3 July 2013 Wednesday

Yine genelleme

24 Haziran 2013’de yayınladığım Tuz alıp koşmak yazısında “seçim barajı düşürülmeli” sloganı atanların konuyu ne kadar sorguladıklarını, öğrenip öğrenmediklerini irdelemeye çalıştım.

Örneğin her bir etnik grubun partisi olmasına aynı hoşgörüyle bakabilecekler miydi? Finlandiya’daki “İsveç’li Halkın Partisi” örneğini verdim ve Türkiye’de böyle bir oluşum (L&G Partisi, Ateistler Partisi, Komünist partisi, Laz Partisi, Kürdistan Partisi, Gürcü Partisi, Çerkez Partisi, hatta Kabertay Partisi, Abhaz Partisi, vb…) ihtimaline nasıl bakacaklarını da sordum. 

Gelen yorum şöyleydi:

Gençlerin dünyadan bihaber olduklarını iddia edip iktidarın değirmenine su taşımak da bir yöntem; yalnızlaştırmak ve ötekileştirmeyi bu kadar içselleştiren bir başbakanımız olunca sizin gibi akademisyenlerin tavrına inanın ki şaşırmıyorum.

Ben açıkcası bu kadar az yazı içinde, bu kadar çok genelleme yapılabilmesine şaşırıyorum. Ve inanıyorum ki Bernard Shaw‘un dediği gibi “Bu söylediğim de dahil olmak üzere, bütün genellemeler yanlıştır.

😛

Baraj düşüklüğünün yaratacağı başka bir etkiyi bugün Mine Kırıkkanat ( @mkirikkanat ) yazmış.

secim-baraj

Baraj düştüğü zaman kemikleşmiş oyu olan partiler daha düşük yüzdelerle iktidar olabilir. Yani baraj düşmesi onların işine daha çok yarayabilir.

🙁

Aslında yazma nedenim önceki yazıyı tekrar etmek değil.

Dikkat ediyorum da, ne zaman sorgulamayı ve/veya öğrenmeyi öneren bir yazı yazsam “benim gibi akademisyenler” genellemesini görüyorum.

Hakkımda hiç birşey bilmeyen, tweet’lerime hiç bakmamış, yazılarımın 15 – 20 tanesini okumamış, “neden okuyayım ki?” diye kendisini haklı çıkarma yolunu bulan bu arkadaşlar için şimdi yazayım da… daha sonra gerektiğinde sadece bağlantısını göndereyim.

😉

Her kim ki sorgulamaktan ve öğrenmekten kaçar, aslında cehaleti savunur.

Her kim ki cehaleti savunur, ya egemen güçlerin ya da esen rüzgarın oyuncağı olur. Hiç sorgulamadığı yerden zarar görür. Sonra başkasını suçlar. 

😀

Bugünler tüm dünyada yeni oluşumların doğuşunu müjdeliyor. Bu nedenle günümüz gençliği için şanslı bir dönem. Sadece içinde yaşayarak geçmişten farkını ve sunduğu fırsatları anlamayabiliriz.

  • Mevlana “O balıklar ki deniz içindedirler, denizi bilmezler” demiş.

Bu nedenle okumayı, öğrenmeyi, düşünmeyi ve sorgulamayı öneriyorum.

Şahsen, hızlı değişen bu dünyada bugüne kadar doğru bildiklerimi bile sorgulanmaktan kaçınmıyorum. Hatta bundan keyif duyuyorum. Bu doğrultuda yaklaşık 2 ay önceki bir yazımın son cümlesiyle bitireceğim.

Yaşanabilecek en güzel zamanlar, çünkü neredeyse bildiğini sandığın her şey yanlış.

😀

 

Etiketler: , , , , , ,

Kategori: yaşamın içinden

“Yine genelleme” yazısına şu ana kadar 2 yorum yapılmış:

  1. Ahmet Karlı :
    3 July 2013
    10:09 am

    Esas mesele barajın düşürülmesi değil iki aşamalı seçim sistemi olmalı bence. Barajı düşürünce ortaya çıkan koalisyon hükumetlerini görmedik mi?

  2. Fatih Cantürk :
    3 July 2013
    12:19 pm

    ”Neden okuyayım ki?” ya da ” Neden sorgulayayım ki?”
    Sevgili arkadaşımız neden konfor alanından uzaklaşsın, neden zihninde çatışmalar yaşasın ki, neden gerçeği bilsin ki?… Nasıl olsa kestirmeleri seviyoruz biz. Kitabın ön sözünü okumak, başlıklara bakarak karar vermek, dinlemeden, araştırmadan konuşmak en sevdiğimiz alışkanlıklarımız.
    Bir çok şey’in detayına baktığımızda hiç bir derinliği olmayan malumat düzeyinde içerikler olduğunu görüyoruz!
    Agzı laf yapan adam seviyoruz ya biz, sanırım o sebeple tüm bu teraneler. 1-2 anlamlı soru sorduğunda kilitlenip kalırlar her nedense bu çok bilmiş arkadaşlarım 🙂

    Onlar kendi yalanları ve hikayeleriyle kendini haklı, önemli, bilgili görmeye devam edecektir. İşin kestirmesi, zihnin konfor alanı tam da bu noktadır bana göre
    Oysaki bıraksak egolarımızı bir kenara bıraksak, gerçeği bilmek adına sıvasak kollarımızı, düşünsek, okusak, dinlesek, sorgulasak hep birlikte, işte o zaman bizden adam olacaktır.

    Tüm bildiklerimi unutup okumaya, dinlemeye ve sorgulamaya başladığım andan itibaren ne kadar hastalıklı fikir, düşünce ve malumatlara sahip olduğumu çok daha iyi gördüm ve görmeye devam ediyorum…

    Birazcık sancılı bir süreç olsa da bu süreç, bunların sonucunda gerçeği bilmek-görmek, hayatı anlamlandırmak, o sancıları çekmeye fazlasıyla değdiğini görüyorum.
    İnanmadığım bir yanlışın keyfini sürmektense, inandığım doğrunun acısını çekmeyi yeğliyorum. Bu öyle bir süreç ki, bazen rüzgara doğru işemek gibi bir şey. Üstüne sıçratmamak için çok güçlü olman lazım.Vucudunun en derinlerinde bulunan proteinlerin zerresine kadar ihtiyaç duyarsın. (bilgi, donanım) Rüzgarı yenip üstüne sıçratmadığında alkışlanırsın… Aksi takdirde sana yolunda derler, deli derler, aksi derler, derler de derler 🙂
    Magazin aklıyla çözümlenemez bu sorunlar. Oturup kafa patlatmak lazım biraz. Sen şunun adamısın ya da adam haklı demekle, hiç bir şey yazmadan (Yine kestirme 🙂 ) bir adım ileriye gidemeyeceğimizi görüyorum.
    Kısaca kalabalıklarda artistlik yapmanın alemi yok. Bu işlerin tenhası da var 🙂

Yorum Yazın