdü. “Nasıl olur da o 90 doların, 120 doların hemen ödeneceğini söylüyorsun. Bize yeni iş versinler, o parayı yeni işten düşsünler…” diye kükredi. Para ödememeyi pazarlama aracı sanıyordu.

😉

O bir girişimciydi. Babasının küçük deniz acentesini koskoca holding yapmıştı. Kanıtlanmış başarıları vardı. Her şeyin en doğrusunu bilirdi. Ben kim oluyordum ki…

Kurumsal mı / girişim mi (ek sorular) daki 8 ve 9’uncu soruların yanıtını okudunuz. (Bitmedi. O yolculuktan çok anı ile döndüm.)

😉

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Yeni pazarlama aracı – borç” yazısına şu ana kadar 7 yorum yapılmış:

  1. Bircan HANCI :
    11 February 2011
    9:15 am

    Hocam çok güzel bir örnek fakat ince kelime oyunları var 🙂 (kabul ediyorum, içim fesat)

    1 . Eğer babasının şirketini alıp holding yaptı ise ona ne derecede “Girişim” dememiz doğrudur?
    Bu şekilde baktığımızda Microsoft, HP, Apple, Google, Dell vs. hepsi birer girişimdir. (Ki başlangıçları bu şekilde)
    Ama şu anda değerlendirdiğimizde bunlar “Kurumsal” olarak geçen firmalar.
    NOT: Bu da bir yazı konusu olabilir. “Girişimler ne zaman/ne durumda kurumsallaşmalı?” ya da “Kurumsallık kaçınılmaz son mu?”

    2. Cümlenizde “Girişim” değil de “Girişimci” kelimesini kullanmanızdan kuruma değil de düşünce yapısına bir gönderme yaptığınızı düşünüyorum.
    Bu şekilde ele aldığımızda da son derece doğru bir tespit.
    NOT2: Bu da aslında güzel bir yazı olur. (ki benzer yazılarınızı okudum) “Kurumsal beden, girişimci beyin.” veya “Girişimci beden, kurumsal beyin.”

  2. Makyevelism ozellikle tek kisinin herseyin hakimi oldugu sirketlerde kanitlanmis basarisi olan bir yontem. Tekrar edilebilir veya surdurulebilir degil. Ama kurucu/girisimci icin konu da bu degil. Maksat kar ise, buna surdurulebilir ve kurumsallik gibi metodlari kullanip momentum olusturup orta uzun vadede kalici sekilde ulasmak mumkun oldugu gibi, adhoc, kisa cycle’lardan olusan ama her seferinde ortalamanin ustunde karli isler ile de ulasilabilir.

    Yukaridaki vaka o sekilde midir bilemiyorum> Genelde degildir biliyorum :).

    Ben ozellikle orta ve uzun vadeli bu tip yaklasimlari riskli buluyorum, her musteri ile 2. ve ya 3. kere calisilmayabilecegi gibi, pazarin nereye gidecegini de kestirmek guc olabiliyor.

    Not: yukaridaki yorumum ozellikle biraz provokatif. Tek dogrunun uzun vadeli yaklasimlar olmayabileceginin altini cizmek istiyorum.

  3. Girişim olması için yeni kurulmuş olması mutlak bir koşul mu? Bu patrona girişimci demeyeceksek, babasının küçük bir kasabada kalmış şahıs şirketini ülke çapında bir şirketler topluluğuna dönüştürme girişimini nasıl adlandırılacağız.

    Ödüllü bazı genç girişimcilerimiz, babalarının şirketleri ile yetinmeyip üstüne ciddi ataklar yaptılar. Onlara “girişimci değilsiniz” mi diyeceğiz.

    😉

    Benim yazdıklarımda kelime oyunu yok. Kavramsal konularda kelime oyunu yapmam.

    Ama kavramların kelimeleri farklılık gösteriyorsa, o ayrı. Bu firmalara “kurumsal” diyenler, neyin KURUMSAL olduğunu bilmeyenler. AŞ veya LTD olunca “şirket oldu, kurumsallaştı” sananlar var. Bu nedenle dizinin ilk yazısında uyarılarımı yapmıştım.
    😉
    Çıkış noktasını hatırlatayım. Neyin KURUMSAL olduğunu bilmeyen genç arkadaşlar, “kurumsal’da bir gün bile geçirmeyin” yazmışlardı.
    Yukarıda örneğini verdiğim girişimciler de aynı kafa yapısında…
    Bilmemenin muhteşem özgürlüğü… Pablo Neruda’nın toprağı bol olsun.

    😀

    İnsanın olduğu yerde “tek doğru” olamıyor. Ama “en doğrusu ne?” diye sorarsak, yanıtı genelde aynı olur.

    Onu da gelecek yazılardan biri(leri)nde yazarız.

  4. Yukarıda, “o yolculuktan çok anı ile döndüm” demiştim. Onlardan biri bu linkte

  5. Aynı patrona ilişkin başka bir anı

  6. Aynı şirketten başka bir anı

  7. Aynı firmaya ilişkin başka bir anı

Yorum Yazın