7 July 2018 Saturday

Plak ve Pastırma

Baş harflerinin aynı olması dışında, plak ve pastırma arasında ne ilişki var?” diye sorulsa nasıl yanıtlardınız.

Pastırma dilimi ve plakın ince olmaları…” diye yanıt vermek de mümkün. Bence plak kalınlığı, pastırma dilimi için çok fazla. Büyüklerimiz “Pastırmayı göz hizasında tutup Boğazın bir kıyısından bakınca, diğer yakayı görmeli“derlerdi.

😉

Müzik endüstrisinin değişimine şurada değinmiştim. Gramofon ve taş plak ile başlayan yolculuğun, hemen her seferinde bir önceki aşamayı yok ederek PVC plak, kaset teyp, CD, MP3, iPod ve Spotify ile “yıkıcı değişim” örnekleri yaratarak devam etti.

Asıl büyük değişim, plak’ın çıkması. Müzik’in bir endüstri haline gelmesi plak’ın sonucu. Plak sayesinde müzik saklanabiliyor ve istendiğinde yeniden dinlenebiliyor oldu.

Bilmecenin yanıtı da bu: saklanabilirlik.

muzik-1

Bu kavram çok önemli. Çağlar boyunca çok çaba sarfedilmiş. Bahar veya yaz mevsimlerinde bolca olan yiyecekleri kışın da tüketebilmek için turşu, reçel, meyve kurusu, pestil, salça, sucuk, pastırma, salamura, tuzlama, isleme (füme), tarhana gibi yöntemler bulunmuş. Sonra buzdolabı icat edilmiş.

Plak sayesinde sadece saklanabilirlik değil, çoğaltılabilirlik de başlıyor. Tıpkı matbaanın ortaya çıkışı gibi.

Müzik ve kitap, çoğaltmak ve saklamak açısından dijitalleşmeye en uygun sektörler. Tıpkı habercilik – gazeteler gibi. Bu da üzerinde durmaya değer bir konu.

🙂

Saklamak konusundaki çabalar, birçok farklı sektör yaratmış. Buzdolabı sadece bir tanesi.

Yıkıcı değişimin nereden geleceği belli olmaz” diyorlar ya. Pazarlamanın temel öğretisi olan “hangi ihtiyacı karşıladığı” dikkate alınırsa, yıkıcılığın nereden geleceği daha sağlıklı tahmin edilebilir.

Bu da başka bir yazının konusu ve devamı gelecek.

😉

İyi hafta sonu diliyorum.

.

14 June 2018 Thursday

2018 Dünya Kupası

Beni yakından tanıyanlar, futbol konusunda bir yazı başlığı görünce şaşırmışlardır.”Hangi takımı tuttuğumu” soranlara, “Futbola ilgim, mikrobiyolojiye olan ilgimden daha az” diye yanıt veririm. Takım tutmam ve futbolla da pek ilgilenmem.

2018 dünya kupası ile ilgili görsel sonucu

Bu kupayla ne işim olduğunu soracak olursanız, sadece 2 eski yazımı hatırlatmak istedim.

Birincisi, 27 Şubat 2014’de SAP’nin (o zamanki) Inovasyon Takım Lideri Cenk Sezgin ile sohbetimi yazmıştım. Bu uzun yazının son paragraflarında SAP’nin kurucularından biri olan  Dietmar Hopp’un gençliğinde oynadığı 3.300 kişinin yaşadığı küçük bir köy kulübü olan TSG 1899 Hoffenheim’ı 2000 yılında Alman 5.liginden devralıp 8 senede Alman birinci ligi olan Bundesliga’da oynamasını sağlayan “bilgi yönetimi“nden söz edilmişti.

SAP-analytics-1302

İkinci yazı ise, 13 Temmuz 2014‘de yayınladığım “Finali Büyük Veri Kazanır mı?” yazısı. Alman milli takımının 7 – 1’lik Brezilya galibiyeti sonrasında yayınlanan “12’inci oyuncu büyük data’ydı” (Germany’s 12th Man at the World Cup: Big Data) yazısına değinmiştim.

Sizce finali duygusal söylemler ve motivasyon mu, veri bilimini spora uygulayabilenler mi kazanır.

😉

EKLEME: Sosyal Mecralarda görebildiğim tahmin linkleri:

.

12 June 2018 Tuesday

Fikir ve Uygulama

Aşağıdaki fotoğrafı 2 gün önce, Ankara Aşağı Ayrancı’da çektim.

Ortasında bir ekran olan bu sarı kutu duvarını Türkiye’de ilk ne zaman görmüştüm biliyor musunuz? Muhtemelen tahmin edemezsiniz.

Bukoli‘nin lansman günüydü…  Hilton otelinin balo salonunda bir köşede bu sarı kutulu duvar inşa edilmişti. Adımızı ve soyadımızı, TCKN numaramızı ve bize verilen şifreyi girdiğimizde, lansman hatırası olan zarfı almıştık. Başka yerde kullanmadığım ikinci adımı girmeyince, ilk denemem başarısız olmuştu.

🙂

Bukoli maalesef yaşamına devam edemedi. Geçen sene bu günlerde kapanma mesajını yayınladı.

Bu sarı kutu duvarını görünce 2 eski yazıyı hatırladım:

Kendime de iğne batırayım. Beni uzun yıllardan beri tanıyan dostlarım biliyorlar.

  • Hem iş arayana, hem de eleman arayana yardımcı olacak bir altyapı kurma işine kalkıştım. Bence buna gerçekten ihtiyaç vardı. 1986 yılıydı. Internet okulların dışına pek çıkmamıştı. Doğal olarak yürümedi. [yenibiris.com veya kariyer.net ortaya çıkınca, “Aklıma gelmişti” demedim, “Başaramadım” dedim.]
  • İstanbul’daki ofisiniz” diye ofis paylaşımı işine de kalkıştım. Gazetelerde sayfalarca röportajlar yayınladı. (Aşağıda bir örneği var.) 1996 yılıydı. Internet yaygınlaşmamıştı. Doğal olarak yürümedi. [Workinton veya Kolektif House ortaya çıkınca, “Aklıma gelmişti” demedim, “Başaramadım” dedim.]

Bu vesileyle tekrarlayayım. Fikir önemli değil, uygulama önemli.

😉